GÜNÜN SÖZÜ

Alimin uykusu cahilin ibadetinden üstündür.//Hacı Bektaş Veli

11 Aralık 2018 15:39 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Oğuz ÇETİNOĞLU » Konunun Uzmanı Şükrü Server Aya Ermeni Yalanlarını Açıklıyor:

Konunun Uzmanı Şükrü Server Aya Ermeni Yalanlarını Açıklıyor:
Tarih: 18 Nisan 2015 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Güncel

Konunun Uzmanı Şükrü Server Aya Ermeni Yalanlarını Açıklıyor:

Oğuz Çetinoğlu: Ermeniler ve Ermeni tezini destekleyenler nakil ve yerleştirme uygulamasından şikâyet ediyorlar. İhânetlerini ve cinayetleri kabul etmiyorlar. İlk sorum şöyle Efendim:  Osmanlı vatandaşı olan Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı'nda, düşmanla işbirliği yaptıkları gerçeği üzerinde şüphe uyandıracak bilgi ve belge var mıdır?

Şükrü Server Aya: İsyan fikri 1850'lerden beri Fransa, İngiltere ve Rusya tarafından aşılanmış, 1910 Kopenhag Milletlerarası Sosyalist Kongresinde dağıtılan kitapçıkla alenîleşmiştir. Özellikle Berlin Konferansı'ndan (1878) sonra Ruslara tanınan 'Hıristiyanları koruma' hakkı ile resmileşmiştir. İhtilâlcı Cemiyetler (Hıncak ve Daşnak) Rusyalı genç Ermeniler tarafından kurulmuş ve arkasında Kilise olduğundan Türk Ermenilerinin önemli bölümü tarafından benimsenmiştir. Ermenilerin cinayet ve ihanetlerini şüpheye düşürecek tek bir belge yoktur. Buna karşılık düşmanla işbirliği yaptıklarına dair inkâr edilemeyecek kadar gerçek ve çok sayıda, değişik otoriteden yüzlerce ve belki binlerce belge vardır.

Çetinoğlu: Osmanlı yönetimi, Ermenilerin savaş dışındaki bölgelerde geçici olarak iskân edilmesinin dışında başka bir yöntem uygulama imkânına sâhip miydi?

Aya: Nakliye ve ikmal hatlarının ciddî akamete uğratılması ve binlerce askerin cephe yerine, savaş olmayan yerlerde meşgul edilişi sebebiyle, bölgelerin boşaltılması ve çetecilere sığınma-beslenme imkânı bırakılmaması... Askerî zaruret idi. Diğer çözüm, Rusların yaptığı gibi halkı düşmana doğru arkadan sürmek idi. Düşman ateş açarsa ölüm kaçınılmazdı.  Balkanlar'dan gelen muhacirlere de sığınma yeri temin etmek için, yurt içinde geçici iskân, zor ve masraflı çözüm tercih edildi.

Çetinoğlu: Ermeni ve batılı kaynaklar, yalnızca Osmanlı yönetimi tarafından Anadolu'dan alınıp da savaş dışındaki bölgelere yerleştirilen Ermenilerden bahsediyorlar. Oysa ki, Ruslar tarafından götürülen ve kendi rızâsıyla Anadolu'yu terk eden Ermeniler de vardı. Bu konuda bilgi lütfeder misiniz?

Aya: Rus orduları Anadolu'dan çekilirken, rivayetlere göre en az 200.000, vasati 300.000 Doğulu Ermeni kendi istekleriyle Rusya'ya hicret etmiştir. (Bir ABD belgesinde bu sayı 500.000 'dir!)

Çetinoğlu: Sevk ve iskân, hangi bölgelerden başladı ve sevk edilenler nerelerde iskân edildi?

Aya: Sevk ve iskân Rus cephesine yakın ve Ermenilerin yoğun (% 10 - 15) olduğu vilayetlerden, Van - Erzurum - Sivas - Harput (Elazığ)- Trabzon vilayetlerinden başlamış, sonra ikmal yolları üzerindeki bazı sabotajlar nedeniyle,  Batıya doğru başka bölgeler de (Konya - Bursa - Adapazarı) peyderpey katılmıştır. Resmî kurumlarda (Gümrük-Polis-Telefon vb) çalışan Ermeniler ve ailelerine dokunulmamıştır. Tehcir başladıktan 2 ay sonra yollanan 'Katolik ve Protestan' Ermenilerin evlerine dönüşlerine izin verilmiştir. Neticede sadece Gregoryen Ermenilerin hepsi ayırım yapılmaksızın sevk ve iskâna tâbi tutulmuştur.

Çetinoğlu: Sevkiyata tâbi olmayan Ermeni grupları var mıdır? Bunlar kimlerdir ve nerelerde yaşamakta idiler?

Aya: Sevk ve iskân için Bölgeler değil, mezhep esas alınmıştır. Mustafa Kemalin resmî görevi Sivas bölgelerindeki Rum ve Ermenilerin şikâyetlerini incelemekti. Demek mütarekeden sonra hemen köylerine dönenler oldu. İstanbul, İzmir, Ege Kıyıları, Trakya, Batı Anadolu hariç tutuldu.

Çetinoğlu: Osmanlı Devleti, sevk ve iskân sırasında Ermenilerin mal ve can güvenliklerinin korunması hususunda ihmali görülen görevlilere nasıl davrandı?

Aya: 1916 başlarında  (sürgün yerleşim bölgesi kumandanı)  Cemal Paşa tarafından kurulan Harp Divanlarında 1600 kişiden fazlası yargılandı. 400 kadarı suçsuz bulundu, gerisi ağır hapis ve sürgün cezalarına, 67 kişiye idam cezası verildi.  Can güvenliğinden çok, iltimas, rüşvet, hırsızlık, hatta askerin kumanyasını karaborsada satmak gibi suçlar vardı, Diyarbakır valisi gibi, üst kademelerde görev yapanlardan kusurlu görülenler de cezalandırıldı.

Çetinoğlu: Milletlerarası kuruluşlar tarafından 'soykırım-jenosid' kavramının tanımlaması yapıldı. Bu konuda bilgi lütfeder misiniz?

Aya: Bu konuda kesinleşmiş Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın kuralları vardır. En önemli madde "öldürme - yok etme kastının",   Din - ırk - milliyet gibi ayrımcılıkta var olmasıdır. Cemiyeti Akvam Genel Sekreteri Sir Drummond, 1.3.1920 tarihli resmî bir notada "vuku bulan olayların, <tamamen merkezi hükümetin kontrolü dışındaki çeteler tarafından işlendiği > beyan edilmiştir. Bu belge Türk hükümetlerini azat eder, fakat bunu 2 yıldır kitaplarımda, makale ve konferanslarımda söylememe rağmen duyuramadım, tedavüle girmedi.

Çetinoğlu: 'Kurtla kuzu hikâyesi...' veya 'önce suçlu ilan ediliyor, sonra da isnat edilecek suç belirleniyor.'

Verdiğiniz bu tanımlamaya rağmen Türkiye'nin suçlu görülmesi başka türlü nasıl yorumlanabilir?

Aya: Yasalara göre Türklerin geçmişte ve günümüzde işlemiş olduğu her hangi bir suç yoktur. Savaş zamanında "kötülük yapmak ihtimali görülenler de tecrit, hapis hatta ölümle başka ülkelerde cezalandırılmıştır. Adamlar çok etkili bir şamata, yaygara ve organize tazyiki son 50 yıldır başarı ile uygulayarak, işin aslının tetkik edilmesini önlemişlerdir, zira ellerinde en ufak bir kanıt yoktur.

Çetinoğlu: Sizce; Türkiye - Ermenistan ilişkilerinin bozuk olmasının müsebbibi, aşağıdakilerden hangisi veya önem sırasına göre hangileridir?

08.1-Ermenistan Hükümeti

08.2-Türk Hükümeti

08.3-Ermeni halkı

08.4-Türk milleti

08.5-Moskova yönetimi 

08.6-Diaspora Ermenileri

08.7-Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, İran ve İsrail gibi devletler Aya: 1-Ermenistan hükümetinin olaydaki payının  % 15 olduğunu düşünüyorum.

2-Türk hükümetleri hala teşhis koyamamıştır, kestirme yol çözüm arayışındadır.

3-Türkiye dışındaki Ermeni halkının % 95'i soykırım propagandasının fedaisidir! Türkiye'de bu konuyu "bazı yönleri ile doğru bilenlerin" sayısı 20-30 kişiyi geçmez.

4-Moskova yönetimi seyircidir, Ermenistan kendini tamamen kullandırmaktadır.   Ermenilerin Türkiye'yi tercih etmeleri için sağlanacak sulhun onlara ÇOK ÇOK BÜYÜK YARAR sağlaması şarttır.  Tünelde öyle bir ışık yok!

5-Diaspora Ermenilerinin Türkiye-Ermenistan ihtilafındaki payının % 80 olduğunu düşünüyorum.

6-Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, İran ve İsrail gibi devletlerin, Türkiye-Ermenistan ihtilâfından çok büyük bir yararları yoktur, fakat TC 'nin yanında yer almaları, Hıristiyan'a karşı Müslüman'ı ve "Korkunç Türk'ten" yana açık tavır koymalarının onlara sağlayacağı bir yarar da yoktur. Doğruluğu arayan ve savunan da yoktur!

Çetinoğlu: Mesnetsiz Ermeni talepleri hakkında bilgi lütfeder misiniz? Ne istiyorlar, daha sonra neler isteyebilirler?

Aya: Hukuken olmasa da, siyaseten Türk'ü dünyada barbar olarak tescil ettirmek, ebedî karalamak,  soykırım tescil edilirse bununla  "para tazminatı koparmak, toprak istemek, olmazsa onun yerine de para almak" ve kendilerini MASUM-MAZLUM, Türk'ü de Katil-Barbar olarak dünyaya kabul ettirmek! Bizim hiçbir cevap vermeyişimiz sebebiyle dünyanın dörtte birini propagandaları ile inandırmışladır.

Çetinoğlu: Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geleceği hakkında, temennilerden arındırılmış tahminleriniz nelerdir?

Aya: Bu kadar haklı ve sağlam belgelere sâhip olmamıza rağmen, bu konuya ciddî eğilen "BİLGİLİ ve YETKİLİ" bir kurumuz olmadığı gibi, siyasetçiler de "sivilceden çıbana dönmüş olan bu enfeksiyonun KANGRENE dönüşeceğini" görmekten, sormaktan, öğrenmekten ve cehaletlerini en asgari düzeyde telafi etmekten acizdirler.  Zamana oynamaktadırlar ve zaman aleyhimiz işlemeye devam etmektedir.

Çetinoğlu: Türkiye'nin, haklı olduğu bir konuda kendini savunamadığı kanaatinde misiniz?

Aya: Siz, konu ile ilgilenen bir kişi olarak, TC'nin "savunma yaptığına dair" ciddi bir emare veya delil gösterebiliyor musunuz?

Çetinoğlu: Türkiye, bundan sonra neler yapabilir?

Aya: Saldık zamana, bıraktık Rahman'a! Prensibiyle hareket ediliyor. Önce bundan vazgeçilmelidir.

Televizyonlardaki Cin-Melek-Yıldız falı - istiare veya nazara karşı kurşun dökmek gibi etkin çarelerimiz denenmelidir. SOROS vakfından bir milyon Euro haraç alan Etyen Mahçupyan Bey, şu anda yüksek maaşla başbakan danışmanıdır... Belki cebinde satılık bir hokus-pokus formülü vardır; fakat paralar ve zaman gider,  bu problem devam eder.

DURUM:  Özellikle ABD Ermeni diasporası kurduğu propaganda-bağış-rüşvet-şantaj-karalama ve emsali yönetmeleri on yıllardır başarı ile uygulamakta, büyük paralar toplanmakta, dağıtılmakta ve bal tutan parmaklar rahatça yalanmaktadır.  Bu problem kalkarsa, bunca insan kazancından, işinden olacaktır... Bu oturmuş bir geçim işidir, veren razı ve meşhur olmaktadır. Alan da herkesi memnun etmektedir (siyasiler, hukukçular, vatan hainleri ve hatta Ermenistan hükümet mensupları)... Ermeni halkına gelince, onlar bayrak yakmak, protesto etmek gibi yöntemlerle teselli bulmaktadır. Kimse Ermenistan'ın bölgesindeki bütün projelerden dışlandığına, devamlı yurt dışına hicret ettiğine önem vermemektedir. Övünmek ve şakşak ile mutlu olmaktadırlar.

Çetinoğlu: İlave etmek istediğiniz bir sözünüz var mı Efendim?

Aya: Türkiye'deki Ermeniler, başta Kilise olarak dışarıdan bu propagandaların fayda yerine ZARAR vereceğinin bilincinde ve rahatsızlık içinedirler.  Bazı fanatik-şovenlerin olur olmaz yobazlıklarından da huzursuzdurlar. Ufak bir yerli kesim (AGOS, DUR-DE, İnsan Hakları vb) yerli "insani akil-cahil ve Kürtlerin de" bayraktarlığı ile artık kendi evimizde sempozyumlar düzenleyerek evimizin ortasında rahatlıkla def'i hacette bulunmakta ve nefret yayabilmektedirler. Yabancı devletler ve kurumlar (Başta Almanya İsveç, ABD Soros Vakfı) büyük moral ve mali destek vermektedirler.

Çetinoğlu: Sorularla sınırlı kaldığınız için veremediğiniz bir mesajınız var ise, lütfeder misiniz?

Aya: Bilinçli sorularınız, samimiyetle ve kanıtlara dayalı olarak cevaplandırılmıştır.

Teşekkür eder, bu zahmetinizin kör gözlere, sağır kulaklara erişmesini dilerim.

 

DERKENAR

 

TALAT PAŞA'NIN ERMENİLER TARAFINDAN KATLEDİLMESİ...

 

Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından, yani savaşın kaybedilmesinden sonra bir Alman denizaltısıyla İstanbul'dan kaçmış olan Talât Paşa, doğru eski müttefiklerinin başşehrine gelmiş, burada yaşamaya başlamıştı. Orada Türk dostlar edinmişti. Onların işyerlerine uğruyordu: Cemal Azmi, Talât Paşa'nın oturduğu apartımana yakın bir yerde küçük bir dükkân açmış, sigara ve benzeri şeyler satarak geçinmeye çalışıyordu. Doktor Nâzım Bey de oraya geliyordu. Talat Paşa bir gün, oraya gitmek üzere evinden çıktı.

Belki on beş dakika, belki yarım saat sonra evinin kapı zili çalındı.  Eşi, Hayriye Hanım açtı. İçeri gözleri yuvalarından fırlamış iki adam girdi. İkisi de Talât Paşa'nın eski dostuydu. Biri Selanik mebusu Nesim Mazelyah, öteki Doktor Nâzım.

Doktor Nâzım, Talât Paşa'nın vefakâr eşini karşısında görünce tarifi imkânsız bir heyecanla haykırdı:

-Hayriye Hanım!.. Hayriye Hanım!..

Acı bir çığlıktan farksız olan bu haykırış zavallı kadının aklını başından almıştı:

-Nâzım Bey, diye haykırdı, korktuğum başıma mı geldi?

Sürgündeki dost acı ile başını eğerken, bedbaht kadın deli gibi koşmaya başladı, fakat birkaç adım sonra bir külçe yığını hâlinde düştü, kaldı.

Talat Paşa, İstanbul'dan ayrılırken şöyle demişti:

-Bizim siyasî hayatımız artık bitmiştir!

İki buçuk yıl sonra, Berlin sokaklarından birinde, siyasî hayatı ile birlikte fânî hayatı da sona eriyordu.

Talât Paşa, Berlin'de Handerberger Sokağı'ndaki 4-5 numaralı daireye yerleştikten sonra 'Sâî Bey' takma adıyla yaşamaya başlamıştı.

Arkadaşları, Ermeni komitecilerinin kendilerini takip ettiğini defalarca hatırlatmışlardı. Bunlar, Birinci Dünya Savaşı'nda Ermeni komitecilerinin düşmanla birlik olarak ve arkadan vurmak suretiyle giriştikleri hareketler üzerine çıkarılan, Tehcir Kanunu'nun teşvikçisi ve takipçisi olarak, başta Talât Paşa olmak üzere, İttihatçıları görüyorlardı. Komiteciler, şimdi vatanlarından uzakta kalmış bu himâyesiz kimselerden intikam almayı planlamaktaydı.

İkazlara karşı, Talât Paşa:

Komiteciler, Talât Paşa'nın hareketlerini haftalarca takip etmişler, Salomon Teyleryan adında bir arkadaşlarını cinayet için vazifelendirmişlerdi.

Teyleryan, iki defa Talât Paşa'nın karşısına çıkmış ve tabancasını çekip üzerine boşaltmak istemişti. Fakat her seferinde, göz göze geliyorlar, Talât Paşa gülümseyen gözlerle adamın yüzüne bakıyordu. Yapamayacağını anlamıştı: hayır, yüzüne bakarak öldüremeyecekti, arkadan vurmalıydı.

Komitecilik, bunların nazarında, silâhsız ve savunmasız kimseleri arkadan vurmak anlamına geliyordu.

Nihayet, 15 Mart 1921 günü, arkadan atılan kurşun Talât Paşa'nın beynini parçalayarak sağ gözünden çıkıyor ve onu cansız yere seriyordu.

Katil kaçmaya çalışmış, fakat bir Alman genci tarafından yakalanmıştı. Alman mahkemelerinde yargılandı ve belki de inanılmaz bir şey amma beraat etti!

Sonra...

Sonra Güney Afrika'ya gitti, orada yerleşti. 1960 da öldüğü zaman kahve kralı olmuştu.

Ermeni komitecileri bu eli kanlı adamın kahramanlığını ilân ettiler ve Fresno'da bir heykelini diktiler.

Talât Paşa'nın cenazesi morga kaldırıldı. Silâh sesini duyarak dükkânından koşup gelen Cemal Azmi, Bahaeddin Şâkir, Nâzım beyler, henüz kanları kuramamış cesedin üzerine kapanmışlar, hüngür hüngür ağlıyorlardı.

Ertesi günü cenaze morgdan alındı. Berlin'de, Haznheim'de Müslüman kabristanına defnedildi.

Osmanlı ordularında hizmet görmüş ve o sırada Bavyera Harbiye Nazırı olan Von Kress heyecanlı bir konuşma yaptı. Dr. Bahaeddin Şâkir de konuşmasında çok üzüntülü ve çok heyecanlıydı:

-Paşam... Sen bir ideal uğrana öldün. Emin ol ki, biz de arkandan geleceğiz. Korkmuyor ve irkilmiyoruz. Yaptıklarımızın hesabını Allah ve millet huzurunda vermeye her zaman amadeyiz. Nur içinde yat ve bizi bekle!

Birkaç gün sonra Alman polisi, Talât Paşa'dan kalan eşyaları teslim etti. Bu eşyanın arasında şunlar vardı: İçinde 100 mark bulunan bir cüzdan, narin yapılı bir cep saati, sedef kakmalı 6.35'lik Brovvning marka bir tabanca, küçük bir Kur'an-ı Kerim, bir mendil, gümüş ve yuvarlak saplı bir baston.

Talât Paşa'nın Sokak ortasında öldürülmesi, sadece Ermeni intikamcılığınm eseri değildi. Perde arkasında yine büyük güçler, İngiltere ve Rusya vardı.

İngilizler İstanbul'u işgal ettikten soma birçok Türk yöneticiyi ve aydını 'Ermeni Katliamı' suçlamasıyla tutuklayıp Bekirağa Bölüğü'ne tıkmışlardı. Bunlardan bazılarını idam etmişler, çoğunu da Malta Adası'na sürmüşlerdi. Onları Ermeni soykınmı suçlamasıyla yargılamaya hazırlanıyorlar ve mahkûm edebilecek delil anıyorlardı. Osmanlı arşivleri ellerinin altındaydı. Fakat buradaki incelemede herhangi bir belgeye rastlayamamışlardı. Bunun üzerine, müttefikleri Amerika Birleşik Devletleri'ne başvurarak bu konuda yardım istemişlerdi. Orada yapılan araştırmalarda da soykınmı kanıtlayacak bir ipucuna rastlanmamıştı. İngilizler, Talât, Enver ve Said Halim paşaların Almanya'da olduklarını haber almışlardı. Baskı altında tuttukları Osmanlı yönetimine, Almanya'dan 'suçluların iadesini istetmişlerdi. Almanlar iade için gerekli resmî suç varakalarının tamamlanması gereğini bildirdikleri gibi, istenen şahısların Almanya'da olup olmadığının da bilinmediğini belirtmişlerdi. Bu cevap İngilizleri hoşnut etmemiş, meseleyi başka yöntemlerle halletme yoluna itmişti. Talât Paşa bir suikastla ortadan kaldırılmalıydı.

Adalet tarihine kara bir leke olarak geçeceği muhakkak kararını verirken, jüri ve hâkimler, kulaktan dolma propagandanın, Hıristiyanlık gayretinin ve o günlerde Ermeni komitecilerinin lehinde yayın yapan Alman gazetelerinin etkisi altında kalmış olmalıdırlar.

Türkiye'de olup bitenleri bilen dürüst birkaç Alman subayı duruşma tarzının ve kararın aleyhinde yazılar yazdılar. Fakat bunlar, pek yoğun Ermeni propagandasının gürültüsü arasında kaybolup gitti.

Bunlardan biri olan Alman Generali Bronzat Schellendorf, mahkemenin kararına isyan eden yazısında şöyle demekteydi:

'Teyleryan davasında dinlenen tanıklar, tahkik edilecek olayları başkalarından işitmiş olan kimselerdir. Gerçeği gören kimseler mahkemeye çağırılmamışlardır. Türkiye'deki Ermeni mezalimi sırasında bu vakıaların cereyan ettiği yerlerde hizmet eden Alman subayları neden dinlenmemiştir?

Ermeni isyanı için bir sebep mevcut değildir. Çünkü büyük devletler tarafından Türkiye'ye yaptırılan ıslahat, etkisini yeni yeni göstermeye başlamıştı. Ermeniler parlâmentoda mevki ve oy hakkına sahiptiler. Hattâ nâzır bile oldular. Ele geçen vesikalardan, bildirilerden silâhlardan anlaşılıyor ki, isyan uzun zamandan beri hazırlanmış ve Rusya tarafından geliştirilmiş, finanse edilmişti.

Ermeniler, cephede Ruslar tarafından durdurulmuş olan Türk ordusunun yanlarına ve gerilerine tesir etmekle yetinmiyor, bu bölgedeki Müslüman halkı da silip süpürüyorlardı. Şahidi bulunduğum Ermeni mezalimi, üstelik Türklere yükletilmek istenenden çok daha feci idi.

Ermeni tehcirinin, Türklerin Hıristiyanlığı ezdiği şeklinde bir propaganda vasıtası yapılacağı evvelden düşünülmüş, her türlü sertlikten kaçınılmıştı.

Bu davada yalnız Talât Paşa'nın düşmanları söz söylemiş gibi görünüyor. Böylece Ermeniler mazlum, mağdur olarak gösteriliyorlar. Bu hususun düzeltilmesi lâzımdır.

Seferberlik sırasında Ermenilerde Rus tüfekleri bulundu ve Türkiye Ermenileri ile Rus ordusu Komutanlığı arasında kararlaştırılmış bir anlaşmanın metni Türk ordu komutanının eline geçti. Bu vesikaya göre, Ermeniler, sabotaj yapmayı ve Türk kıta'larının gerilerine taarruz etmeyi kabul ediyorlardı.

İsyan, adı geçen belgelerde yazıldığı gibi uygulandı. Türkler, Ermenilerin isyan etmelerini haklı kılacak hiçbir haksızlık yapmadılar.  Bu yüzden olayların büyük kabahati Ermenilere aittir.

Bu olaylarda Türklerin tutumu takdir edilmelidir.

Katil Teyleryan'ı beraat ettiren hâkim doğuda anlaşılamayacaktır. Katilin aklî dengesinin tam olmadığına kimse inanmayacak ve cinayet, cinayet olarak kalacaktır.'

 

Bir komitecinin kurşunuyla can veren Talat Paşa'nın cenazesi, ancak yirmi iki yıl sonra, 1943'de yurda getirildi ve vatan toprağının sıcak koynuna bırakıldı.

Bir torba kemik yığını hâlinde...

ALTAN DELİORMAN: TÜRKLERE KARŞI ERMENİ KOMİTECİLERİ. Sayfa: 213 - 220

 

 

18 Nisan 2015

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu