GÜNÜN SÖZÜ

Mizah zekânın zekâtıdır. Hınzırlık yapılırken ya da anlatılırken insanı güldürür. Halbuki eşeklik ağlatır.//Tarık Minkari

15 Ekim 2018 23:42 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Kültür - Sanat » Oğuz ÇETİNOĞLU » Ermeni İsyanları Günlüğü

Ermeni İsyanları Günlüğü
Tarih: 22 Nisan 2015 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Kültür - Sanat

Ermeni İsyanları Günlüğü

Tarihçi ve Osmanlı Arşivleri Uzmanı Orhan Sakin, 13 X 19,5 santim ölçülerinde, 368 sayfa hacimli 'Ermeni İsyanları Günlüğü 1915 / Osmanlı Arşivleri Yeminli Tanık İfadeleri' isimli eseri ile 'öncelikle Türklere, sonra Ermenilerle birlikte bütün insanlığa hitap ettiğini' belirtiyor. Çünkü eser; dünyanın en kanlı hesaplaşmalarının yaşandığı 1915 yılının, sistemli propagandalarla karartılan yönlerine Osmanlı Arşivi'ndeki belge ve yeminli tanık ifadeleriyle ışık tutmaktadır.

Belgesel niteliği taşıyan kitapta belgeler, güvenilir yerli ve yabancı kaynaklardaki bilgilerle oluşturulan tarihî sürecin içinde yorumsuz olarak yer almaktadır. Yorum, değerlendirme, kanaat ve hüküm, tamamen okuyucuya bırakılmaktadır. Bu yönüyle, benzer yayınlardan ayrılmakta, gerçeğin peşinde koşan insanlara farklı bir bakış açısı sunmaktadır.

Yazar, eserine şu cümlelerle başlıyor:

'1878 yılı mart ayının ilk günleri. İstanbul'da soğuk bir hava hâkimdi. Marmara Denizi'nden esen yağmurla karışık soğuk rüzgâr, zaman zaman fırtınaya dönüşüyordu. Dadyan Arekel'in Yeşilköy'deki büyük ahşap köşkünün rüzgârdan sarsılan panjurlarının tıkırtıları, ayak seslerine karışmaktaydı. Sahiplerinin uzun yıllardan beri, Osmanlı Devleti'nin nimetleriyle elde ettikleri servetin büyüklüğünü mertçe yansıtan ihtişamlı köşkte, bu günlerde büyük bir hareketlilik vardı. Köşkün çevresi, kalpaklı, uzun pardösülü, keçe çizmeli Rus askerlerince kuşatılmış bir haldeydi.

93 Harbi denilen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının galibi olarak Ayestefanos (Yeşilköy)'a kadar gelen Rus Çarının kardeşi Grandük Nikola, konaklamak için Dadyanlarn bu ihtişamlı köşkünü seçmişti. İngiltere'nin müdahalesi sebebiyle İstanbul'a girmeyi durdurmuş, anlaşma masasına oturmuştu. Dadyanların konağında tarihî Âyastefanos Antlaşması'nın maddeleri üzerinde müzakereler yürütülüyordu.'

Tarihi roman havası taşıyan benzeri cümleler, sayfalar boyu devam etmekle birlikte, eserin 'belgesel' olma özelliğine, ciddiyetine ve ağırlığına halel getirmiyor, yalnızca sürükleyicilik kazandırıyor.

Yüz yıldan beri Türkiye'yi ve dünya kamuoyunu meşgul eden 'Ermeni Meselesi', işte bu müzakereler sırasında, başlangıçta önemsenmeyen ve reddedilen bir ricanın, belki de bir 'cins-i latif'' devreye girdiği için müzakere metnine, bir maddenin eklenmesiyle başlıyordu.

Kara elbiseli Ermeni Patriği Nerses Varjebedyan, 'Yapılacak olan antlaşmaya, Ermenilerle ilgili bir madde konulmasını' talep ediyor, Dadyan Arakel'in ipekli elbiseler giyinmiş sevimli kızı da 'lütfen' diyen dâvetkâr tebessümlerle talebi destekliyordu.

Osmanlı heyeti, mağlup tarafın temsilcisi olmanın sebebiyet verdiği ezik ruh hâli içerisinde söz konusu maddeye, neticeye tesir edecek ölçüde itiraz edemedi.  Şark meselesi ile Ermeni meselesi böylece birleştirilmiş oldu.

Metindeki bu madde Ermenilerin çoğunluğunu hiç de memnun etmemişti. Zira onlar çok daha fazlasını bekliyorlardı. Fakat tecrübeli patrik farklı düşünüyordu; gelinen mesafeden memnundu. Çünkü 'Ermeni Meselesi' artık milletlerarası hâle gelmiş oluyordu. Sonraki dönemde Türkler; haklı olmanın rehaveti, Ermeniler ise küçücük bir ipucuna tutunarak büyük ideallere ulaşma gayreti içerisinde oldular.  Bugünkü duruma böyle gelindi.

Orhan Sakin, yalnızca Ermenileri ve mağlubiyetle neticelenen Haçlı Seferleri'nin intikamını almak hayaliyle hak ve adalet kavramlarını paspas yapan batılıları değil, Ermeni tezine destek veren içimizdeki batıcıları da belgelere dayalı delillerle ispat etmek için büyük bir mücadeleye girişiyor. İşte o mücadelenin parlak bölümlerinden biri:

'İstanbul'daki Robert Kolej'in Müdürü Dr. Cyrus Hamlin, karşısındaki Ermeni ihtilalcıyı dinlerken şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Çok zeki ve İngilizceyi, Ermenice kadar iyi konuşan bu adam, ihtilal yöntemlerini ve hedeflerini anlatıyordu:

-Rusların Anadolu'yu işgal etmeleri için ortam hazırlıyoruz.

-Bunu nasıl yapacaksınız? Diye soran Hamlin'in aldığı cevap, insana 'Bu kadarı da olamaz...' dedirten cinstendi:

-Bütün Türkiye'deki Hınçak çeteleri, Türkleri ve Kürtleri öldürmek için fırsat gözetecekler, bunların köylerini yakıp yıkacaklar, sonra da dağlara çekilecekler. O zaman hırstan gözleri dönecek olan Müslümanlar da ayaklanacak ve savunmasız Ermeni köylerine hücum edecekler. Bunun üzerine insanlık ve Hıristiyanlık uygarlığı adına ayağa kalkan Avrupa kamuoyunun desteğiyle Rusya, harekete geçerek Anadolu'yu işgal edecek.

Bu çılgınca hırs, yabancıları bile şaşkına çeviriyordu. Nitekim Hamlin de şaşkınlığını ifade etmekten kendini alamamıştı:

-Bu düşünceniz çok korkunç ve vahşi...

Ermeni ihtilalcının anlattıkları, 1890-1897 döneminde Ermenilerin çalışma yöntemlerini ortaya koymaya yetiyordu. Hedefe giden yolda her yöntem meşru idi. Hedef ise, Avrupa ve Ruslar tarafından Anadolu'nun işgal edilmesi ve sonrasında kendilerine bağımsızlık verilmesiydi. Ama bu hayal bir türlü gerçekleşmedi. Özellikle doğu vilayetlerinde, Müslüman halkı kaçırtıp çoğunluğu sağlama çabaları, Osmanlı yönetiminin aldığı etkin ve gerektiğinde sert tedbirler yüzünden başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Eylemlerin neticesinde ortada sadece ekilen kin, düşmanlık ve nefretin ürünleri kaldı. Bir de düvel-i muazzamanın Osmanlı'dan kopardığı tavizler...

Bu sırada akan Ermeni kanının da bu gözü dönmüş komiteciler açısından hiç değeri yoktu. Hatta gerekliydi de... Nitekim Ermeni ihtilalcı, Hamlin'in kendisini dinlerken içine düşmüş olduğu şaşkınlıktan daha da gururlanmıştı. Düşüncelerini ve planlarını şöylece özetledi:

-Hiç şüphesiz size öyle gelir. Fakat biz Ermeniler kararlıyız. Avrupa Bulgar olaylarını duydu. Bulgaristan7a bağımsızlık verdi. Milyonlarca kadın ve çocuğun çığlıkları ve kanı ile karışacak olan bizim sesimizi de duyacaktır.

Orhan Sakin, eserinin sonraki bölümlerinde, Ermenilerin Müslüman Türk köylerinde yaptıkları katliamları, gün be gün görgü şahitlerinin ifadeleriyle dünya kamuoyuna ispat ediyor.

EKİM YAYINLARI:

Kısıklı Caddesi Nu: 1, A Blok Daire: 6 Altunizâde İstanbul. Telefon: 0.216-651 30 20

Belgegeçer: 0.216-651 98 74 e-posta: bilgi@ekimyayinlari.net www.ekimyayinlari.net

ORHAN SÂKİN:

1960 yılında Yozgat'ta doğdu. İlk ve orta öğretimini burada tamamladıktan sonra Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü 1982 yılında bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortaçağ Türk Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. 1987 yılından itibaren Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde Uzman ve yönetici olarak görev yapmaktadır.

Türk Tarihi ve Kültürü hakkında çeşitli araştırma ve telif eserleri bulunmaktadır. Bir kısmı kolektif çalışma ürünü olan eserlerinin bazıları şunlardır: 1- Makedonya'daki Osmanlı Evrakı (Komisyon-1996), 2- Tarihsel Kaynaklarıyla İstanbul Depremleri (2002), 3- Yadigar-ı İbn-i Şerif (Osmanlı Tıp Metni-Komisyon-2003), 4- Bozok Sancağı ve Yozgat (2003), 5- Eski Türk Dünyasında Bitkiler ve Bitki Kültürü (2005), 6- Mısır Şehzadesi (2006), 7- Simyacı ve Sırları (2006), 8- Mühür (2006), 9- Anadolu'da Türkmenler ve Yörükler (2006), 10- 1915 Ermeni Mezalimi (2006), Bir Osmanlı Askerinin Sıra dışı Anıları (Çeviri - 2007) Orhan Sakin ayrıca; TRT tarafından hazırlanan 'Soykırımın İçyüzü' adlı belgeselin danışmanlığını yaptı (2007).

 

DERKENAR:

 

Huzurlu Günlerden İhanete ve Katliama

 

1000'yi yılların ilk çeyreğinde Selçuklu orduları, Ermenilerin yaşadıkları bölgelerin sınırlarında görünmeye başladı. Ancak bu bölgeler Ermenilerin yönetiminde değildi. 1071'de yapılan Malazgirt Savaşı'ndan sonra söz konusu topraklar, Bizanslılardan Selçuklulara geçti. El değiştirme hâdisesinde Ermenilerin Selçuklulara yol göstericilik şeklinde yardımları olduğu, tarih kitaplarında belirtilmektedir.  İki yüzyıl sonra Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılması ve özellikle Moğol işgali sebebiyle, 1231'den itibaren Ermenilerin yaşadıkları topraklar, Moğol hâkimiyetine girmiştir.

14. yüzyıldan itibaren bölgedeki Moğol hâkimiyetinin zayıflamasının ardından çeşitli Türkmen boyları, söz konusu toprakları kontrolleri altında tutmuşlardır.

1080 yılında Ermeni Prens Ruben, Kilikya bölgesindeki Rum ve Ermeni prensleri sindirerek kendi hâkimiyetini kurmuş ise de bu krallık özünde bir Ermeni krallığı değildir. Yöneticileri Ermeni kökenli olduğu için 'Kilikya Ermeni Krallığı' olarak adlandırılır. Kilikya Ermeni Krallığı özellikle Haçlı Seferleri sırasında önemli rol oynamış ve Haçlı orduları için önemli bir üs olmuştur. Bölgede Memlûk İmparatorluğu'nun yükselmesi ile zayıflayan krallık 1393 yılında Memlüklüler tarafından yıkılmıştır.

Osmanlılarla Ermeniler arasındaki ilişkiler 1326 yılında Bursa'nın fethi ile başladı. Bursa'da Ermeniler vardı. Bunlar, sanatkâr oldukları için Osmanlı Sultanları tarafından el üstünde tutulurdu. Artık Ermeniler Osmanlı Devleti'nde hayatlarının en güvenli ve huzurlu dönemini yaşamaya başlamışlardı. Bu durum; Ermenilerin, Rusya'nın kışkırtması ile Ermenilerin Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmaları başlattıkları tarihe kadar devam etti. Ayaklanmalar sırasında batının desteğini gören Ermeniler, Türkleri caniyane cinayetlerle katletmeye de başladılar. 1915 tehcir kararı su sebeple alınıp uygulandı. Tehcirden sönenler, katliama devam ettiler. Yurt dışında görev yapan diplomatlarımızı kahpece cinâyetlerle öldürdüler.

 

22 Nisan 2015

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu