GÜNÜN SÖZÜ

Alimin uykusu cahilin ibadetinden üstündür.//Hacı Bektaş Veli

11 Aralık 2018 15:41 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Röportaj » Oğuz ÇETİNOĞLU » ‘Hezarfen’ unvanına layık Prof. Dr. ORHAN KURAL ile daldan dala söyleşi

‘Hezarfen’ unvanına layık Prof. Dr. ORHAN KURAL ile daldan dala söyleşi
Tarih: 30 Mart 2014 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Röportaj

‘Hezarfen’ unvanına layık Prof. Dr. ORHAN KURAL ile daldan dala söyleşi

 

Oğuz Çetinoğlu: Hâriciyeci olmak istiyordunuz, Mâden Mühendisi oldunuz. Matematikçiliğiniz, mâden mühendisliğinin gerisinde değil, belki de ilerisinde. Yalnız Türkiye'nin değil, belki de dünyanın en çok ülke gören-gezen insanısınız. Konferans verme konusunda da dünya rekoru sizde olmalı. Sigara ile mücâdele konusunda, çevre meseleleri alanında sizden önde aktivist yok. Bâzıları onlarca baskı yapmış 2 düzineden fazla kitap yazdınız. Plaket ve teşekkür belgesi koleksiyonerisiniz.

Bunlar hatırlayabildiklerim. Bir bu kadar daha uzmanlıklarınız, ilgi alanınız vardır.

Bir yumurtayı üç kişi ortaklaşa taşımaya teşebbüs eden, daha ikinci adımda, taşımaya çalıştıkları malzemeyi omlet yapmaya hazır hâle getirebilen becerikli insanların bolca olduğu bir diyarda, koltuğunun altında iki elin parmaklarından daha çok karpuzla cambaz teli üzerinde dolaşıyorsunuz.

Her mahâretinizle ilgili bir soru sorsam, gazetenin bütün sayfaları yetmez.

Şöyle başlayayım: Bu mücâdele niçin?

Prof. Dr. Orhan Kural: Hani meşhur deniz yıldızı hikâyesi var ya!

Bir ünlü yazar bir sabah Jamaika kıyılarına vurmuş olan deniz yıldızlarını tekrar denize atmak çabasındaymış. Bir hanım da uzaktan ona dikkatle bakıyormuş. Sonunda kadın gelmiş ve yazara demiş ki 'Boşuna uğraşıyorsunuz. Hepsini kurtaramazsınız. Nasıl olsa biraz sonra güneş çıkacak ve bunlar ölecek, hiç birşey fark etmeyecek.' Ünlü yazar iç sesini çıkarmamış ve kadının gözlerine bakarak tek bir deniz yıldızını kumdan alıp, denize fırlatmış ve 'Bu deniz yıldızı için çok şey fark etti.' Demiş.

Çevre bilincini geliştirmek maksadı ile konferanslar verdim. Hani Neil Simons'un dediği gibi (+1), yani her konferans sonrası bir kişi kazansam kârdır. Bana sık sık şöyle de diyorlar. 'Bu kadar konferans verdin, hiçbir şey fark etmeyecek, boşuna akıntıya kürek çekiyorsun...'

Bu Mücâdele Niçin?' isimli kitabımda çok şeyin fark ettiğini, akıntıya kürek çekmediğimi ispatlayan belgeler vardır.

Türkiye'nin her köşesinden küçük birer umut yükseliyor. Amazonlarda bir kelebek kanat çırpsa bu Pasifik'te fırtınaya dönüşür. Belki bu umutlar Kaos teorisinde olduğu gibi adım adım kelebek kanatları ile bütün yurda ve bütün dünyaya yayılır. İnsanların hayat tarzı değişir. Futbol ve magazin artık popüler olmaz. Saygı ve sevgi bağları kuvvetlenir. Bir hamam böceğinin yaşama hakkı bir insanla aynı olur. Avcılık diye bir sözcük lügatten tamamen kalkar. Kimse tabağında yemek bırakmaz ve çöpe ekmek atılmaz.

Ümitliyim, Ümitli olmak zorundayız.

Çetinoğlu: Okudum. O mektuplardan birinde Zeynep, şöyle diyor:

'Merhaba. Ben 8. Sınıf öğrencisiyim. Sizin konferansınıza katılmadan önce, çevreye karşı duyarlı olduğumu düşünüyordum. Sizi dinledikten sonra anladım ki ilgilenmekle duyarlılık çok farklıymış. Yaptığınız çalışmalarla herkese örnek oluyorsunuz. Sizi kutluyorum.'

Diğer mektuplar da öyle. Bâzıları var ki, okuyanların göz pınarlarına sessiz ve derin dâvetiyeler gönderiyor.

Gün gelecek, herkes bir deniz yıldızını kumsaldan alıp denize fırlatacak. Denizyıldızları hiç ölmeyecek...

Konuyu değiştirmeliyim...

Matematiği çok seviyorsunuz... Özel matematik dersleri verdiniz. Unutmadığınız bir hâtıranızı okuyucularımızla paylaşmak ister misiniz?

Prof. Kural: Bence, matematik, bütün hayatımın başarı anahtarıdır.

Matematiğim her zaman iyiydi.

Ben, ifademin -eğer düzgünse- düzgün olmasını edebiyat dersine değil, matematiğimin iyi olmasına borçluyum, diyebilirim.

Matematiği iyi olan birinin resim ve müzikte de başarılı olacağına inanıyorum. Konservatuarda okuyan bir öğrencim vardı: Jülide! Matematik dersi alıyordu benden.

Çetinoğlu: Konservatuar ve matematik...

Prof. Kural: Evet! Konservatuar öğrencisiydi ve matematik dersi alıyordu. Çünkü konservatuarda şarkılara giriş-çıkış zamanlamalarında zorlanıyordu. Belki sesi iyiydi; yeteneği de vardı; fakat maalesef ilkokuldan başlayan matematik bilgisinden yoksundu.

'Meşhur Matematikçiler' adlı bir kitap okumuştum. Bu kitapta; Tales, Öklid, Öler gibi matematik bilimine yaptıkları katkılarıyla tanıdığımız dehâların sadece matematik alanında değil, biyoloji, tıp, astronomi, felsefe, mantık, coğrafya, fizik ve kimya gibi farklı dallarda da çok başarılı oldukları anlatılıyordu. Çünkü matematik bilgilerine ve matematikle ilgili düşünme tarzına sahip olan birinin, her bilim dalında başarıyı yakalaması tabîidir.

Ne yazık ki, bugün bile matematiğin sosyal hayattaki rolü öğrencilere iyi öğretilemiyor, anlatılamıyor. Bu sebeple öğrenciler matematikten korkuyor ve ne işe yaradığını bilmeden, sevemeden çalışıyorlar. İşte bu yüzden bir matematik kitabı hazırladım.

Dikkat edin, kimi sanatçıların, sanat yönleri kuvvetli olmasına rağmen,.matematik nosyonları zayıf olduğu için başarıları ve şöhretleri çok kısa süreli olmuştur. Cüneyt Arkın, Erol Evgin, Barış Manço ve daha niceleri, bence yüksek öğrenimde edindikleri matematik bilgisiyle hayatlarında doğru kararlar almış, tutarlı adımlar atmışlardır. Sanatçının da başarısında, matematik bilgisinin çok önemli olduğuna inanıyorum.

Matematik, evrenin özünde de vardır. Mesela, uzaya gönderdiğimiz araçlara, dünyayı tanıtan bilgiler, evrenin ortak dili olan matematik işaretleriyle yazılıyor. Uzayda karşılaşılabilecek canlılara ulaşabilmek için bilmem kaç ışık yılı uzaklara kadar gönderilen radyo mesajlarında da matematiğin evrensel dili kullanılıyor.

Değerli arkadaşım Ediz Hun'un kızı Bengü'ye de ders vermiştim bir zamanlar. O günlerdeki bir konuşmamızda Ediz Bey; 'Ben, Norveç'te biyoloji eğitimi gördüm; insan beyni ancak yaparak öğrenir, demişti.'

Çok doğru. Ben de matematiğin ancak yapılarak öğrenilebileceği inancındayım; çünkü matematik bir beyin jimnastiğidir.

Çetinoğlu: Müzik, resim ve spor...

Prof. Kural: Bugün bile hâlâ hayıflanarak, keşke lise yıllarında spor, resim ve müziğe daha fazla zaman ayırsaydım, diyorum ve gençlere öğütlüyorum: Müziğe, resme ve spora bütün boş zamanlarınızı ayırın; çünkü onlar size hayat boyu lâzım olacaktır. Zararını değil, yararını göreceksiniz. Bakın, biyolojiyi veya tarihi zamanla unutursunuz veya hayatın içinde gerektikçe kitapları açıp öğrenirsiniz. Yurt dışında veya arkadaş toplantılarında bir-iki şarkı söylemeniz, gitar çalmanız, bir arkadaşınızın portresini çizmeniz, bir tatil köyünde bir basketbol veya voleybol oyununa katılmanız veya bir gemi seyahatinde masa tenisi turnuvasını kazanmanız güzel olmaz mı? Bunlar insana yeni dostlar kazandırır. Yeni çevreler oluşturur.

Çetinoğlu: Meslek olarak neden mâden mühendisliğini seçtiniz?

Prof. Kural: Bir işe karar vermek çok önemli elbette. Hayatın dönüm noktalarından biri çünkü. Benim gönlümde hariciyeci veya ünlü bir film yönetmeni olmak yatıyordu aslında. Her zaman hareketli yaşamak, değişik yerler görmek ve farklı kültürden insanlarla tanışmak tutkusu vardı içimde.

Dr. Şahap Kocatopçu akrabamızdı. O yıllarda Şişe Cam'ın genel müdürüydü. Maarif Koleji'ni bitirdikten sonra meslek seçiminde kendisine danıştım.

'Önemli olan popüler bir meslek seçmek değil, mezun olduktan sonra o meslekte başarılı olmaktır.' Dedi. 'Bu ara maden mühendislerine ihtiyaç var. Üstelik dil bilen maden mühendislerinin sayısı da çok fazla değil. Mezun olunca bir bursla yurt dışına gitmen kolay olur.'

Birkaç üniversitenin sınavına girdim ve hepsini kazandım. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni istiyordum. Başladım. Derse bile girdim. Bu sırada Teknik Üniversite'nin sonuçları açıklandı. Ben, Maden Fakültesi'ni, Kimya Fakültesi'nden sonra ikinci sıraya yazmıştım. Kimyayı istemiştim; çünkü o zamanlar kimya ile eczacılık en popüler dallardı.

Kimyayı az bir farkla kaybettim. Fakat Maden Fakültesi'ne birincilikle girdim. Sonra 'İktisat mı, Maden mi?' diye bir zaman epeyce düşündüm. Kararım Maden Fakültesi oldu ve bu kararımdan dolayı hiç de pişman olmadım.

Üniversitede hep sınıf birincisiydim. Hatta bu sayede, New York Columbia Üniversitesi Vakfı'ndan yüksek lisans için burs kazandım. Maden, genelde çok çalışkan ve başarılı öğrencilerin seçtiği bir dal değildi. Öğrenciler son tercihlerine yazarlardı. Bu gelenek, bugün bile pek değişmedi. Ben ise şöyle düşünüyordum: 'Hangi meslek dalında olursan ol, en iyisi ol.' Tabî, fazla tercih edilmeyen alanlarda daha çabuk yükselebilirsiniz. Kısacas, Mâden Fakültesi en doğru tercihti.

Çetinoğlu: Üniversite öğrenciliği yıllarınızda özel dersler verdiniz. Unutamadığınız bir hâtıranızı lütfeder misiniz?

Prof. Kural: Bir zamanlar, Türkiye'nin önemli ailelerinden birinin çocuğuna ders veriyordum. O dönemde, üniversiteye giriş sınav kitapçıkları, özel bir matbaada basılırdı. Bu ünlü ailenin reisi bana telefon etti ve benden fazladan o gün için ders saati istedi. 'Peki!' dedim, gittim. Çocuk dersin başında cebinden buruşuk kâğıtlar çıkardı. O yılın üniversite giriş sınav sorularıydı bunlar. 'Nereden aldın bunları?' diye hayretler içinde sordum. 'Babam beni soruların basıldığı matbaaya işçi olarak soktu.' dedi. Sesimi çıkarmadım; ama inanmadım. Zaten inansam, tavrım çok farklı olurdu. Onunla çözdüğümüz bütün soruları gene de diğer öğrencilerime de götürdüm. Sınavdan sonra hepsi bir bir telefon edip 'Nereden bildiniz? Çözdüğümüz soruların aynısı geldi.' dediler. Adını vermek istemediğim, bugünün ünlü bir doktoru olan bu genç, dolaylı olarak ve bilmeden diğerlerine de yardım etmiş oldu böylece.

Sonradan, sınav sorularının basımı işi ciddiye alındı. Hatta bu yılların birinde, sınav tamamen iptal edildi. Kitapçıklar, yoğun güvenlik önlemleri altında basılmaya başlandığı hâlde, aynı olay 1999 yılında bir defa daha tekrarlandı.

Değerli sanatçı Muazzez Abacı'nın kızı Saba ile de birlikte çalıştık. O zamanlar Muazzez Hanım Fenerbahçe'de bir çatı katında oturuyordu ve sıkıntılı günler geçiriyordu. Fakat Saba iki odalı o evde büyük bir özveri ile sabahlara kadar çalışarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni kazandı. Böylece İstanbul'da hiç de iyi bir şöhreti olmayan bir liseden mezun olan öğrencinin gerekli hırs ve iradeyi gösterdiği takdirde zoru başaracağını ispatladı.

Çetinoğlu: İzniniz olursa bu söyleşimizin son sorusu, sizin en önemli ilgi ve çalışma alanlarınızdan biri olan çevre problemleri üzerine olsun: Çevre konusunda, üzerinde en çok durduğunuz konuları, paragraf başlıkları itibariyle okuyucularımıza aktarır mısınız?

Prof. Kural: İklim değişiklikleri ve ısınmaya, insanın tüketim hırsı sebep olmaktadır. Daha çok tüketen değil, daha çok düşünen ve bilen insan mutludur. Her vatandaş görevini yaparsa, başarı sağlanır. Herkes sorgulamalı. İlkeli olmalı. Hiçbirimiz, hepimiz kadar güçlü değiliz.

Unutulmamalı: Bilgi güçtür.

Geceleri yattığımızda, gözümüzü kapatınca; 'huzur içerisinde' uyuyabilmek ve bu dünyayı gelecek nesillere ulaştırabilmek için şahsen yapabileceğimiz bâzı hareketler bâzı işler vardır. Bu işlerin yapılması sosyal sorumluluk gereğidir.

Bunlar, kitap sayfalarını dolduracak kadar çoktur. Önemli olan birkaçı şöylece sıralanabilir:

*Strafor gibi maddelerden yapılmış tek kullanımlık bardaklar ve tabaklar, çevre için büyük bir problemdir. Keşke hiç satılmasa... Kullanmamaya dikkat edilmelidir.

*Moda sâdece aşırı tüketimi destekler. Mühim olan temiz ve yakışanı giymektir. Kesinlikle hakiki kürk ve taklitleri giyilmemelidir. Bu kürkler, hayvancıklardan canlı canlı çıkarılmaktadır. Ayrıca giyenleri de uyarın. Konuyla ilgili gayet çarpıcı bir CD'miz var. İsteyenlere yollayabiliriz.

*İhtiyaç fazlası eşyalarınızı, onları kullanabilecek kişilere ve ilgili derneklere ulaştırın. Siz de ikinci el eşya almaktan utanmayın.

*Süt ve meyve suyu karton kutularını, alüminyum, demir, kumaş, tahta, kâğıt, mukavva, pet şişe ve poşetleri, normal çöpten ayrı büyük bir siyah torbada kuru ve yağsız olarak saklayın. Torba dolunca en doğrusu belediyelere ulaştırmaktır. Birçok belediyenin özel araçları bu maksatla haftada bir mahalleye uğrar. Onlara veremiyorsanız, sokaklarda çöp toplayanlara temiz olarak ulaştırın veya kacıya, bakkala bırakın. Onlar versin. Böylece geri dönüşüm noktalarına ulaşmış olur. (Tabiî, ufak yerleşim merkezlerinde ve köylerde bunu gerçekleştirmek zordur.)

*Yemeklerde kullanılan yağlardan arta kalanları lavaboya dökmeyin. Bunlar biodizel olarak kullanılabilir. Bunları değerlendiren kuruluş size biriktirmeniz için bidon verecektir. İletişim kanalları: www.ezici.com.tr Telefon: 0.212-444 28 45

Diğer tavsiyeler için: Dünyayı Hep birlikte nasıl Kurtarabiliriz? DÜNYA İÇİN BİR ŞEY YAP isimli kitapçığımdan yararlanılabilir. kural@itu.edu.tr www.orhankural.net Belgegeçer: 0.285 65 31

PROF. DR. ORHAN KURAL

1950 yılında İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamlayan Kural, 1972'de İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi'ni bitirdi. Mayıs 1973'te burslu okuduğu New York Columbia Üniversitesi'nden Maden Yüksek Mühendisi, Eylül 1978'de ise İTÜ Maden Fakültesinden kömür kimyası dalında 'Doktor' unvanı aldı.

10'a yakın gazete ve dergide köşe ve gezi yazıları ve makaleleri sürekli yayınlanmaktadır. Değişik kanallarda sekiz yıldır radyo ve televizyon programlan hazırlayıp sunmaktadır. İngilizce, Almanca ve İtalyanca bilen Orhan Kural bugüne kadar 200'e yakın ülkede, 'Modern Evliya Çelebi' olarak da tanınmaktadır.

Kural, halen Gezginler (Kulübü) Derneği "Kurucu Başkanlığı' görevini yürütmektedir. 2003 yılının ortalarında ise Benin Fahri Başkonsolusluğu'na atanmıştır. İTÜ Ekoloji ve Sigarayı Bırakma Kulüpleri Danışmanıdır. İTÜ Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Sigarayla Savaşanlar Derneği Onursal Başkanıdır.

 

 

30 Mart 2014

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu