GÜNÜN SÖZÜ

Rahat bir ömür sürmenin en kestirme yolu cahilliktir.//Galip Erdem

13 Aralık 2018 08:31 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Röportaj » Oğuz ÇETİNOĞLU » ‘Batı ve ABD, Türkiye’nin bölge lideri olmasını istemez.’

‘Batı ve ABD, Türkiye’nin bölge lideri olmasını istemez.’
Tarih: 08 Eylül 2013 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Röportaj

‘Batı ve ABD, Türkiye’nin bölge lideri olmasını istemez.’

 

'Batı ve ABD, Türkiye'nin bölge lideri olmasını istemez.' Sosyolog Prof. Dr. Mahmut Arslan ile Türkiye'nin bugünü ve geleceği üzerine derin bir sohbet...

Oğuz Çetinoğlu: Milletler tabîi oluşum ve gelişim içersinde meydana gelirler. 'Kürt milleti' kavramı tabîi oluşumun sonucu mudur yoksa Türkiye'nin başına birtakım gaileler çıkarmak isteyen dış güçlerin oluşturduğu suni bir yapı mıdır?

Prof. Dr. Mahmut Arslan: Türkiye'den ve özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dan Almanya'nın birçok şehrine Kürt vatandaşlarımız gitti. Bir baktılar ki Almanya'da ve bütün Avrupa'da Kürdoloji, Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri var, yüksek lisans yapılıyor, doktora tezi falan... Mesela ben Frankfurt'a gittiğim zaman bir Kürt çocuk doktora tezi yapıyordu. Zazaca üzerine çalışıyordu. Alman hocalar var biliyorsunuz Keldal diye biri var Paris'te Zazacanın aslında Kürtçe olmadığı Hitit dilinin bir kalıntısı olduğuna dair bir çalışmaydı o. Ve birdenbire o bölgeden gelen Zaza Kürtler artık kendilerine Kürt dememeye başladılar. Hatta birtakım haritalar çizip Zazaistan toprağını belirlemenin telaşına düştüler.

Çetinoğlu: Konumuzla bağlantılı herhalde...

Prof. Arslan: Bunu anlatmaktaki kastım şu: Bu bizim Almanya maceramızla birlikte orada bir diaspora oluştu. Kürt diasporası. Bunlar çalışıyorlar, para kazanıyorlar. Zaten PKK'nın en büyük finansman kaynaklarından biri o. Ve iyi kötü bir Kürt entelijansiyası oluştu.

Çetinoğlu: Nasıl oluştu, kim tarafından kimler oluşturuldu?

Prof. Arslan: Hiç bir hareket, belirli bir finansmanı olmadan belirli bir entelijansiyası olmadan gelişmez. Yani bu Almanya maceramız bizim için ufuk açıcı oldu ama ortaya da böyle manzaralar çıkardı. Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi, Avrupa'nın, Fransa'nın biraz önce söyledim bu tür araştırmalar mesela bir Hollandalı profesör gelip, Irak'ta Erbil, Selahattin ve Süleymaniye'yi sonra bizim Güneydoğu'yu ve Doğu'yu dolaşmış. Cilt cilt Kürdistanla ilgili kitaplar yazmış. İlk büyük yayınlar hep Avrupa'da, özellikle Hollanda'da, Belçika'da çıkmaya başladı. Şimdi ister istemez bu kitapları okuyan genç insanlar Kürtçülük hareketine şartlanmaya başladılar.

Çetinoğlu: 'Kürkçülük hareketinin fazla bir tehlike oluşturmadığını' söylemiştiniz. Sizi bu kanaate vardıran etkenler nelerdir?

Prof. Arslan: Kürtçülük hareketinin önündeki en büyük engeli bence şudur: Kürtlerin % 95'inin Sünni olması, % 5 civarındakinin de Alevi olması. Bu Alevi Kürtler daha radikal ve Avrupa'da en çok seslerini duyuranlar bunlar. Eğer bu sosyolojik yapımız Ortadoğu'daki Kürtlerin tamamına Alevi, Ortadoğu'daki Türklerin tamamının Sünni olması şeklinde tecelli etmiş olsaydı yani ırkî fayla dinî veya mezhebî fay üst üste otursaydı biz bu Güneydoğu'yu tutamazdık. En büyük gerçek şu, oraya gittiğiniz zaman görüyorsunuz on binlerce, yüz binlerce Sünni Türk ve Kürt akraba olmuşlar. Ve özellikle Tunceli bölgesindeki Alevi Kürtlerle hiçbir temasları yok. Sünni Kürt, Alevi Kürtten kız alıp vermiyor. Malatya'nın kayısı pazarında sordum 'Kayısı bile getiremezler buraya.' Diyor. İkisi de Kürt Tunceli bölgesinden. 'Çünkü biz onlardan değil kız, kayısı bile almayız.' Diyor. Buna benzer şeyler var, bu bizim şansımız. Yani bu iki çatlağın üst üste oturmaması önemli bir şanstır. Bir de Osmanlı Devleti'nden gelen bir yapılanma var. Kürtler; daima Araplardan çok Türkleri kendilerine yakın hissetmişlerdir. Belki Sünni oluşlarından kaynaklanıyor. Her Cuma bu adamlar aynı safta omuz omuza namaz kılıyorlar, vaaz dinliyorlar. Yani sosyal mesafe bakımından bunlar son derece önemli. Bir de benim araştırmalarıma göre Bizans döneminde Anadolu'da Kürt yok. Bizans'ın Doğu komşuları diye Almancadan çevrilmiş Fikret Işıltan Hocanın kitabı var. Kürt yok Anadolu'da.

Çetinoğlu: Nasıl oluyor?

Arslan: Hammer tarihinde okudum. Hammer'in Osmanlı tarihinde Yavuz Sultan Selim Han, Tebriz Seferi'ne gidip de Şah İsmail'i yendikten sonra görülüyor ki; Şah İsmail'in 17'ye yakın Sünni Kürt aşiretiyle başı derttedir. Bunları tedirgin ediyor. Bunları ordusunun önüne katıp Anadolu'ya getiriyor. Hammer diyor ki; 'Bunları Yavuz Sultan Selim Han, Kars'tan Urfa'ya kadar yerleştirdi ki içerdeki Alevi unsurun İran'la temasını kesmek ve Sünni bir tampon bölge oluşturdu.'

Çetinoğlu: Faydası oldu mu?

Prof. Arslan: Dikkat ederseniz Anadolu'nun iç kısmında Aleviler vardır. İran'da da Kürt Aleviler var. İki Alevi grubun arasındaki bölgede 17 Kürt aşiretine toprak vererek oraya Sünni Alevileri yerleştiriyor. Çünkü Sünni Alevileri kendisine yakın buluyor. O zaman Kürtçülük mürtçülük diye bir şey yok Sünni ve Şiilik var. Yani İran'la en büyük rekabet iki ideoloji arasında: Sünnilik ve Şiilik. Zaten Şiilik de sonradan gelişti. Selçuklular zamanındaki Baba İlyas İsyanları falan filan sonradan olan hadiseler. Edebil Medreseleriyle gelişti. Belki Osmanlı döneminde yeni yeni başlamıştı.

Çetinoğlu: Zaten Yavuz Sultan Selim zamanında Kürt asıllı İdris Bitlisi Osmanlı Devleti'ne sadakatla hizmet etmiş bir insan...

Almanların Zazaca üzerinde çalıştıklarını söylediniz. Alman üniversitelerinde Kürdoloji bölümleri var Frankfurt Üniversitesi'nde. Zazaca ve Kırmançça birbirinden tamamen ayrı diller. Hangi tarihte bilmiyorum Kürtçe dergiler çıkartılırken sayfanın bir tarafında Kırmançça öbür tarafında Zazaca yazılar bulunuyordu. Bir Alman sosyolog diyor ki: 'Siz ne yapıyorsunuz böyle? 2 ayrı dil, 2 ayrı millet demektir. Türkiye sizi birbirinize düşürebilir. O halde sizin bir dil etrafında toplanmanız lazım.' Ve Kırmançayla Zazacayı tek bir Kürtçe lisan haline getirme çalışmalarını başlatıyorlar.

Prof. Arslan: Benim gördüğüm kadarıyla yine de Kürtçe lisan olmuyor çünkü kelimelerin etimolojisini incelediğimizde ya Farsçayla ya Arapçayla veya Türkçeyle bağlantılı olduğunu görüyoruz. Diyelim ki 1000 kelimelik bir lügatleri var. Belki 500 tane 600 tane Farsça ve Arapça, yâni Türkçe olmayan kelimeler var. Onlar da nerden kaynaklanmış? Belki Orta Asya'dan Sasaniler zamanından gelen bir takım kelimeler olabilir. Böylece suni bir dil oluşturdular.

Çetinoğlu: Kürtlük de böylesine suni olarak oluşturulmuş bir millet intibaı uyandırıyor.

Arslan: Böyle bir realite var. Yani Kürtçe konuşan bir halk var. Ve bu halk diyor ki benim dilim Türkçeden farklı, Arapçadan farklı. Ama cümle yapısına baktığımız zaman bu bir Hint-Avrupa dili. Türkçe Ural-Altay dil ailesi olarak ayrı bir gruptan Farsçanın uzantısının bir alt kolu diyebiliriz. 3 tane ana konuşma var. Birbirlerini anlamıyorlar. Kirmanççe, Zazaca bir de Soranice dedikleri. Sorani, Gorani birbirlerini biraz anlıyorlar. Fakat ortaya tek dil bir türlü çıkamadı. Ve o yüzden zaten Kuzey Irak'taki manzarayı da görüyoruz. Soranice konuşanların başında Talabani var aşiret reisi olarak. Kırmançca konuşanların başında da Barzaniler var. Aslında bu bölgedeki Kürtler aşiret düzeyinden kurtulup millet düzeyine de gelememiş.

Çetinoğlu: Neden gelemediler?

Prof. Arslan: Gelemeyişinin en önemli sebebi şu; mesela daha yakın zamanlara kadar Talabani'yle Barzani birbirlerine top, tüfek iki taraftan binlerce Peşmerge öldürüyordu. Zaman zaman ikisi bir olup PKK'yla çatışıyordu. PKK bunlardan binlercesini öldürdü. Yani bunlar kendi haline bırakılsa, birbirlerini öldürecekler. Câhiliyye dönemindeki kabileler gibi ırkçılık yapıyorlar.  Millet şuuru oluşmadığı için aşiret şuurundan kurtulamamışlar. Bir de şu gerçek var ki bugün Kürtlerin yaşadığı bölge denize açık olmadığı için orada bir devletin yaşaması mümkün değil. Bunlar da bunu biliyorlar.

Çetinoğlu: Bu görüş çok geçerli mi? Denize açılamayan o kadar çok devlet var ki.

Prof. Arslan: Var da hepsi büyük bir güçlük içinde. Ermenistan başta olmak üzere... Ermenistan Türkiye'yle arasındaki sınırı bir açabilse... Aklı-fikri Erivan'ı bir otobanla Trabzon limanına bağlanmak... Ve böylece kendisini kurtarmak. Fakat Kürt bölgesinin bir durumu var. Emperyalizmin elinde bir koz var. Eğer bu bölgede Kürdistan istenirse, isteniyorsa Musul ve Kerkük petrollerini bu suni devletin finansmanı olarak kullanmak. O zaman denize açılmalarına da gerek kalmayabilir. Belki Türkiye'nin oradaki Türkmenleri devreye sokarak durumu kurtarabilir. Kerkük'teki o tapu yağması şudur budur, oraya Kürt nüfusunun iskânı içindir. Kürtler en büyük kurtuluşlarının bu Kerkük petrolleri olduğunu biliyorlar. Türkiye de Amerika'ya baskı yaparak etkili oldu. Buranın bir Kürt şehri olması konusu referanduma götürülmek istendi ve öylece kaldı. Yani Türkiye'nin bastırmasıyla oldu. Türkmenleri henüz temizleyemediler ordan. Süper devletler de ancak ve ancak kendilerine tâbi devletlerin oluşmasını istiyorlar. Yani bir Kürdistan Devleti oluşturmaya çalışıyorlar. Bu devlet, süper devletlere tabi olacak. Onların desteğiyle ayakta kalacak ama bu desteğin karşılığında da petroller o süper devlete akacak. Yalnız burada mesela bizim aydınlarımızın televizyonda tartışmalarında görüyorum, tezi şu; Amerika bu bölgede bir Kürdistan kurdurup İsrail'i de onunla temas hâlinde bulundurmak. Ortadoğu'nun göbeğinde bu Kürdistan'ı kullanma düşünceleri var. Benim aklım pek buna yatmıyor. Yani ABD'nin hemen hemen ordularının tamamı NATO'ya ve Pentagon'a bağlı bir Türkiye Cumhuriyeti burada bütün hâlinde varken alternatif aramaz. İleride ne olacağı bilinmeyen,  kendi kendilerini yönetip yönetemeyeceklerini bile belli olmayan, biraz önce söylediğim yani sosyolojik olarak aşiret düzeyinden çıkıp millet olamamış, millet olamadıkları için devlet de olamayacak olan bir yapılanmayı neden tercih etsin?  Böyle bir siyâsî yapıyı ne dereceye kadar manüple edecek de Ortadoğu'daki menfaatlerine kullanacak? Bana kalırsa Amerika bundan vazgeçecek. Oradan bir yere gidemeyeceğini anladı ve Ortadoğu'daki en büyük uzantısı olan Türkiye'yi tercih etmeyi kararlaştırdı. Türkiye bugün Amerika'nın müttefiki durumdadır. Biz Irak'a girişine yardımcı olmadık ama NATO'nun da müttefikiyiz. Yani kalkıp da o Kürt bölgesi için Türkiye'yi fedâ edeceğini zannetmiyorum.

Çetinoğlu: Yeri ve zamanı geldiğinde kullanılmak üzere bir baskı unsuru, bir tehdit unsuru olarak kullanmayı düşünüyor olabilirler.

Prof. Arslan: Eğer Türkiye dış politikasında radikal değişiklikler yaparak; İslam dünyasının lideri olmak, Türk dünyasının lideri olmak isterse, ona da müsaade etmezler. Eğer onlara göre boyumuzdan büyük işlere soyunursak bu Kürdistan bölgesini ve bu Kürt realitesini ve ayrılıkçı gücü her türlü şekilde kullanırlar. Yukarıda bir de Rusya Federasyonu var. Onun da Ortadoğu'da emelleri var. Ama şu gün gözüküyor ki Obama yönetimi Türkiye'yi kaybetmeyi göze alamıyorlar. Ama bölge lideri olmasını da hiç istemiyorlar.

Amerikan büyükelçisinin Milliyet'te tam sayfa mülakatı vardı. 'Türkiye'yle anlaşamadığız noktalar var ama o bizim güçlü müttefikimizdir. Bâzı konularda birtakım ayrılıklar ortaya çıkıyor. Bu ayrılıkların sayısı artar.' diyor. Dikkat ederseniz Amerika sürekli Almanya'ya ve Fransa'ya baskı yapıyor. Diyor ki: 'Bu Türkiye'yi itelemeyin, içinize alın.'

Çetinoğlu: Çünkü Avrupa Birliği üyesi olan Türkiye; daha yumuşak, istenilen kalıba sokulabilecek bir Türkiye olmaya başlayacaktır...

Arslan: Evet! Avrupa topluluğunun içine alındığı zaman Türkiye'nin kontrolü ABD açısından daha kolay olacaktır. Türkiye yeni müttefikler ararsa batıdan ve ABD'den uzaklaştığı oranda sâdece Kürt meselesi değil, daha başka meseleleri de kaşırlar. Yani orda artık 'düşmanımın düşmanı dostumdur' politikası devreye girer.

Çetinoğlu: İsâbetli bir değerlendirme. Yöneticilerimiz bunu asla göz ardı etmemeli...

Çok teşekkür ederim.

 

 

Prof. Dr. MAHMUT ARSLAN

1969 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden 'Roma İmparatorluğu'nda Mülkiyet Müessesi ve Bizans'ın Osmanlı Toprak Rejimine Etkisi' adlı lisans teziyle mezun oldu. Yan dal olarak seçtiği Felsefe Tarihi çerçevesinde Antik Yunan Felsefesi, Orta-Çağ Felsefesi ve Aydınlanma Felsefesi ile ilgili konuları ve filozofları inceledi. İktisat Fakültesi'nden aldığı Sosyal Siyaset sertifikası çerçevesinde ise Sendikacılık, İş Hukuku, İstihdam ve İşgücü, Kooperatifçilik, Sosyal Güvenlik gibi derslere, iki yıl da Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün derslerine devam etti. Bir yıl kadar da Goethe Enstitüsü'nün Almanca kurslarını tâkip etti. Mezuniyetten sonra dil imtihanını kazanarak doktora öğrencisi oldu. 1977 yılında Prof. C. Tanyol, Prof. A. Kurtkan, Prof. O. Arı, Prof. N. Göyünç ve Prof. T. Gökbilgin'den kurulu jüri önünde 'Göçebelerde Sosyal ve Siyasî Kuruluş' adlı tezini savunarak 'Doktor' unvanını aldı. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünün açtığı dil ve bilim sınavım kazanarak adı geçen bölüme asistan oldu.

 

Asistanlığı döneminde Batı Almanya'mn Hamburg, Nürnberg-Erlangen ve Münich üniversitelerinde devlet felsefesi ve siyaset sosyolojisi ile ilgili inceleme ve araştırmalar yaptı.  1985 yılında Prof. A. Kurtkan, Prof. O. Arı, Prof. O. Türkdoğan, Prof. Ö. Ozankaya ve Prof. B. Gökçe'den oluşan bir jüri önünde; 'Kutadgu-Büig'deki Toplum ve Devlet Anlayışı' adlı tezini savundu.

 

Profesör olduktan sonra; Bursa Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Medikal Sosyoloji, Elazığ Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde, Florence Nightingale Hemşirelik Yüksek Okulunda Sosyolojiye Giriş; Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde Türk Sosyoloji Tarihi dersleri verdi.

 

 

08 Eylül 2013

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu