GÜNÜN SÖZÜ

Bir iktidarın kötüye kullanılmasını önlemek için, iktidarın iktidarı sınırlayacağı bir düzenleme gerekir.//Montesquieu

 

 

17 Temmuz 2018 04:57 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » İdris TÜRKTEN » Megri Megri*

Megri Megri*
Tarih: 14 Ocak 2016 Yazar: İdris TÜRKTEN-Tekniker Kategori: Güncel

Megri Megri*

(Tuz'un Koktuğu Yerde Adalet Firar Eder)

Cumhuriyet tarihimizin son 13 yıllık döneminde hükümet, Türk demokrasisinin alışık olmadığı tarzda bir yönetim sergiliyor. Yaptığı icraatların, çıkışların her seferinde muhalefet karşı çıkıyor, direniyor bağırıyor çağırıyor ama en sonunda onunla birlikte masaya oturmak zorunda kalıyor. Yandaşlar ise; "kafa yormağa değmez ben bilmem büyüklerimiz bilir, onlar ne derse o olur" tarzında.

- Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinde,

-Çözüm sürecinde,

-Erdoğan'ın, cumhurbaşkanı oluşunda,

-Anayasa ve Başkanlık tartışmalarında hep böyle olmuştur maalesef.

Şayet Sayın Gül'ün C.Başkanı seçildiğinde mecliste yeterli çoğunluk bulunmasaydı, (sağlanmasaydı) belki de Gül'ün yerine başka birisi seçilecekti. Ama neylersiniz ki sihirli bir el! Geldi dokundu ve Gül seçildi.

Çözüm sürecinde muhalefet bağırdı çağırdı dinleyen yok. Bundan sonra analar ağlamayacaktı, gözyaşları dinecekti. Kılıçtaroğlu baktı olacak gibi değil, kendi milletvekilleri dahi PKK'lı iyi çocuklarla! Dağlarda gezmeğe başladı, "bari şu işin bir ucundan da ben tutayım, bizim de gözyaşı dindirmede katkımız olsun" dedi.

Ama zamanın başbakanı kendisini o kadar inandırmıştı ki, "Milli birlik ve kardeşlik başlığı altında ki Çözüm sürecine" böyle bir fırsat yakalamışken neden başarılarıma başkalarını da ortak edeyim deyip reddetti, gölge etme başka ihsan istemez diyerek.

Bu güne baktığımızda, değil anaların gözyaşlarının dinmesi, göz pınarları kurudu anaların göz pınarları! Hiç böyle olacağını bilebilseydi Kılıçtaroğlunu almazmıydı yanına, her zaman yaptığı gibi bütün suçu yüklerdi onun omuzlarına sıyrılırdı işin içinden.

Muhalefet'in taktiksel hatası, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesine vesile oldu ve o gün, bu gündür Türkiye'nin güneydoğusunda adı konulmamış asimetrik bir savaş varken, her gün ikişer üçer şehit haberleri gelmesine rağmen başkanlık ta başkanlık! Sanki Türkiye'nin tek eksiği BUymuş gibi.

Muhalefet bunda da ilk baştan karşı çıktı, başkanlığa hayır, anayasanın ilk dört maddesinin kılına zinhar dokundurtmayız! Dedi ama sonunda kabul etmiyoruz ama getirsinler tartışalım demeğe başladılar. Zaten getirsinler tartışalım değip'te masaya oturmak, bu işi kabul ediyoruz demekten ibarettir. Yeni anayasa yapma konusunda ise aşağı yukarı hepsi hemfikir. Hâlbuki yeni anayasa yeni bir devlet kurulurken yapılır, mevcut anayasanın aksayan yönleri varsa tadil edilir, düzeltilir.

**  **  **

Beyazıt Öztürk Olayı (Beyaz Şov)

Programı izlemedim olayın mahiyetini basından ve medya'dan takip ediyorum. Anladığım kadarıyla Beyazıt Öztürk'e, yargısız infaz yapılıyor. Program'a Güneydoğu vilayetlerinden bir bayan telefonla bağlanıyor ve: "Siz orada eğlenirken burada çocuklar ölüyor" diyor. Kadın başka neler söylüyor bilmiyorum ama Beyazıt Öztürk, bu bayanı salondaki seyircilere alkışlatıyor. Bütün olay da bu alkıştan sonra kopuyor. Vay efendim öyle birisini nasıl alkışlatırsın, nasıl telefon bağlantısı kurup konuşursun!

Sarayın danışmanından veryansın, yandaş basın kalemşörü Cem Küçük'ten veryansın, savcılar derseniz anında hazır ve nazır derhal soruşturma'nın fitilini ateşliyorlar.

Her gün ikişer üçer şehit cenazesi gelirken o tür eğlenceleri bende yadırgıyorum, hiç değilse şehitlere ve şehit ailelerine birazcık saygı gerekmezmi, hâşâ bu şehitler vatan savunması için değil de komşu kızını ayartmağa gittiklerinde mi canlarından oluyorlar?

Aslında işin esası, suçluluk psikozu içerisin de yaptıkları hataların bedelini birilerine ödetmek.

Yoksa son yılları gözünüzün önünden sinema şeridi gibi geçirecek olursanız hangi işleri kanuna uygun, Hangisi soruşturma gerektirmiyor?

-Çözüm süreci müddetince PKK'lıların şehirlerimize silah yığınağı yapılırken görmezden gelinmesi,

-Bebek katili terörist başı ile devleti aynı masaya oturtup teröre çare aranması,

-Devlet yöneticilerinin bizatihi kendileri olmak üzere terörist başına methiyeler dizmeleri,

-Türkiye'ye girmesi bile yasak olan Şivan Perver'i topraklarımıza getirtip şehit ailelerinin gözlerinin içine baka baka el ele tutuşup "megri megri" türküsünü söylemek hangi hukuka uygun,

-En başından Cumhurbaşkanının oturduğu saray, kanunlara ve imar planına uygun olmadığından adına kaçak saray denilmiyormu?

Muhalif milletvekilleri tarafında sürekli savcılara suç duyurusunda bulunulduğunda bunların hangisi görevini lâyıkıyla yaptı?

Bu yüzden tuz'un dahi koktuğu ülkede hukukçuların ortaya çıkıp suçlu aramasına en hafifiyle:

"Hadi canım sende" denilmezde ne denir?

Saygılarımla.

 

*Megri Megri Şivan Perver ve İbrahim Tatlısesin devlet erkanı önünde söyledikleri PKK'lı bir terörist için yakılmış ağıt.

Megri: Ağlama

 

 

14 Ocak 2016

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi idristurkten_1@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Şiirleri

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu