GÜNÜN SÖZÜ

Mizah zekânın zekâtıdır. Hınzırlık yapılırken ya da anlatılırken insanı güldürür. Halbuki eşeklik ağlatır.//Tarık Minkari

15 Ekim 2018 23:42 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Röportaj » Oğuz ÇETİNOĞLU » İnsan Hakları Açısından Irak Türkleri'nin Durumu

İnsan Hakları Açısından Irak Türkleri'nin Durumu
Tarih: 24 Kasım 2013 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Röportaj

İnsan Hakları Açısından Irak Türkleri'nin Durumu

 

Oğuz Çetinoğlu: Irak Türkleri hakkında yapacağınız genel bir değerlendirme ile röportajımıza başlayabilir miyiz?

İzzettin Kerkük: Bir zamanlar, özellikle 1950'li yıllarda, dış Türkler arasında sosyal, kültürel ve ekonomik bakımlardan en ileri durumda iken Irak Türkleri, günümüzde maalesef dünya Türkleri arasında en güçsüz ve fakir olanı durumuna düşmüşlerdir. Körfez savaşının da etkisi ile ekonomik güçleri adeta sıfırlanmıştır. Baas rejiminin (1) Irak Türklerine karşı uyguladığı ırkçı ve şovenist (2) politika ile hak ve hukuk tanımayan icraatı neticesinde Türkmenler perişan hâle gelmişlerdir. Maalesef Irak yönetiminin soydaşlarımız hakkındaki gayri insanî tutumu, her geçen gün dozunu daha da artırarak devam etmektedir. Dünyada hiçbir caydırıcı güç de bunun önüne geçememektedir. Soydaşlarımızın feryatları, bir yankı uyandırmadan kaybolup gitmektedir. Reyting uğruna, tamamen boş konularla uğraşan medya kuruluşlarımızın büyük bir bölümü, Irak Türklerinin dertleri ile hiç mi hiç ilgilenmemektedirler. Dünya kamuoyu da adeta Türkmenlerin dışında kalan diğer etnik grupların haklarını savunacak şekilde şartlandırılmış durumdadır.

Saddam rejiminin mecburî göç uygulamalarını protesto amacıyla Ekim 1995'de Kerkük'te, üzerine benzin dökmek suretiyle kendini yakan Zehra Bektaş adındaki Türkmen kızı, Türk değil de başka bir millete mensup olsa idi, herhalde dünyada kıyametler koparılırdı. Belki de bizim medya bu olayı günlerce ekrana getirir, çiğnenen insan haklarından uzun uzun söz ederdi. Zehra olayı Türkiye'de sadece bir gazete ve bir dergide yer aldı.

Duyduğumuza göre, her şeyleri ellerinden alınarak Erbil'e göç ettirilen Zehra Bektaş'ın zavallı annesi de, bölgeye göçe zorlanan Türkmen ailelerinin içinde bulundukları sefalete fazla dayanamayarak bir süre önce hayatını kaybetmiştir. Babasının akıbeti ise bilinmemektedir.

Çetinoğlu: Irak yönetiminin Türkmenlere karşı kindar davranılmasının ve husumet gösterilmesinin sebebi nedir?

Kerkük: Irak rejimi Türkmenlere karşı kaba ve zalimce davranıyor. Onları dışlayarak adeta ikinci ve hatta üçüncü sınıf vatandaş muamelesi yapıyor.

Türk olmaktan başka bir günahları olmayan (şayet bu bir günahsa) son derece medenî, kanunlara itaatli ve barıştan yana olan bu insanlara karşı duyulan düşmanlığın kaynağı bilinmemektedir.

Doğrusunu isterseniz, uzun yıllardır Irak Türklerinin meseleleriyle yakından ilgilenen bir kimse olarak ben, bu soruların cevabını tam anlamıyla bulmuş değilim. Şurası bir vakıadır ki, Irak'ta iktidara gelen bütün hükümetler, resmî ağızlardan Türkiye'ye karşı dostluktan söz ettikleri halde, Türkmenlere daima şüpheli gözle bakmışlar ve onları potansiyel birer tehlike olarak görmüşlerdir. Acaba, bu durum emperyalist devletlerin Birinci Dünya Savaşı sırasında, petrol zenginlikleri sebebiyle Irak'ı ele geçirmek için bu topraklara Türkiye aleyhinde ekmiş oldukları düşmanlık tohumlarının, müsait bir zemin bularak zamanla yeşerip bütün Arap âlemini kapsamasının bir sonucu mudur?

Yoksa Türk düşmanlığı esası üzerine kurulan Baas Partisi (3) ideolojisinden mi kaynaklanmaktaydı?

Başka sebepler de olabilir.

Çetinoğlu: Ne gibi?

Kerkük: Bilindiği üzere, Baas rejimine (1) göre, Arap soyundan gelen bir Hıristiyan (Maruni (4) vs. olabilir) Arap soyundan olmayan bir Müslüman'dan daha üstündür (Yani Türk, İranlı ve Pakistanlıdan üstün olduğu kabul ediliyor). Bu kimseler Irak vatandaşı olsalar bile, Irak yönetiminin kendileri hakkındaki bakış açısı değişmezdi.

Çetinoğlu: Sebebi?

Kerkük: Arap ırkının üstünlüğü fikriyatına dayanan Baas Partisi (3) 1940'lı yıllarda Suriye de bir Arap Maruni (4) Hıristiyanı olan Mişel Aflak tarafından kurulmuş, 1963 yılında Suriye'de 1968 yılında da Irakta silahlı darbe ile iktidara gelmiştir.

Çetinoğlu: Bir benzetme ile şöyle diyebilir miyiz? Lenin bütün dünyada yayılmasını istediği Komünist Partisi'ni, Mişel Aflak da Arap dünyasına yayılmasını istediği Baas Partisi'ni (3) kurdu...

Kerkük: Olabilir. Teşbihte hata olmaz.

Irak'taki Türk düşmanlığının gerçek sebepleri arasında az önce sözü edilen faktörlerin de rolü olmuştur. Buna, uzun yıllar Türk hâkimiyeti altında kalmanın oluşturduğu aşağılık duygusunu da eklersek, Türk düşmanlığının gerçek sebebi iyice anlatılmış olur. Fanatizm derecesine varan bu düşmanlığın başını Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin çekmekteydi.

Çetinoğlu: Irak Devleti kurulurken, İnsan Haklan Evrensel Beyannamesi'ni uygulayacağını beyan ve taahhüt etmemiş miydi?

Kerkük: Irak Devleti yöneticilerinin hiçbiri söz konusu beyannamede yer alan prensiplerin hiçbirine uymamıştır. Bu cümleden olarak, Irak yönetimince varlıkları tanınmayan Türkmenlerin özellikle dil, eğitim, kültür, mülkiyet, çalışma ve seyahat hürriyeti alanlarındaki haklarına pek çok kısıtlama ve yasaklar getirilmiştir.

Çetinoğlu: Fikir ve düşünce hürriyeti açısından durum nedir?

Kerkük: Fikir ve düşünce hürriyeti, esasen bütün Irak vatandaşları için yasaktır. Türkmenler hakkında, Baas yönetimince çıkarılan kanunlara veya Saddam'ın imzasıyla yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine dayanılarak getirilen kısıtlama ve yasaklar konusunda çoğu zaman aşırı ve ölçüsüz uygulamalara tevessül edildiği görülmüştür. Öyle ki, insan haklarının en önde gelen ve insanoğlunun en mukaddes ve tabii hakkı sayılan yaşama hakkından bile Irak Türklerinin mahrum bırakıldığı bilinmektedir. Bunun en kanlı örneği, 1991 yılında Körfez Savaşı'nın akabinde Altınkoprü ve Tuzhurmatu ilçelerinde yaşanmıştır.

Çetinoğlu: Neler olmuştu Efendim, bu ilçelerde?

Kerkük: Irak kuvvetlerinin anılan bölgelerde Türk Ahaliye karşı yaptıkları katliamlar vahşet derecesine varmıştır. Yüzlerce mâsum Türkmen çoluk-çocuk, genç-yaşlı ayırımı yapılmaksızın şehir meydanında kurşuna dizildikten sonra toplu mezarlara gömülmüşlerdir.

Ayrıca, 1996 yılı Ağustos ayında, Irak kuvvetlerinin Talabani peşmergelerini bölgeden atmak için Barzani güçlerinin yardımı ile Erbil'e girdiler. Şehirde Türkmenler tarafından yönetilen radyo, televizyon, gazete ve diğer kuruluşlara bazı mahallî güçlerin hedef göstermesi neticesinde baskınlar düzenlendi. Bu kuruluşların teçhizatı tahrip edildikten başka, Türkmenlerin ileri gelenlerinden 50 kişi tutuklanıp Saddam yönetimindeki bölgeye götürülmüştür. Tutuklanan Türkmenlerin çoğu, Irak Kuvvetleri tarafından hemen kurşuna dizilmiş, geri kalanları hakkında ise bu güne kadar bir haber alınamamıştır. Bu arada, Saddam kuvvetleri tarafından Erbil'de tutuklanan Irak Millî Türkmen Partisi yöneticilerinden Aydın Iraklı'nın Bağdat'ta idam edildiği. Irak Türkmen Cephesi Ankara Temsilciliği'nce açıklanmıştır.

Irak yönetiminin insan hakları sicili kapkaradır. Irak'ın yaptığı insan hakları ihlâlleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BMT) İnsan Hakları Komisyonu'nun raporlarında defalarca yer almıştır.

Çetinoğlu: Türkmenlerin Eğitim problemlerine değinebilir miyiz?

Kerkük: Vaktiyle Kerkük ve çevresinde açılan 150 kadar Türkçe eğitim yapan ilkokul, açıldıktan kısa bir süre sonra kapatılmıştır.

Çetinoğlu: Irak Türklerinin mülk edinme hakları konusunda durum nasıldı?

Kerkük: Türklerin özellikle Kerkük bölgesinde taşınmaz mal satın almaları yasaklanmıştır. Türkmenlerin sadece ellerindeki taşınmazları bir Arap'a satmalarına izin verilirdi. Hiçbir Türk, bir başka Türk'e evini-dükkânını arsasını-tarlasını satamazdı.  Bu uygulamanın maksadı, Türklerin nüfus çoğunluğuna sâhip olarak yaşadıkları Kerkük şehrini Araplaştırmaktı. Nitekim Devlet, Araplara Türklerin ellerindeki malları satın almaları için büyük malî destek sağlamaktaydı. Ayrıca, Kerkük'te Türklere ait binalar, yol açma bahanesi ile düşük bedellerle istimlak edilip mal sahipleri şehri terk etmeye mecbur tutulmuştur. Evi istimlak edilen Türklerin yaşadıkları şehirde ev kiralayabilmeleri için, Baas Partisi (3) bürosundan izin belgesi almaları gerekiyordu. O izin de verilmiyordu. Bu hak, yalnızca Araplara tanınmıştı. Tarım arazileri de Türkmenlerden alınıp güneyden getirilen ve tarımdan anlamayan bedevi Araplara dağıtılmaktaydı. Asıl toprak sahibi olan Türkmen köylüleri çoğu kere çok gaddar olan yeni sahiplerin emri altında ağır şartlarda çalışmaya mecbur bırakılmışlardır. Bölgede harap hâle gelen Türkmenlere ait binaların tamiri, Türkmenlerin iş kurmaları keza Baas Partisi'nin (3) iznine tâbiydi.

Çetinoğlu: Türkmenler, devlet dairelerinde çalışabiliyorlar mıydı?

Kerkük: Türkmenlerin devlet memuriyetine alınmaları ise adeta imkân dışıydı. Çünkü Devlet memuriyetine girmek için, Baas Partisi'ne (3) üye olmak mecburiyeti vardı.

Çetinoğlu: Türkmenler Baas Partisi'ne (3) üye olabiliyorlar mıydı?

Kerkük: Kullanılması çok zor da olsa, bu imkân vardı. Fakat kimse üye olmuyordu.

Çetinoğlu: Neden?

Kerkük: Baas Partisi (3), eski Sovyetler Birliğindeki polis sistemine göre örgütlenmişti.  Baas Partisi (3) üyelerinin bulundukları yerlerdeki insanlar hakkında parti idaresine muntazam rapor verme mecburiyetleri vardı. Yâni; üye gerekirse, babası, kardeşleri ve yakınları hakkında istihbarat yapacaktı. Bu görevi layıkıyla yapmadıkları anlaşılan üyeler partiden atılacakları gibi hapsi de boylarlar.

Bu şartlar altında bütün Iraklıların olduğu gibi Türkmenlerin de siyasî haklarından söz etmek mümkün değil. Seçimler göstermelik olup Baas Partisi'nden (3) başka bir partinin seçime katılması imkânsızdı.

Çetinoğlu: Türkiye'de yönetim, Irak Türklerine nasıl bakıyor?

Kerkük: Bilindiği üzere, Türkiye'de mevzuat vs. mülâhazalarıyla Türkmenlerin gelmelerine sıcak bakılmamaktadır. Çeşitli yollarla Türkiye'ye girenler de yakalandıklarında sınır dışı edilmektedirler. Neticede; çaresiz kalan birçok aile, umut tâcirlerinin eline düşerek, büyük meblağlar karşılığında Yunanistan üzerinden Avrupa ülkelerine götürülme vaadiyle kandırılıp ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır. Bu ailelerin büyük bir kısmı, göz göre göre Ege Denizi'nin karanlık sularında boğularak hayatını kaybetmiştir. Bu trajik olayda, daha önce batı ülkelerine sığınmayı başaran Türkmen ailelerinin geride kalan yakınlarını yanlarına çekebilmek için onlara vâki teşvikkâr davetleri de büyük rol oynamaktadır. Giderek insanlık dramı hâline gelen bu tür faciaların önüne geçilmesi gerekir. Türkiye de bazı tedbirler alınması gerektiğini hatırlamalıdır.

Çetinoğlu: Irak Türklerinin isteklerini topluca bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Kerkük: Tek amaçları insanca yaşamak olan Irak Türkmenlerinin başlıca isteklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1- Yaşadıkları topraklarda, can ve mal güvenliklerinin sağlanması,

2- Irak'ın toprak bütünlüğü korunarak, demokratik, çoğulcu ve insan haklarına saygılı bir rejimin kurulması;

3- Türkmenlerin yaşadıkları bölgelerde Türkçe eğitim ve öğretim, basın-yayın özgürlüğünün sağlanması;

4- Türkçe radyo ve televizyon yayınları gibi kültürel hakların tanınması, bu arada 1970 yılında yürürlüğe konulan kararnâme ile uygulamaya konulan ancak daha sonra yozlaştırılan kültürel hakların tekrar hayata geçirilmesi;

5- Türkmenlerin devlet üniversitelerinden âdil şekilde yararlanmalarının sağlanması ve mezunlarının devlet memuriyetine alınmalarını engelleyen uygulamalara son verilmesi;

6- Irak parlamentosunda Türkmenlerin nüfus oranlarına göre temsil edilmesi; Türkmen bölgelerinde vali, belediye başkanı ve diğer kamu yönetimlerinde Türkmen kökenli yöneticilerin göreve tâyin edilmesi ve Türkmenleri temsil eden partilerin tanınması gibi siyasî hakların verilmesi;

7- Türkmen bölgelerinin, ülkenin gelir dağılımından âdil biçimde yararlandırılması:

8- Türkmen bölgelerinin tespiti için. BMT'nın gözetiminde Irak'ta etnik dağılımı belirleyen tarafsız bir nüfus sayımın yapılması;

9- Irak'taki dikta rejiminin baskıları yüzünden idam edilenlerin itibarlarının iade edilmesi ve ayrıca ailelerine, Irak ordusunun bombardımanı altında hayatlarını yitirmiş olan ve İran ile Türkiye'ye sığınanlara, ülkedeki terör yüzünden Irak'ın dışına göç etmek zorunda kalanlara, maddî ve manevî birçok zarara uğrayanlara tazminat ödenmesi;

10- Irak'ta vatandaşların insan hakları ihlalleri iddiaları inceleyip karara bağlayacak BMT bünyesinde bir mahkeme kurulması.

AÇIKLAMALAR

(1) Baas rejimi: 'Baas' kelimesi Arapçada 'yeniden diriliş' anlamına gelmektedir. Baas rejimi, amaç olarak Ortadoğu'da tek bir Arap devleti kurulmasını benimsemiştir. Partinin sloganı birlik, özgürlük ve sosyalizm idi. Rejim, Parti birliğine ve dış baskılara karşı durmaya dayanıyordu. Rejimin uygulandığı ülkelerde; Arap ırkından gelenlere öncelik veriliyor, din ve inanç nazar-ı itibara alınmıyordu. Rejimin uygulaması Irak'ta, 1968 yılında Saddam Hüseyin'in de dâhil olduğu Hasan el-Bekr grubunun darbe yaparak iktidarı ele geçirmesiyle başladı, Saddam'ın Hasan el-Bekr'i devirip yönetime hâkim olmasıyla ağırlaşarak devam etti ve 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgal etmesi sonucunda Saddam'ın devrilmesiyle son buldu.

(2) şovenist: Sebepli veya sebephsiz olarak herhangi bir düşünceye, kavrama veya olguya olan aşırı bağlılıktır. Karşı düşünceye veya gruba olan nefret ve kötü niyet duygularını da beraberinde getirir. Özellikle kendi ırkından olmayanlardan nefret eden ve onları yok etme arzularını gerçekleştirmeye çalışan kişilere verilen sıfattır.

Bu kavramın isim babası Nicolas Chauvin'dir. Napoleon'un ordusunda asker olan bu Fransız, 17 defa yaralandı ve yine de Fransa için savaşmaya devam etti. Kendisini ülkesi uğruna feda etmekten kaçınmayan Napoleon'un askeri Chauvin'i model alan saldırgan vatanseverlik için 'şovenizm' denilmeye başlandı.

(3) Baas Partisi: Arap milletinin tek bir sosyalist devlette birleşmesini amaçlayan sosyalist görüşlü siyasî parti. Baas Partisi, aşırı baskıcı bir yöntemle Arap dünyasında birlik, özgürlük ve sosyalizmi gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

1953'te Suriye vatandaşı Hıristiyan Mişel Eflak'ın kurduğu Arap Diriliş Partisi ile hangi dine mensup olduğu bilinmeyen Ekrem Havrani'nin kurduğu Arap Sosyalist Partisi'nin birleşmeleriyle kurulan ve 'Arap Sosyalist Diriliş Partisi' olarak da anılan siyasî partidir. Ekrem Havrani, 1910 yılında Suriye'nin Hama şehrinde doğdu, 1997'da, Ürdün'ün başşehri Amman'da öldü. Arap Komünizmi olarak adlandırdığı bir ideolojinin teorisyeni idi.

 

Baas Partisi 1968'de Irak'ta, 1970'te Suriye'de silahlı darbelerle iktidarı ele geçirmişlerdir. Baas Partisi, Suriye'de Hafız Esad'ın ölümünden sonra da iktidarını koruduysa da Irak'taki Baas iktidarı 2003 yılındaki ABD işgaliyle son buldu.

(4) Maruni: Bizans döneminde Katoliklikten Ortodoks'luğa geçen Hıristiyan Orta Doğu halklarındandır. Bizans'ın sindirme politikaları üzerine tekrar Katolik olmuşlardır. İslam devletinde varlıklarını koruyup geliştirdilerler. 1517 yılında başlayan Osmanlı egemenliği ile ek haklar kazandılar. 1800'lü yıllara doğru Çarlık Rusya'sının sürekli olarak Osmanlılara karşı kullanacağı bir koz oldular. 19. yüzyıl boyunca birçok isyan çıkardılar.

Osmanlı hâkimiyetinden sonra 20 yıl kadar Fransa yönetiminde kalan Lübnan ve Suriye'de eski haklarından mahrum bırakıldılar. Fransa çekildikten sonra yönetim Müslümanlara kalınca saldırganlıkları arttı. Silahlı gruplar oluşturdular. Yer yer şehir içinde çatışmalar çıktı ve iç savaş başladı.  Maruniler Filistin'den gelen Müslüman Araplarla çatıştılar. Bundan 7 yıl sonraİsrail Lübnan'ı işgal edince, Maruniler İsrail tarafında yer aldılar. Ülkedeki Filistinlilerin çoğunu öldürdüler. Sağ kalanlar ülkenin kuzey ve güneyindeki mülteci kamplarına sevkedildi. Bugün Lübnan nüfusunun % 32'si Marunilerden oluşmaktadır.

1940 yılına kadar genellikle dağlarda yaşayan Maruniler bu zamandan sonra Lübnan'ın başşehri Beyrut'a yerleştiler. Bir kısmı ise ABD' ye göç etti. Suriye'de kalanları da bulunmaktadır. Azınlıkta olmalarına rağmen siyasette etkili olmuşlardır.

(5) Turancılık: Mecazî bir kavramdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, yaşamakta olan Türklerin kendi devletlerinin çatısı altında bağımsız yaşamalarını benimseyen idealin adıdır. Türklerin tek yurtta, tek devlet çatısı altında bir araya gelmeleri' şeklindeki târif, hiçbir ideolog tarafından yazılmamış, seslendirilmemiştir. Bu şekilde tanımlamalar kötü niyetlilerin hedef saptırmasıdır, yanlış bilgilendirmesidir. Türkleri bağımsız ve hür yaşamasını isteyenleri, dünyayı kan gölüne çevirmek isteyen câniler olarak göstermek suretiyle aşağılama maksadına yöneliktir.

İZZETTİN KERKÜK

1929 yılında Kerkük'ün Musalla semtinde doğdu. 1936'da Kale İlkokulu'nda başladığı ilk eğitimini, 1938'de Korya'da Gazi İlkokulu'nda sürdürdü. 1943 yılında 14 yaşında iken babasını kaybedince velayetini dayısı üstlendi. Kerkük İdadisi (Lisesi)'nden 1949' da mezun oldu. 1949-1950 öğretim yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne yazıldı. Aynı yıl geçirdiği hastalık yüzünden öğrenimine ara vermek mecburiyetinde kaldı ve 6 ay süreyle hastanede tedavi gördü.

Gazetecilik Enstitüsü'ne devam ederken Türk Haberler Ajansı'nda çalıştı. 1951 -1953 yılları arasında Kerkük Takvimi'ni çıkararak, Irak Türkleri arasında takvim yayımlama geleneğini başlattı. 1955 yılında 'Irak Türklüğü Hakkında Düşünceler' adlı broşür ile 1956 yılında 'Türk-Irak Dostluğunun Işığında Irak Türkleri' başlıklı kitabı hazırlayarak yayımladı ve Türk kamuoyunun dikkatini bu noktaya çekti. Bu çalışmaları sebebiyle Irak Hükümeti'nin baskılarına mâruz kalınca, 1957 yılında Türk vatandaşlığına geçti. Bunun üzerine Irak vatandaşlığından çıkartıldı.

1957 yılında Fuzûlî Dergisi'ni yayınladı. 1956 -1960 yıllan arasında Beyrut'ta yayımlanan Türkiye taraftarı el-Belağ Gazetesi'nin Türkiye muhabirliğini yaptı. 1959 yılında Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kurucu Üyesi ve Genel Sekreterliği görevinde bulundu. Günümüzde Halk Eğitim Merkezi, bir dönemde de Millî Türk Talebe Birliği olarak kullanılan binada, Kerkük Gecesi düzenledi.

Kerkük ile ilgili mücadelesi yüzünden zaman zaman aksattığı öğrenimini 1960 yılında tamamladı ve  İktisat Fakültesi Siyasî İlimler ve Maliye Bölümünden mezun oldu. 1961 'de Dışişleri Bakanlığı Merkez Teşkilatı Dış Türkler Dairesi'nde, Arapça mütercim olarak çalışmaya başladı. Bu tarihten sonra yazılarında 'Sönmez Ateş' takma adını kullandı.

1964 yılında Dışişleri Bakanlığı Dış Teşkilat imtihanını kazanarak, idarî kadroya geçti. T. C. Şam Büyükelçiliğinde 6 yıl Ataşe olarak çalıştı. Başarılarından dolayı kendisine takdirnâme verildi. Türkiye-Irak Hudut Komisyonu'nda ve çeşitli milletlerarası görüşmelerde Türk Heyeti üyesi ve tercüman olarak vazife yaptı. 1974-1977 yılları arasında Paris Büyükelçiliği'nde, 1979-1983 yıllarında Abu Dhabi Büyükelçiliği'nde, 1985-1990 yıllarında da Riyad Büyükelçiliği'nde İdarî Ataşe olarak olarak görev yaptıktan sonra 1990 yılında Dışişlerindeki 30 yıllık hizmetini tamamlayarak 1. dereceden uzman unvanı ve kendi arzusu ile emekliye ayrıldı ve İstanbul'a yerleşti.

1997 yılında Kerkük Vakfi'nın kurucuları arasında yer aldı ve Vakfın Başkanı oldu. Hâlen başkanlık görevini yürütmektedir.

YAYINLANMIŞ ESERLERİ:

Kerkük Halk Türküleri ve Hoyratları: Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Cemiyeti Yayınları. İstanbul, 1961

Kerkük Üzerine Söylenmiş Şiirler: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara, 1963. (Derleme)

Irak Türklüğü Hakkında Düşünceler: İstanbul, 1955. (Derleme)

Türk-Irak Dostluğunun Işığında Irak Türkleri: İstanbul, 1956. (Derleme)

Haşim Nahit Erbil ve Irak Türkleri, Kerkük Vakfı, İstanbul, 2004.

Irak Türkleri Bibliyografyası (Henüz basılmamıştır).

Bunların dışında, Sönmez Ateş takma adı ile yayınlanmış 17, İzzettin Kerkük adı ile yayınladığı, derin araştırma ürünü 65 adet makalesi vardır.

 

 

24 Kasım 2013

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu