GÜNÜN SÖZÜ

Yığın kadındır. Namusunu koruyacak zorba arar. Çobansız yapamayan kaz sürüsü.//Cemil Meriç

19 Temmuz 2018 05:03 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Seyfettin KARAMIZRAK » Muallim Mektepleri’nden Eğitim Fakülteleri’ne

Muallim Mektepleri’nden Eğitim Fakülteleri’ne
Tarih: 04 Ocak 2015 Yazar: Seyfettin KARAMIZRAK-Eğitimci Kategori: Güncel

Muallim Mektepleri’nden Eğitim Fakülteleri’ne

1982 yılından itibaren öğretmen yetiştiren kurumların tamamı, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan alınarak üniversitelere devredilmiştir.

Eğitim Enstitüleri, Eğitim Yüksekokuluadıyla, Eğitim Fakülteleri'ne bağlandı. Eğitim Fakültesi süresi 1990'dan itibaren iki yıldan, dört yıla çıkarıldı.

1992'de Eğitim Yüksek Okulları'ndan bazıları, bağlı oldukları Eğitim Fakülteleri ile birleştirilerek, Sınıf Öğretmenliği Bölümü haline getirildi. Rektörlüklere bağlı olanlar ise Eğitim Fakülteleri'ne  dönüştürüldü.

Enstitülerin, Fakülte haline dönüştürülmesi ile, Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmen yetiştirme uygulamaları azaldı. Böylelikle öğretmenin kalitesi gitgide erozyona uğramaya başladı.

Milli Eğitim Sisteminde 1990'lı yılların ortasında sınıf öğretmeni ihtiyacı 30.000'in üzerindeydi. Eğitim Fakülteleri, bünyelerinde sınıf öğretmenliği programı açmakta isteksiz davranıyorlardı.

Bakanlık bu açığı kapatmak için 1996 yılında branş öğretmeni adaylarından isteyenleri sınıf öğretmeni olarak atadı. Dahası ziraat mühendisi, işletme fakültesi mezunu vb. üniversite mezunlarını da sınıf öğretmeni olarak atamaya başladı.

Bu öğretmenlere "etik değil" diye üniversiteler pedagojik formasyon programı açmadılar. MEB' nın açtığı programları protesto ederek, öğretim elemanı göndermediler. MEB illerde pedagojik formasyon kursları açtı. Bakanlığın bu uygulamaları bilimsellikten ve gerçeklerden çok ıraktı. Öğretmenlik mesleğine büyük zararlar verdi.

Plansız programsız, günü birlik uygulamalar ve YÖK, MEB arasındaki iletişimsizlik sonucu; sistemde nitelik sorunu ortaya çıkmaya başladı. Uygulama, öğretmenlerin kamuoyundaki statüsünü de olumsuz etkiledi.

1996 yılından itibaren Eğitim Fakülteleri, Fen ve Edebiyat Fakülteleri öğrenci ve mezunlarına yönelik olmak üzere İlköğretim Sınıf Öğretmenliği Sertifika Programları açtı.

1997 yılında Sınıf Öğretmenliği Bölümlerinin sayısı 54'e çıkarıldı. Yeni açılan Eğitim Fakültelerinde Sınıf Öğretmenliği Programı, İlköğretim Bölümü içine alındı.

Sekiz yıllık "zorunlu ilköğretim" uygulamasına hazırlıksız geçildi.  Köylerdeki beş yıllık ilkokulların büyük çoğunluğu, taşıma merkezlerindeki sekiz yıllık ilköğretim okullarına taşınmak zorunda kalındı. Gerekli planlama yapılamadığından, öğrenciler sağlıksız koşullarda yeterince beslenemeden uzun mesafelere taşınarak hırpalandı.

Kurumlardaki bina yetersizliğinin yanında büyük ölçüde öğretmen açığı da ortaya çıktı. İhtiyaç  duyulan öğretmenlerin yetiştirilmesi amacıyla, MEB ve YÖK'ün iş birliğinde, öğretmen yetiştirme programları yeniden düzenlendi.

YÖK, her Eğitim Fakültesi'nden, bünyesinde  sınıf öğretmeni yetiştirme programı açmasını; Matematik, Türkçe, Sosyal bilgiler vb. bölümlerinin yerine, Matematik Öğretimi, Türkçe Öğretimi, Sosyal Bilgiler Öğretimi vb. bölümlerin açılmalarını istedi.

Bu müdahale, kendilerini alan uzmanı olarak gören akademik kadrolarca tepkiyle karşılandı. YÖK, anti demokratiklikle, dayatmacı olmakla suçlandı. Haziran 2000 tarihinden sonra YÖK sertifika programlarına, kısıtlama getirerek, bu uygulamaya son verdi.

Böylece 1998-1999 öğretim yılından itibaren, uygulanmaya başlayan yeni sistemde, okul öncesi ve ilköğretim öğretmenleri lisans düzeyinde öğrenime tabi tutuldu.

Yeni uygulama, ciddi kimlik değişikliğine yol açmadı. Çünkü bölümlerin, ders programlarının ismi değiştirilmesine rağmen -Örneğin Türkçe bölümünün ismi Türkçe öğretimi, dersin ismi de Türkçe dersi öğretimi olmuştur- uygulanan programlar, okutulan içerik vekadrolar temelde aynıydı.

Görüleceği üzere, öğretmen yetiştirmede istikrar ve kalite yakalanamamış, değişen ve gelişen dünya konjonktürüne ayak uydurulamamıştır.

Öğretmen yetiştirme konusunda, sorumluluğun üniversitelere devredilmesi; alanın özerkleşmesi, uzmanlık alanı  haline gelmesi, bilimsel birikimin sağlanması ve üretilmesi açısından kuşkusuz isabetlidir.

Ancak Eğitim Fakülteleri'nin uygulama dışında kalması; bilimsellik kulvarında ilerlerken, hayatıniçinden beslenememesi sonucunu doğurmuştur.

Giderek birbirine yabancı, "MEB ve Eğitim Fakülteleri" biçiminde, ortaya iki farklı yapı çıkmıştır.

Sevgiyle kalın...

KAYNAKÇA

Cavit Binbaşıoğlu, Türkiye'de Eğitim Bilimleri Tarihi İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yay. 1995.

Hüseyin Akyüz, Eğitim Sosyolojisinin Temel Kavram ve Alanları Üzerinde Bir Araştırma. İstanbul: M.E.B. Yayınları, 1991.

Ali Türer, Uluslaşma ve Evrenselleşme Sürecinde Modernleşme Dönemi Eğitim Düşüncesinin Rolü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir, 1998.

 

04 Ocak 2015

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi seykarami@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu