GÜNÜN SÖZÜ

Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki; paran bittiğinde, şerefin de bitmesin. - Nicanor Parra

18 Temmuz 2018 23:13 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER » Kaliteli Yaşamda “Deneme”nin Üstün Gücü

Kaliteli Yaşamda “Deneme”nin Üstün Gücü
Tarih: 26 Mayıs 2014 Yazar: Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER-Akademisyen Kategori: Güncel

Kaliteli Yaşamda “Deneme”nin Üstün Gücü

 

Denemek, yapmanın ve uygulamanın ilk başlangıç noktasıdır. Denemeden hiçbir eylemin yapılıp yapılamayacağına baştan karar verilemez. Öğrendiğimiz her eylem ve ustalığı, ilk denemeyle birlikte defalarca tekrarlayarak elde ederiz.

İnsanoğlunun yüksek kaliteli bir hayat yaşayabilmesi için, son nefesine kadar sürekli olarak yeni bir şeyler öğrenme zorunluluğu vardır. Belirli bir konudaki profesyonellik elbette önemlidir. Ancak hayatın her safhasında bizlere yeterli olmaz. Profesyonel olmasak dahi, yüksek kaliteli yaşayabilmek için, sürekli ve dinamik bir şekilde öğrenmeye ve yeni ustalıkları hayatımıza katmaya ihtiyacımız vardır.

Zira, neyin, ne zaman, ne şekilde insana lazım olacağı belli değildir. Bir şoför,  patlayan lastiğini hiç tamir etmemiş ise, onun arabasının lastiğinin hiç patlamayacağını düşünmek safdillik olur. Günün birinde ıssız bir yolda lastiği patlarsa, "ben lastik yapmasını bilmiyorum ki" demesi, sorunu çözmeyeceği gibi, katlayarak çoğaltacaktır.

Halbuki, kaliteli yaşayan insanların her hal ve şartta problem çözümünü de iyi şekilde bilmeleri ve uygulamaları esastır.

Peki insanların bilmediği eylemler nelerdir? Elbette ki hiç denemedikleridir. Bir insan en basit bir eylemi dahi, ilk denemesinde beceremeyebilir. Ancak denemelerine devam ederse, her denediğinden yeni dersler ve öğrenmeler çıkarmayı becerebilirse, yani öğreninceye ve başarıncaya kadar denemeye devam ederse, altından kalkamayacağı ve öğrenemeyeceği hiçbir mesele olmayacaktır.

En kötüsü de, girişilen eylemin gerektirdiği kadar denemeyi  yerine getirmeden yarı yolda "bu iş olmuyor" diyerek vazgeçmektir. Aynı anda umutsuzluğa düşmek, karamsarlık ve kararsızlığa bulaşmak, sebepsiz ertelemek, bahane bulmak, tamamen vazgeçmek de,  o işten korkup kaçmakla eş değerdir.

Her hangi bir branşta işini yüksek kaliteli bir şekilde yapan bir usta düşünelim. Mesela, usta bir terzi hem elindeki işini başarı ile işlerken, hem de yoldan geçenleri takip edebilir. Usta bir berber hem işini başarı ile yaparken, hem de müşterisi ile yüksek kaliteli bir sohbet yapabilir. Bir otobüs şoförü hem bütün kurallara uyarak otobüsünü ustalıkla sürer, hem de yanındaki yolcu ile sohbet edebilir. Mesleğinde usta olmuş, dikkatli ve kaliteli olan her türlü usta için bu böyledir. Zira ustalık, denene denene bilinçaltımızın otomatik pilotuna kaydedilmiş demektir.

Peki, ustalık nasıl oluyor? Buna bir bakalım. Ustalaşmanın ilk şartı sürekli denemek, yani tekrardır. Her önemli işin hakkıyla öğrenilmesi için, yeterince sayıda kaliteli tekrara, yani "denemeye" ihtiyacı vardır.

Bazı mesleklerden yarım yamalak ustalaşan veya hakkıyla ustalığa ulaşamayan kişiler çoktur. Bunların en büyük eksikliği, işin gerektirdiği kadar sayıda denemeyi, gerekli tahammül ve sabrı göstermeden yarıda kesmeleridir. "Bu işi sevmiyorum", "ustam iyi değildi", "İşyerim uzaktı", "ben bu işi sevmemiştim", "hakkımı yediler" babından mazeretler sebebiyle denemeyi sonlandırmak, akılcı ve kaliteli insanın işi olmamalıdır.

Her işin kendine göre bir zorluğu vardır. Bazı işler tek denemede başarılırken, bazı işler 5.000 denemeyi (Edison'un ampulü bulma deneyleri), bazıları da 28 denemeyi (Abraham Lincoln'un 28 seçim kaybettikten sonra ABD'ne başkan olması), gerekli kılar. Hele hele yeni bir buluş veya icada imza atmanın deneme sayısını tahmin etmek belki de imkansızdır.

İnsan sürekli denemeye devam ettiği bir eylemi mutlaka günün birinde başarır. Ancak, yaşamımızın her dakikasının ne kadar kıymetli ve zamana karşı mücadele içinde olduğumuzu düşündüğümüzde, "attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değmesi" oldukça önemlidir.

Padişahın birisi özel hünerleri olan insanlar arasında bir yarışma düzenler. Adamın birisine sıra gelince sorar: Senin ne hünerin var? Adam cevap verir: "Padişahım, iki metre mesafeden ipliği iğneye atarak geçirebiliyorum". Göster bakalım der padişah. Adam gerçekten dediğini başarı ile yapar. Padişah gülümseyerek bu adama bir kese altın verin, 100 de değnek vurun der. Kurmay heyeti der ki, "padişahım affedersiniz, altını anladık da, değnek neyin nesidir?

Padişah cevap verir. "öyle zor bir işi sürekli deneyerek başardığı için altın, ancak hiç ipe sapa gelmez bir eyleme bu kadar zaman ayırdığı için, zamanı ve yeteneklerini israf ettiği için de değnek" der.

Gerçekten boşa harcayacak zamanımız yoktur. Bize bahşedilen günlük 24 saatin uzatılma imkanı, ancak onu verimli ve etkin kullanmakla mümkündür. Bu bakımdan zamanımızı, güç ve yeteneklerimizi asla ve asla astarı yüzünü geçen eylemlerle heba etmemeliyiz. Eğer böyle yaparsak,  aynı süreyi daha rasyonel ve verimli eylemleri denemede geçirenleri, hiçbir zaman geçmemiz mümkün olmaz.

Adamın birisi sürekli deneyerek ip cambazlığını en iyi şekilde icra ediyor olabilir. Bir diğeri okey oyununu hiç yenilmeden oynamayı sürekli deneyerek ve tekrarlayarak ustalık haline getirmiş olabilir. Bir öğrenci ders çalışmak yerine golf oynamayı ustalık haline getirmiş olabilir. Ancak onun süper golfü üniversite sınavını kazanmaya destek vermediği gibi köstek olacaktır. Neyi, ne zaman, nasıl, ne şekilde, hangi sürelerde deneyeceğimize baştan çok iyi karar vermemiz gerekmektedir.  Zira, her türlü eylemi denemeğe ne zamanınız, ne de ömrümüz yetecektir.

Bazı eylemleri körü körüne denemek insanı başarılı kılmaz. Özellik arz eden eylemleri denemeye başlamadan önce bir ustanın önünde diz çökmek gerekir. Saz çalmayı yarıda bırakan birçok tanıdığım var. Uğraştım olmadı diyorlar. Halbuki bir ustadan, öğrenme usul ve yöntemlerini öğrendikten sonra denemeye başlasalardı, mutlaka öğrenirlerdi.

Elbette, ustaya yanaşma, denemede israr etme, sabır ve rasyonalitenin yanında en önemli unsur, yapılan işi sevmedir. "gönülsüz sevişin kör oğlu olur" sözünü bilmeyenimiz yoktur sanırım. Sevgiyle yaklaşılmayan her iş yarım kalacaktır. "Ya işinizi seviniz, ya da sevdiğiniz iş de çalışınız" sözü bunu doğrulamaktadır.

UNUTMAYALIM; neyi, ne zaman, nasıl, hangi süreyle deneyeceğimize vereceğimiz karar, çok büyük önem arz etmektedir. Biz daha az kaliteliyi denemeyi tercih ettiğimizde, daha kaliteli işi denemeyi tercih edenler, bize fark atmış olacaklardır. İşin istediği kalitede bir deneme ve tekrarı tamamlamadan vazgeçtiğimiz takdirde, ustalığa ulaşamadığımız gibi, kaybettiğimiz zamana da yazık olacaktır. Hiç kimse, yapılacak işin olmadığından, zamanın olmadığından, denemeye değer eylemlerin olmadığından, şikayet etmemelidir. Yüksek kaliteli denemeye ve ustalaşmaya değer o kadar çok eylem vardır ki...

En iyiyi ve kaliteliyi deneyerek ustalaşmakla iş bitmiyor. İnsanlığa yarar sağlamak ve değer katmak için ustalığımızı çevremizle paylaşmamız gerekiyor. İlmimizin ve ustalığımızın zekatını hakkıyla vermemiz kaçınılmaz olmalıdır.  Aksi takdirde, yerin altında keşfedilmemiş altın cevherinden farkımız olmayacağını asla unutmamalıyız.

Gelecek nesillere yüksek kaliteli ve anlamlı miraslar bırakabilmek için, en kaliteli eylemleri sürekli deneyerek öğrenmeyi ve öğrendiklerimizin ve ustalıklarımızın çevremize dinamizm katmasını bir an olsun ihmal etmememiz gerekiyor.

Selam, sevgi ve dualarımla... Allah'a (cc) emanet olunuz...

 

 

 

26 Mayıs 2014

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi suleymancoskuner@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu