GÜNÜN SÖZÜ

İnsan kıymeti bilmeyen topluluklarda kıymeti bilinecek insan yetişmez.//Hasan Ali Yücel

16 Ekim 2018 16:27 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Güzel Kokudan Bayılan Debbağın Hikayesi

Güzel Kokudan Bayılan Debbağın Hikayesi
Tarih: 10 Temmuz 2012 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Güzel Kokudan Bayılan Debbağın Hikayesi

Hazreti Mevlana anlattığı bir hikâyede özetle şunları söylüyor:

Birisi güzel koku satanların çarşısına varınca kendinden geçti, yere düştü, bayıldı. Halk başına toplanarak derman aramaya başladı. Kimisi yüzüne gül suyu serpiyor, kimisi kalbini dinliyor, kimisi tütsü yapıyordu.

Özellikle gül suyu, misk gibi güzel kokulardan sonra, adam daha da fena oluyordu. Olayı duyan debbağın kardeşi hemen koşa koşa geldi. "Ben onun neden bayıldığını biliyorum" dedi.

Avucunun içinde bir parça köpek pisliği vardı. "Köpek pisliğinin kokusu onun beynine, damarlarına, iliğine kadar işlemiştir. Çünkü o mesleği gereği bu pisliklerin içinde yaşamaktadır."

Tıp ilminin üstadı Calinus "hasta neye alışmış ise, neyi huy edinmiş ise onu ver" demiş. Çünkü onun hastalığı alışkanlığına aykırı şeylerdendir. Bu sebeple hastalığının ilacını onun alıştığı şeylerde ara. Onun ilacı köpek pisliğidir.

Bayılan debbağın kardeşi, elindeki köpek pisliğini bayılan adama koklatınca adam kendine geldi.

Hazreti Mevlana'nın bu hikâyeden çıkardığı netice şöyle:

"Öğüt miski, öğüdün hoş kokusu kime fayda vermiyorsa, o muhakkak kötü kokulara alışmıştır. Pislik içinde doğan pislik kurdu hiç mi hiç amber kokusuna alışmaz."

******

Hazreti Mevlana'nın bu hikâyesinden birçok hisse çıkarmak mümkün. Benim günümüz dünyası için çıkarabildiğim hisselerden bir kısmı bu yazının konusu olsun.

Diktatörlükle yönetilen ülkelerde ister adına "renkli devrimler" deyin, isterseniz "Arap Baharı" gibi romantik isimlerle sevimli hale getirilmiş darbe hareketleriyle rejim değişikliği çabaları başarı getirmiyor.

Zira diktatörlük yönetimi altında yönetilmeye alışmış halk, demokrasi rejiminin istediği vasıflarda olamıyor.

Demokrasi, bireylerin kendi iradelerini kullandığı, haklarını sadece birbirlerine değil, güçlülere ve devlete karşı da savunabildiği, bağımsızlığın fert ve devlet olarak bir tutku olarak sahiplenildiği rejimlerdir. Bu özelliktekileri Mevlana'nın hikâyesindeki güzel kokulara alışmış insanlara benzetebiliriz.

Demokrasinin istediği bu türden insan yapısına sahip değilseniz, demokrasi ithal etme gayretleri veya dışarıdan demokratikleşme çabaları netice vermez. Diktatörlüğün pislikleri içinde yaşamaya alışmış bünyeler, demokrasinin güzel kokularını yansıtan insan tiplerine uyum sağlayamaz, tahammül edemez.

Bir kabilenin/ etnisitenin mensubu veya bir dini veya siyasi grubun bağlısı olarak kendi iradesi yerine, bağlı olduğu grubun liderinin iradesine kendisini bağlamış olanlar, dikta rejiminde yaşasalar bile bireysel vicdanın emrettiği isyan ahlakına değil, tabi olduğu iradenin yönlendirmesine göre hareket edecektir.

Kafkas ülkelerinde yaşanan "renkli devrimler" de, "Arap Baharı"nın yaşandığı ülkelerde de sözde halk hareketleri esasen bireysel vicdanın emrettiği isyan ahlakına sahip kitlelerin hareketi değil, emperyal devletlerin yaratıp yönlendirdiği operasyonlardı.

Bugün Suriye'de yapılmaya çalışılan da aynıdır.

Bu hareketleri tertip eden ve yönetenler, bu ülke halklarının demokrasinin istediği vatandaş tipinden çok uzak olduğunu iyi bilmektedir. Ayrıca her ne kadar aksini ifade etseler de, emperyal devletlerin bu ülkelere demokrasi getirmek gibi bir hedefleri yoktur.

"Hasta neye alışmış ise, neyi huy edinmiş ise onu vereceklerdir."

Demokrasiyi getirdiklerini söyledikleri ülkelerde afyonlanmış / efsunlanmış kitleler emperyal devletlerin işine daha çok gelmektedir. Halk kitlelerinin iradesini teslim ettiği lider, kanaat önderi, şeyh, büyük sermaye sahipleri vb kişilerle yapılacak işbirliği ile bütün ülkenin yönetilmesi daha kolay olmaktadır.

*****

  • Ülkemizde gerçek bir demokrasi yaşamak istiyorsak...
  • Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir rejim hayal ediyorsak...
  • Kendimizi devletimize, toprağımıza, varlıklarımıza ve bağımsızlığımıza sahip çıkmak borcunda hissediyorsak...

İlk yapmamız gereken, kendi iradelerini başkalarına teslim etmeyen, haklarını arayan ve koruyan insan modelini hayata geçirmeye çalışmak olmalı.

"O en iyisini bilir" diye birilerinin işaretine bakarak karar veren insanların yaşadığı ülkelerden iseniz demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerden bahsetmek mümkün olmaz.

Bu rejimde yaşayan "mankurtların" en çok sığındığı "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" tesellisidir.

Bir gün sıranın kendisine geldiğinde "sarı öküz" hikâyesini hatırlayanların olması ve "keşke sarı öküzü vermeseydik" yakınmaları çare olmayacaktır.

Bizim bu öğütlerimizin misk kokusundan rahatsız olanlar varsa, sebep herhalde alıştıkları pis kokulu ortamdır.

10 Temmuz 2012

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu