YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Kültür - Sanat » Oğuz ÇETİNOĞLU » Aral'ın Sırları

Aral'ın Sırları
Tarih: 02 Eylül 2015 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Kültür - Sanat

Aral'ın Sırları

Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde Araştırma Görevlisi olarak hizmet vermekte olan Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak Orta Asya'da gerçekleştirdiği ilmî araştırmalar neticesinde ulaştığı bilgiler hakkında şu bilgileri veriyor:

'Küresel ısınmanın had safhada olduğu bölgede, kuruyan Aral Gölü'nün tabanında Türk kültür tarihinin izleri çıktı. Özellikle Aral'ın 25 metre derinliklerinde, Korkut Ata Devlet Üniversitesi'nin yürüttüğü kazılar sonucu ortaya çıkarılan Kerderi Bölgesi'ndeki Kerderi kümbetleri ve arkeolojik kalıntılar Anadolu'dakilerle aynı. Turan yolunda yaptığım gezilerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki kiliselerin de Kıpçak Türklerinin menzil kiliseleri olduğunu tespit ettim. Çünkü Kazakistan'daki 'Akiler'in, bu günkü ismiyle Ahi Teşkilatı'nın ilk kuruluş yeri buradır. Bu teşkilatı incelediğim zaman Osmanlı Devleti'ni 622 sene ayakta tutan etkenin Âhilik Teşkilatı olduğu ortaya çıkmaktadır. Ahilik Teşkilatı'nın merkezi incelendiğinde, Kıpçakların Aral'daki Akkurgan'dan başlayıp Selçuklunun başkenti Cankent'ten, o bölgeden hareket ederek Anadolu'ya iki koldan geldiklerini görüyoruz. Müslüman olan Oğuzlar Türi-İlkmen/Türkmen adını alarak Selçukluları oluşturup Anadolu'ya ilerlerken, Hıristiyan olan Oğuz ve Kıpçaklar ise Gürcistan üzerinden ilerleyişlerine devam ediyorlar. Bu arkeolojik ve etnografik bulgular bir araya geldiği zaman, Türklerin dünya medeniyetine katkıları olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Fakat 'Ahilik Yolu' dediğimiz İpek Yolu zamanla gözden kaçmış. Oysaki Kıpçak boyları olan Çıldır Atabekleri, 1576'ya kadar Hıristiyan olarak yaşamış, Lala Mustafa Paşa'nın Erzurum'a vali olmasından sonra Müslümanlığı seçmişlerdir. Çıldır Atabekleri, Müslüman olduktan sonra Ahilik sistemiyle yaptıkları menzil kiliselerinin yerine menzil külliyelerini oluşturuyorlar. Böylece kültürün devam etmesini sağlıyorlar.'

6 yıllık çalışmanın sonunda yazdığı 'Tur-an yolunda 'Aral'ın Sırları' isimli kitabıyla Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV)'ın 2007 yılı 'Türk Dünyası'na hizmet ödülü'ne lâyık görülen Parlak; Orta Asya'daki kaya resimlerinden yola çıkarak, tarihi İpek Yolu'nu kuran Kıpçak Türkleri'nin ticaret yoluyla kültürlerini Roma'ya oradan da Avrupa'ya yaydıklarını tespit ettiğini belirterek bugün Hıristiyan âleminin dini sembolü olan haç, Almanya'da ve birçok Avrupa ülkesinde bereket Tanrıçası sembolü olarak kullanılan Simurg kuşu gibi birçok ögenin, binlerce yıl önce Türkler tarafından kullanıldığını açıklıyor.

Halı ve kilimlerdeki motiflerde özellikle Dış Oğuz'u temsilen Ok damgası, İç Oğuz'u temsilen Oğ damgasını ve ikisinin karışımından meydana gelen Oğuz damgasını saptadığını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Parlak şunları yazıyor:

'İç Oğuz'un kullandığı Oğ damgası, çadır evlerin (keçe- Kiyüz evler) tepe penceresinin formunu teşkil eden motiftir. Söz konusu motif günümüz Kırgızistan'ının bayrağında da karşımıza çıkmaktadır. Dış Oğuz'lar ise dünyanın dört bir tarafına turlanıp gittikleri için Ok damgasını kullanıyorlardı. Dış Oğuzların bilinen diğer ismi de Kıpçaklardır. İpek Yolu'na hâkim olan Kıpçaklar, gittikleri yerlere bu motifleri götürdüler. Bu motifler içerisinde özellikle güneşi temsil eden 'Oz' damgası yani çarkıfelek, Avrupa'da gamalı haç olarak karşımıza çıkıyor. Dış Oğuz'un Ok damgası ise, Kıpçakların bir kısmının Hıristiyan olmasıyla birlikte üçüncü yüzyılda Avrupa'ya taşınıyor. Oğuzların güneş damgası Tunç devrinde Azerbaycan'daki kaplarda, Erzurum'un Oltu İlçesi'ndeki koç ve koyun heykellerinde bulunurken, 'Ok' damgası ise Kıpçaklar Hıristiyan olduktan sonra Avrupa'da haç olarak kullanılmaya başlanıyor. Hıristiyan âleminin simgesi olan haçı Türk dünyasının halı ve kilim dokumalarında, yine Ahmet Yesevi Türbesi'nin tuğla dekorasyonu arasında görebilirsiniz. Yine yarısı kartal, yarısı pars olan Dış Oğuz'un ongunu Simurg kuşu figürü, İpek Yolu'nun her yerinde karşımıza çıkıyor. Tataristan ve Hakas Devletleri'nin arması, Kazakistan'ın millî simgesi olan Simurg, Hunlar'dan itibaren bir çok Türk Devleti'nin yanı sıra Roma'nın kurucusu Tursakalardan meydana gelen Etrüksler aracılığıyla İtalya'da ve Almanya'da kullanılmaktadır. Türkistan'da bulunan Bayındır'dan İzmir'deki Bayındır'a getirilerek gemilere yüklenen mallar, Kıpçaklar tarafından deniz yoluyla İtalya'ya taşınıyordu. Böylece Kıpçaklar, kültürlerini de Avrupa'ya aktarıyordu. Orta Asya'daki Turan Denizi'nin Ege'de Tiran Denizi olarak karşımıza çıkması da bunlara örnek teşkil ediyor. Orta Asya'daki kaya resimleriyle İtalya ve bu bölgedeki amblemlerin sırrı budur.'

Erzurum Atatürk Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak, halı ve kilim motiflerini araştırmak için gittiği Kazakistan'da, Orta Asya'da yaşayan Türklerin Kıpçaklar aracılığıyla Avrupa'ya taşıdıkları kültürün izlerini buldu.

Son buzul döneminden sonra insanların Orta Asya'daki Turan ovası civarında yeniden hayata başladıklarını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak; "Bu bölgede yaşayan insanlar, Kıpçak Türkçesi'nde 'an' olarak nitelendirilen hayvanları, yine hayvanların şahı olan Şahan'ı, kartalı ve diğer kuşları evcilleştirerek, günlük hayatta yararlandılar. 'Turan Yolu'nu daha sonra 'İpek Yolu', 'Baharat Yolu' ve günümüzde de 'Enerji yolu' adını aldı" diyor.

Dr. Parlak'tan edinilen bilgilere göre; 'Osmanlı Devleti'nin bayrağında yer alan üç hilal, bozkırdaki yarı göçebe hayatı temsil eden Akkır'ı, İpek Yolu'nu anlatan Akyol'u ve ince şehir hayatını gösteren Akkurgan'ı simgeliyor. Ve bu ince şehir hayatıyla kültür ve medeniyetin beşiği durumundayız. Ancak bugün batı, bizi yalnızca bozkır hayatıyla ön plana çıkarıyor. Orta Asya'daki kaya resimleri incelenirse, Türklerin binlerce yıl önce Bering Boğazı'nı nasıl aştığını, dünyaya nasıl ulaştığı görülür.'

Öyle anlaşılıyor ki yaklaşık 4 yıl bölgede kalan Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak, halı ve kilimlerde kullanılan motiflerin her birinin birer damga olduğunu belirilemek suretiyle elde ettiği ipucunu tâkip ederek ulaşacağı bilgi ve belgelerle, Türk tarihi ile birlikte dünya tarihinin de yeniden yazılması gereğini ortaya koyacaktı.

Yayın yılı belirtilmeyen eser, 20 X 28 santim ölçülerinde, kuşe kâğıda basılı, 164 sayfadır.

TÜRK DÜNYASI İNSAN HAKLARI DERNEĞİ:

Genel Merkez: Trabzon. Telefon: 0.532-313 80 91 Belgegeçer: 0.462-325 70 75 e-posta: info@turkdunyasihd.org www.turkdunyasi.org

 

 

 

 

Yrd. Doç. Dr. TAHSİN PARLAK:

Erzurun Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Türk El Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi 56 yaşındaki Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak, Ahmet Yesevi Üniversitesi'ne görevli gittiği Kazakistan'da kaldığı evde doğalgazdan zehirlenerek vefat etti.

Dr. Parlak'ın Erzurum'da oturan ailesi, uzun süre iletişim kuramayınca bu ülkedeki Türk Büyükelçiliği'ni arayıp yardım istedi. Büyükelçilik görevlileriyle birlikte kaldığı eve giden Kazak yetkililer, ilim adamının cansız bedeni ile karşılaştı. Kazak yetkililer, Dr. Parlak'ın doğalgaz zehirlenmesinden öldüğünü belirtiler.

Ölümü şüpheli bulunan Parlak, daha önce evine giren kişilerin saldırısına uğramış ve pencereden atlayarak canını kurtarmıştı. Tahsin Parlak, özellikle yöreye özgü halı-kilim ve eski kumaş desenleri konusunda uzmandı.

1999-2001 yıllarında Kazakistan'da Başbakanlık Türkiye İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) adına Aral Bölgesi El Halıcılığı Geliştirme Projesi'ni yürüttü. Kazakistan Bilimler Akademisi'nde doktorasını tamamladı. Kazakistan'da Korkut Ata Devlet Üniversitesi'nde de bir süre öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Yrd. Doç. Dr. Parlak, son dönemlerde özellikle Türk dünyası ve Türklerin kökenleriyle ilgili yaptığı kültür tarihi araştırmaları, bu konulara ait yayınladığı kitaplarla dikkatleri üzerine çekmişti. Hıristiyan inancının simgesi haç ile Nazilerin de kullandığı gamalı haçın Türk kültürünün birer ürünü olduğunu arkeolojik ve etnografik bulgularla ortaya koyan ve 17 yıldan bu yana Atatürk Üniversitesi'nde görevli olan Yrd. Doç. Dr. Parlak'ın cenazesi Erzurum'a getirilerek toprağa verildi.

 

 

 

DERKENAR

 

ARAL GÖLÜ

İnsan toplulukları, coğrafya parçalarını vatan haline getirirler. Seçim sırasında, yerleşilecek toprakların zenginliği ön planda tutulur. Su, toprak zenginliği sağlayan en önemli unsurdur. Aral Gölü, böyle bir zenginliğin merkezi olduğu için Türk topluluklarını kendisine çekmiştir. Tarihî adıyla Amu Derya ve Siri Derya, günümüzdeki isimleriyle Ceyhun ve Seyhun ırmakları, asırlar boyunca Aral Gölü'ne hayat taşıdılar.

Amu Derya (Ceyhun) Irmağı, Tacikistan sınırları içerisindeki Hindikuş Dağları'ndan doğar. Uzunluğu 2.500 kilometredir. Siri Derya (Seyhun) Irmağı'nın bir kolu Tienşan Dağları'nın Kazakistan'da kalan bölümünden, diğer kolu ise, Özbekistan'ın başşehri Taşkent'e hâkim dağlardan doğar. Bu iki kol, yine Özbekistan sınırları içerisindeki Fergana Vadisi'nde birleşir. Uzunluğu 3018 kilometredir. Her iki nehir, tabii havzası ve sulama kanalları ile yaklaşık 500.000 kilometrekarelik bir alana su verir. Aral Gölü'ne ulaştıklarında, iyice cılızlaşır. Gölün ihtiyacı olan suyu ona veremezler. Bu sebeple, Aral Gölü'nün su ile kaplı alanı, 68.000 kilometrekareden 15.000 kilometrekareye düşmüştür. Su yüzeyinin deniz seviyesinden yüksekliği de 53 metreden 12 metreye inmiştir. Ölüm fermanının imzalandığı tarihlerde Aral Gölü, Marmara Denizi'nin 5 katı büyüklükte idi. İçerisinde 25 ayrı çeşit balık yaşayabiliyordu.

Aral Gölü'nü, çağımızın en büyük tabii felaketi haline getiren gelişme, bu değişimlerle meydana geldi. Gerek su seviyesinin azalması, gerekse tarım alanlarında kullanılan ilâç artıklarının su yolu ile Aral Gölü'ne  gelmesi  sebebiyle,   su canlıları tamamen yok oldu.

Aral, dünyanın dördüncü büyük gölü idi. Hazar Denizi'nden 78 metre yüksekte idi. Birbirlerine kanalla bağlı idiler. Kanal gemileriyle yük ve insan taşımacılığı yapılabiliyordu. Olumsuz gelişmeler neticesinde bölgede hayat ve ekonomi felç oldu.

Aral Gölü, ilim adamları ve çevreci kuruluşların ilgi odağıdır. Yıllar süren araştırmalara rağmen, paraca destek bulunamadığından, gölün tamamen kuruması ve kapladığı alanın çölleşmesi engellenemiyor. Hızlı gidiş durdurulamazsa, 10 yıl sonra göl, çöl ortasındaki bir çukur olarak bölge coğrafyasındaki yerini almış olacak.

Aral Gölü, sâhibi olduğu zenginliklerle, çevresinde 5.000 yıl devam edegelen bir yerleşim alanı oluşturmuştu. Üzerindeki 1.200'e yakın adacıkları ile ilgi çekici bir turizm bölgesi idi. Bölgeyi yurt ve yerleşim alanı olarak seçen Türklerin zevk sahibi olduklarını ispatlayan bir dünya cenneti idi.

Moskova'daki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) yöneticileri, pamuk... daha fazla pamuk istediler. Çevre bilincine sahip olmayan tarım uzmanları, emirleri yerine getirdiler. Aral'a hayat veren sular, pamuk tarlalarına yönlendirildi. Sular toprağa hayat verdiler. Toprak, pamuk verdi. Pamuklar rubleye, rubleler dolara dönüştü. Dolarlar, SSCB'nin propagandasında kullanıldı. Kazanan olmadı, Kaybeden, bölge halkıydı. Topraklar çöl oldu. Hava, zehir doldu. İnsanlar, zehir solumaktan hastalandılar, öldüler. Bazıları ise yaşayan ölü hâline geldiler. Aral çaresiz, insanları dermansız, görenler üzgündür. Ozan olsanız, türkü yakabilseniz... bir Aral Ağıtı çıkar ortaya. Dinleyenleri ağlatan...

 

OĞUZ ÇETİNOĞLU

KUŞBAKIŞI:

GÜVENLİ BAĞLANMA:

Âdem Güneş'in yazdığı kitap,  16,5 X 22,5 santim ölçülerinde, 176 sayfadır. 2014 yılında yayınlanmıştır. 

Hayat bağlanmalardan ibarettir. Önce anneye sonra babaya, aileye ardından hayata ve yaşamaya bağlanma...

Yaşama sevincini kaybetmiş kişiler bağlanamayanlardır.

Birçok psikolojik problemin kökeninde bağlanamamak veya bağlanmanın şiddetini ayarlayamamak vardır. Ve bu duygu yüklü özellik, ancak çocukluk yıllarında edinilir.

Bağlanma; ebeğin, kendisini tamâmen bebeğine bırakmış annesinin kucağında huzur bulmasıyla başlayan, yetişkinlik yıllarında romantik bağlanmalara kadar devam eden hayatın ana çizgisidir.

Pedagog Âdem Güneş Güvenli Bağlanma isimli kitabında insan olmanın, kişilik gelişiminin, hayatın her döneminde sağlıklı ve doyum veren ilişkiler kurmanın esası olan 'bağlanma' konusunu ele alıyor.

Emzirmeden birlikte uyumaya, aidiyet ilişkisinden ayrılmaya, sütannelikten tuvalet eğitimine, farkında olmadan bebeğe hissettirilen hissî ve psikolojik şiddetten baba-bebek ilişkisinin sınırlarına varıncaya kadar pek çok konuyu 'bağlanma' çerçevesinde değerlendiriyor.

TİMAŞ YAYINLARI:

Alayköşkü Caddesi Nu: 11 Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-511 24 24 Belgegeçer: 0.212-512 40 00                                    e-posta: timas@timas.com.tr /  www.timas.com.tr

ORUÇ BARBAROS SULTAN:

Denizciliğe heves ettiler, tayfa oldular. Azmettiler, çalıştılar, teknenin sâhibi oldular. Oruçla Hızır'la birleşip, deryalara açılıp, yeni yerler ve insanlar tanımak istediler. Reislik hevesine kapılıp reisliklerinden oldular. Köyleri, evleri, kaleleri yağmalandı, sevdikleri şehit edildi, sabrettiler. Yine denize açılıp kendi işlerinde olmayı dilediler ama hapsedildiler. Rablerine yalvarıp kendi kurtuluşları ve cümle İslâm'ın ferahı için yakardılar, kurtuluşa nail oldular. Zaman geldi, sultanlara bey oldular, kâfirlere karşı Müslümanların yardımına koştular. Yaralandılar, uzuvlarını kaybettiler ancak asla yılmadılar, İslâm için cihattan geri durmadılar. Gün geldi ihanete uğradılar ama her durumda tevekkül ettiler. Çalıştılar, cihat ettiler, ihsanda bulundular ve kendi mülklerini edinip, üzerinde sultan oldular. Zevkusefaya düşmediler, Allah yolunda cenk etmekten yüz çevirmediler. Türk adını Mağrip diyarından tüm cihana duyurdular. Belki peşlerinde kabir bırakamadılar ama övünülecek şanlı bir tarihî miras bıraktılar.

Dursun Saral'ın yazdığı, 14 X 21,5 santim ölçülerinde 591 sayfalık kitap, Oruç ve Hızır Reislerin 1478-1518 yılları arasındaki hayatlarının, tecrübelere ve belgelere dayanılarak 'Tarihi Empati / Roman' türünde anlatılıp yazılmasıdır.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT:

İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr e-posta: otuken@otuken.com.tr

20. YÜZYIL HİKÂYELERİ:

Türkiye'de 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, yeni bir anayasa yürürlüğe girdi. Bu anayasa gerçekten Türkiye'nin gördüğü, en geniş hürriyetleri getirmişti. Fakat aynı zamanda Türkiye aleyhinde yer altı çalışması yapan örgütler de getirilen hürriyetlerden faydalandılar. Rus ve Çin emperyalizmine bilerek veya bilmeyerek hizmet eden pek çok yayın o dönemde devreye girdi.

Eli kalem tutan Türk milliyetçileri, hikâye ve makalelerle gençliğe gerçekleri anlatma gayreti içerisinde oldular. Ahmet Karabacak, o dönemde Edip Kemal müstear adı ile kaleme aldığı yazılardan güncel olanlarını bu kitapta toplu olarak okuyucuya sunuyor.

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr www.bilgeoguz.com.tr

 

KISA KISA:

1-YER KUBBE: Hâlit Kakınç / Kırmızı Kedi Yayınevi.

2-POTUS VE BEYEFENDİ: Tolga Tanış / Doğan Kitap.

3-SİPER MEKTUPLARI: Necati İnceoğlu / Remzi Kitabevi

4-TÜRK TARİHİNİN BAĞLANTILARI: Murat Kavaklı / İrfan Yayıncılık.

5-AH ŞU BALKANLAR: Erdoğan Aslıyüce / Yesevî Yayıncılık.

 

 

 

02 Eylül 2015

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.