GÜNÜN SÖZÜ

Öpmeye niyeti olmayan "Yanağın nerede?" diye sorar. Atasözü

14 Kasım 2019 23:23 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Başbakan, Kürtaj ve Sezaryen

Başbakan, Kürtaj ve Sezaryen
Tarih: 29 Mayıs 2012 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Başbakan, Kürtaj ve Sezaryen

Başbakan R. Tayyip Erdoğan, kürtaj ve sezaryen ile doğuma karşı celadetli ve hışımlı konuşmalarıyla gündemi yine değiştirmeyi başardı.

Çeşitli kesimlerden tepki alan konuşmanın üslubunu, Sağlık Bakanı Akdağ "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan halkı farkındalık oluşturacak bir şekilde uyardı" ifadesiyle açıkladı.

Başbakan "Sezaryen de kürtaj da cinayet" başlığı ile haber yapılan konuşmasında şunları söyledi: "Ben sezaryenle doğuma karşı olan bir Başbakanım ve bunların özellikle planlı yapıldığını biliyorum. Bunun bu ülke nüfusunun artmaması için atılan adımlar olduğunu biliyorum. Bunun bir taraftan da kendilerine mali kaynak teşkil etmesi için atılan adımlar olduğunu biliyorum ve bununla bu ülkenin nüfusu bir yerde donduruluyor. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum ve Her kürtaj bir Uludere'dir diyorum. Anne karnında bir yavruyu öldürmenin doğumdan sonra öldürmeyle ne farkı var. Bu milleti dünya sahnesinden silmek için sinsice bir plan olduğunu biliyoruz. Bu milletin çoğalması için asla bu oyunlara prim vermemeliyiz."

Konuşmanın içindeki doğruları ve yanlışları ayırmaya çalışalım:

DOĞRULAR:

  • 1- Türkiye'de sezaryenle doğum oranı son 3,5 yılda yüzde 40'a vardı. Sağlık Bakanlığı bu oranı Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) ortalaması olan yüzde 15'e düşürmek istiyor.
  • 2- Doktorlar saatler süren bir doğum ile uğraşmamak için, özel hastaneler de ameliyat masraflarını doğum hesabına eklemek için pek çok hastayı sezaryen olmaya yönlendiriyor. Oysaki uzmanlara göre sezaryen bir ameliyattır ve ancak normal doğumdaki komplikasyonlar neticesinde bu yola başvurulması gerekir.
  • 3- Doğum yapan pek çok kadın zaruretten / ihtiyaçtan değil tamamen tercihten dolayı sezaryen ile doğumu seçiyor. (İngiltere gibi bazı ülkelerde tıbbi gereklilik olmasa bile sezaryen serbest olup, tamamen annenin tercihine bırakılmıştır.)
  • 4- Başbakan'ın her aileye üç çocuk tavsiyesi yerinde ve doğru bir politikadır. Türkiye'nin gittikçe nüfusu durağanlaşmakta. Yaşlı bir nüfus haline dönüşmekteyiz. Ayrıca doğu bölgemizdeki nüfus artış hızı yüksekken, ülkemizin batısında nüfus artış hızı durmuş vaziyette. Bu ise şehirleşme, göç gibi problemlere yol açmakta ayrıca etnik farklılıklara dayalı ayrılıkçılık peşinde olanları cesaretlendirmektedir.
  • 5- Hiçbir ülkede sınırsız kürtaj hakkı yok. Her ülke bu hakkı belli bir hafta ile sınırlamış. Bizim yasalarımızda belirtilen süre 10 hafta. TCK, 10 haftadan ileri hamilelikleri sonlandıran anneler ve doktorlar için bir yıla kadar hapis cezası öngörüyor.

YANLIŞLAR:

  • 1- Sezaryen ile kürtajın aynı kefeye konulması yanlıştır. Kürtaj istenmeyen gebeliğin ceninin / anne karnındaki çocuğun cansız olarak çıkarılması; sezaryen ise çocuğun (hamileliğin son döneminde) canlı olarak ameliyatla alınması demek. Sezaryene cinayet demek herhalde bir sürçü lisan olmalı.
  • 2- Kürtajla sonlandırılan istenmeyen gebeliklerin önemli bir bölümü, evlilik dışı ilişkilerden (zinadan) kaynaklanıyor. Zina dinen günah ama kanunlara göre suç değil. Üstelik zinayı suç olmaktan Başbakanın başında olduğu Ak Parti çıkardı. Günah boyutuyla ele alınır ve kürtaj suç haline getirilirse, zinanın da yeniden suç kapsamına alınması gerekmez mi?
  • 3- Kürtaj konusunda süre "cenin hangi noktadan sonra bir insan olarak telakki edilebilir?" sorusuna cevap aramak suretiyle belirlenmekte. Oldukça teknik bir konu olan bu soruya cevap vermek siyasilerin işi olamaz. Başbakan'ın bu çıkışından sonra, hamileliğin ilk 10 haftalık süresinde kürtaj yaptırabilme hakkının kaldırılması gündeme gelirse, tecavüz sonucu hamile kalan kadının istemediği gebeliği sona erdirme hakkı olmamalı diyebilir miyiz? "Ya tecavüzcün ile evlen meşru doğum yap veya gayrimeşru çocuğu doğur ve bak" seçeneğine mahkûm etmek kamuoyunda ne kadar vicdani bulunacaktır?
  • 4- Sezaryen ve kürtaj konusunda "farkındalık yaratma" görevinin Sağlık Bakanlığında olması gerekirdi. Bakanlığın, Başbakan'ın bu çıkışına kadar, kamuoyu yaratma konusunda yetersiz olduğu anlaşılıyor. Bu konular Başbakan'ın inançları ekseninde tartışılırsa kamuoyunda mutabakat sağlamak mümkün olmaz.
  • 5- "Her kürtaj bir Uludere'dir" derken, her kürtaj devlet eliyle işlenen bir cinayettir demek mi isteniyor. Bunu demek 10 senedir iktidarda olan Başbakan'ın kendisini bu "cinayetlerden" sorumlu tutması anlamına gelebilir. Benzetme yanlıştır.

Yapılması gerekenler:

  • 1- Konu tartışılırken Başbakan'ın inançları ekseninden çıkarılmalıdır.
  • 2- Devletin sözleşmeli hastaneleri denetlemesi ve "gereksiz sezaryen ameliyatlarına" ödeme yapmaması şeklinde bir yaptırım uygulanabilir. Gerekliliğin ilk şartı anne ve çocuğun sağlığıdır. Gereksizliğin tespiti için objektif kurallara göre işleyen bir sistem kurulmalıdır.
  • 3- Hekimliğin nasıl uygulanacağına yine hekimlerden oluşan denetim mercileri karar vermelidir.
  • 4- Devlet Hastanelerinde doktorların performans puanlamalarında normal doğumlara, sezaryenlerden daha fazla puan verilmesi şeklinde bir değişiklik uygun olabilir.
  • 5- Sezaryeni normal doğuma tercih eden insanların tercih hakkına saygı göstermeli ancak bunu devlet imkânları ile değil kendi paralarıyla yapabilmeliler. Ancak halkın konu hakkında bilinçlendirilmesi için gerekli bilgilendirme yapılmalıdır.
  • 6- Bunların haricinde uygulanacak yaptırımların kamuoyunda destek bulacağını sanmıyorum. Farklı fikirler çıkarsa da toplumda iyice tartışılıp, genel bir mutabakat sağlanmadan uygulanmamalıdır.

 

29 Mayıs 2012

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.