YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

GÜNCEL YAZARLAR

İdris TÜRKTEN

Şehitler...

Fikret Karatepe

Öz Belli Değil...

Mustafa KÜPÇÜ

Fix’in Tuzağı!...

Prof.Dr. Hacı DURAN

Ahlak Hayatın Sanatıdır...

Mualla Yasdıman

Günçiçek/zaman (5)...

Akademisyen Karaçay Ahıskalı

Yağmacı Demokrasi...

Eğitimci, Şair ve Yazar Osman Oktay

Din Görevlilerinin Genel Kültür, Din ve Siyas...

Prf. Dr. Ahmet M. Gökçen

Faiz Tartışmaları...

Nesim YALVARICI

Vatan Elden Gidince!...

Mehmet Oğuzhan ALTUN

Putin ve Yeni Rus Oligarşisi...

Doç. Dr. Taner TATAR

Gibi...

Yrd. Doç. Dr. Banu GÜRER

Din ve Dünya (2)...

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Av. Tevfik KARABULUT » Vazgeçilmez Bir Aydın Sorumluluğu Tarihe Karşı Dürüst Olmak

Vazgeçilmez Bir Aydın Sorumluluğu Tarihe Karşı Dürüst Olmak
Tarih: 11 Kasım 2013 Yazar: Av. Tevfik KARABULUT-Hukukçu Kategori: Güncel

Vazgeçilmez Bir Aydın Sorumluluğu Tarihe Karşı Dürüst Olmak

Tarihlerinde büyük travmalar geçiren  ve gelişmişlik yarışında  geri kalan milletlerin yönetici-aydınlarının bir kısmının değişmez bir hastalığı vardır. Kendi değerlerinden ve geçmişlerden utanma ve galiplere hayranlık diye özetleyebileceğimiz bu hastalık onların yegane yönlendiricisidir. Zihin kodlarını o belirler. Düşüncelerini o yönlendirir.

Bu yönetici-aydın hastalığına yakalananlara göre kendi yerli ve milli değerlerinin savunulacak yanı yoktur. Geçmişte ve bu gün ne kadar iyi ve güzel şey varsa bunların tamamına yakını hayranlık duydukları küresel ve dönemsel egemenlerin kültür ve medeniyetlerinin ürettiği değerlerdir.Kendi geçmişlerinde bile ne kadar olumlu değer varsa bunlar genellikle başkalarının katkısı ile veya bizzat  başkalarınca yapılan işlerdir.

Adına ister Mankurtlaşmış yönetici-aydın tipi deyin, ister aydın ihaneti deyin, ister yabancı hayranlığı deyin kısaca ne derseniz deyin bu hastalık geri kalmış toplumların çoğunluğunda bir çok yönetici- aydının kurtulamadığı  hastalığıdır.İşin ilginç yanı bu tür yönetici- aydınların tamamı bilinçli hain,kötü niyetli,kendi ülkesinin kültürüne ve değerlerine düşman tipler değildir.Beyin kodlarını  kontrol altında tutan o hastalık yüzünden takındıkları tavrın doğru olduğuna samimi olarak inanırlar.

Türk yönetici-aydınlarının bir kısmının son birkaç asırdır içine düştükleri bu hastalığın üzücü sonuçlarını ne yazıktır ki asırlardır görüyor ve bu gün dahi yaşıyoruz.

Anadolu'nun her bir köşesinde tabir caiz ise her bir taşın altında Türklerin bu bölgeye egemen oldukları dönem öncesine ait izler arayan veya Türklerin egemen oldukları dönemde yapılmışlarsa altında mutlaka bir gayrımüslim el arayanları görünce üzülmekle kızgınlık arasında gidip gelmemek elde değil.

Hele Türklüğü, Türk kültürünü ve Türklüğün bu topraklardaki egemenlik haklarını etkisizleştirmeye, ötekileştirmeye yönelik söz ve eylemleri görünce insanın kahrolası geliyor.

Bu tiplerin dillerinden düşürmedikleri  yeni söylemler üç aşağı beş yukarı ortak.

-Türklük,Müslüman-Türklük gibi kavramları mümkün olduğunca kullanmamak.

-Millet değil,milletler,halk değil halklar, kültür değil kültürler gibi tekil değil çoğul kavramları kullanmakta ısrar etmek.

-Anadolu'da her taşın altında Türk egemenliği öncesine veya Rumlar Ermeniler gibi gayrımüslim azınlıklara ait izler aramak.

-Bulunduğu yer itibarıyla dramlar coğrafyası olan bu coğrafyada özellikle gayrımüslim azınlıkların yaşadığı dramları dillendirmek.

-Buna bağlı olarak bu milletin yüzyıllardır bu coğrafyada veya komşu coğrafyalarda yaşadığı dramları görmezden gelmek.

Bu tipler ne yazık ki içine düştükleri bu kısır döngü içinde ekmeğini yedikleri toplumlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmek bir yana egemen kültürlerin ve arkalarındaki egemen güçlerin birer nüfuz casusu gibi ömürlerini tamamlar ve giderler.

Aydın olmanın birinci gereğinin kendi milli değerlerini ve bu değerler üzerine kurulu çıkarlarını korumak olduğunu yani bağımsızlığın en vazgeçilmez aydın sorumluluğu olduğunu unutur giderler.

Bunları neden yazdık.Mübadele ile veya değişik sebeplerle bu toprakları terk etmek durumunda kalan-gerçekten de büyük dram yaşayan-insanlara ilişkin peş peşe öyküler yazan aydınlarımızın Kafkaslar,Kuzey Karadeniz ve Balkanlar'dan Anadolu Coğrafyasına göç etmek daha doğrusu canını kurtarmak için sığınmak zorunda kalan 5 milyondan fazla insanla ve 1820-1920 arası yüz yıllık dönemde aynı coğrafyalarda ölen öldürülen yine 5 milyondan fazla Müslüman (büyük çoğunluğu Türk) ile ilgili birkaç satır dahi karalamadıklarını görünce insan bir tuhaf oluyor.

Hele şu sorunun sorulmadığını  görünce kahroluyor.Bu coğrafyada bin yılı aşkın barış içinde yaşayan bu insanlar neden bu duruma geldiler.Türkler bu insanlara karşı kucaklayıcı,hoşgörülü ve barışçı yaklaşmasaydı bunlar bu coğrafyalarda bin yılı aşkın süre yaşayabilirler miydi?

Müslüman Türklerle bu insanların arasını kim açtı? Etniki Eterya'nın, Hınçakların, Taşnakların arkasındaki güçler kimlerdi? Bu gün aynı oyunu yeniden yaşamıyor muyuz? PKK'nın arkasındaki güçler kimler. Sahi hangi namuslu vatandaşın Kürt kardeşleriyle derdi var? Dün kimin Ermenilerle ve Rumlarla derdi vardı?

Tamam beyler anladık da biraz da kendi geçmişimize saygı ve biraz daha dürüstlük lütfen..

11 Kasım 2013

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi tevfik_karabulut@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu