YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Röportaj » Oğuz ÇETİNOĞLU » Kutlu Doğum Haftası

Kutlu Doğum Haftası
Tarih: 15 Nisan 2012 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Röportaj

Kutlu Doğum Haftası

 

İdrak etmekte olduğumuz KUTLU DOĞUM HAFTASI sebebiyle, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. CÂHİD BALTACI ile PEYGAMBERİMİZ HAZRET-İ MUHAMMED (SAV) EFENDİMİZ hakkında yazılan kitaplar üzerine konuştuk.
GİRİŞ:
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber (sav) Efendimiz, o dönemde kullanılmakta olan Kamerî takvime göre Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi dünyaya geldi. Miladî takvime göre 571 yılında Nisan ayının 20. günüdür. Ülkemizde 20 Nisan gününü içine alan hafta, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kararı ile Kutlu Doğum Haftası olarak değerlendirilmektedir. Okuyucularımızın Kutlu Doğum Haftası'nı tebrik eder, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'dan niyaz ederim. 
İki dünya serveri'nin cihanı teşrifleri, gerçekten feyizli bir zaman dilimidir. İnsanlık için yepyeni bir dönem, aydınlık bir hayat başlamıştı. O'nun doğumu, Allah'ın biz insanlara bahşettiği en büyük  nimet ve lütuflarından biridir. 
O, 1441 yıl önce bu hafta geldi ve İslam'ı tebliğ etti. O'nun tebliğ ettiği gerçeklerden her birini, yeni bir günün başlangıcında öğrenenler ve uygulayanlar, her gün yeniden doğarak, Kutlu Doğum'u her gün kutluyorlar demektir. Onlar ne mutlu insanlardır. 
O'nun gelişindeki büyüklük hikmet ve rahmeti anlayabilmek için o çağda olup bitenleri öğrenmemiz gereklidir.  
O karanlık çağ, ışığa düşman yarasaların kan emme düşünceleriyle sağda solda sürüler halinde dolaştığı bir çağdı. Her köşe başı devrin zâlimleri tarafından parsellenmiş, insan ve insanlık inim inim inliyordu.
Karanlığın en son noktası şafağın sökme vaktine en yakın olduğu andır. İşte böyle bir karanlığın tam ortasında bütün ihtişamıyla bir güneş doğdu... Karanlık bir çırpıda Nur'a dönüştü. Gelen, Efendimiz Hazret-i Muhammed (sav) idi. Bütün insanlığı mutlak kurtuluşa götürecek zât idi. 
Geldi ve gösterdiği yoldan gidenlere mutluluk ve huzur getirdi. Getirdiği mutluluk ve huzur, 1441yıldır eksilmedi, bitmedi, arttı. Artarak devam ediyor. Çünkü O, Allah'ın sevgili kuludur. Allah da kâinatı, O'nu sevdiği için yaratmıştır. 
O, insandı. İnsana değer veren bir insan. O'nunla ilgili olarak şöyle bir olay anlatılır:
Bir Musevi'nin cenâzesi geçerken, saygı göstermek için ayağa kalktı. Kendisine, cenâzenin bir Musevi'ye ait olduğu söylenince; 'O, bir insandır. İnsana saygı göstermek gerekir.' Demiştir. 
Hz. Muhammed'in hayatını anlatan eserlere 'siyer' deniliyor. Bu günkü röportajımızda Muhterem Hocamız Câhid Baltacı ile bu konuyu konuştuk. 
Hz. Muhammed'in siretini öğrenmek her Müslüman için görevdir. Kuran-ı Kerimin nasıl okunacağını, nasıl anlaşılacağını ve İslam'ın nasıl yaşanılacağım en güzel anlatan, şüphesiz Hz. Muhammed'dir. Hz. Muhammed'i öteleyerek İslam'ı sağlıklı anlamak mümkün değildir. Bu sebeple İslam'ın ilk nesli olan sahabeler Hz. Muhammed'in bütün davranışlarını adım adım takip etmiş ve daha sonra gelen nesle aktarmışlardır.
İyi okumalar. 
Oğuz Çetinoğlu: Hocam, ilk siyer kitabı ne zaman ve kim tarafından yazıldı?
Prof. Dr. Câhid Baltacı: Bu sahânın ilk müellifleri olan Urve b. Zubeyr Miladî 713, Âmir eş-Şa'bi 721, Eban b. Osman 724 ve Âsım b. Ömer Katade 737 yılında vefat etmiştir. Bu eserlere 'Kitabu'Megazi' adı verilmiştir. 
İslam târih yazıcalığının ilk örnekleri olan siyer ve megazi kitaplarında Hz. Muhammed'in yaşadığı hayat anlatılmaktadır. İslam tarihinde bu gelenek, daha sonra da devam etmiştir. Endülüs'te İbn Hazm (vefatı: 1064)Camiu's-Sire'siyle bu geleneği devam ettirirken, Anadolu'da bu geleneğin değişik formlarıyla mensur ve manzumlarla devam etmekte olduğuna şâhit olmaktayız. 
Çetinoğlu: Osmanlı'da siyer yazımları konusunda durum nasıldı?
Baltacı: Türk-İslam edebiyatının güzel örneklerini oluşturan birer manzum siyer olan eserler, daha çok Hz. Muhammed'i övmek için yazılan mensur ve manzum na'tlar, ki 17. asrın sonu ile 18. asrın başında Nâzım Divanı'nda na'tlara mensur örnek olan Sinan Paşa'nın 'Tazarrurnâme'si, Hz. Muhammed'in vasıfları ve güzelliklerini anlatan hilyeler, 16. asır şâirlerinden Hakanî'nin hikâyesi meşhurdur. Hz. Muhammed'in miraca çıkışını anlatan Miraciyeler, 17. asır şâirlerinden Gazi-Zâde Nadirî'nin kaside şeklindeki miraciyesi, Aksaraylı İsa'nın 'Miracnâme'si,Abdülyâsi Çelebi'nin 'Mirac-nâme-i Seyyidü'l Beşer Hazret-i Resulullah Aleyhi Efdalu's-Salavat' adlı eseri, 15. yüzyılda Ârif'in 'Miracu'n-Nebi' adlı eseri, Şeyh İsmail Hakkı Bursevî'nin 478 beyitlik 'Miraciye' adlı eseri zikredilmeye değerdir.     
Çetinoğlu: Mevlid alanında neler yapmışız?
Baltacı: 15. Asır Divan Edebiyatı'nın en güçlü ve şöhretli eseri süphesiz Süleyman Çelebi'nin Bursa'da tamamladığı Mevlid manzumesidir. Türk edebiyatında pek çok Mevlid yazılmıştır. Edebiyatçılar 200 kadar olduğunu söylerler. Hasibe Mazıoğlu bunlardan 12'sini tanıtmış ve 59'unun da isimlerini vermiştir. Merhum Doç. Dr. Necla Pekolcay, Türkçe Mevlid metinleri üzerinde 1950'de doktora tezi hazırlamıştır. Eserin birçok yazmaları bulunmaktadır.   
Yazmalarının tesbit edilmiş olduğu diğer mevlidler arasında Kerimi'nin 1459'da yazdığı Mevlid, Beyazıd Devlet ve Süleymaniye kütüphânelerindedir.  Hacı Selim Ağa'nın1478'de yazdığı eseri Süleymaniye Kütüphânesi'nde, Hocaoğlu'nun 1478'de yazdığı Mevlid, İstanbul Üniversitesi'nde, Sinanoğlu'nun 1479'da yazdığı eser Süleymaniye Kütüphânesinde bulunmaktadır. Diğer mevlidler arasında; Kasideci-zâde Süleyman Sırrı'nnın, Ebu'l-Hayr İpsalah'ın 1492'de yazdığı, Hamdullah Hamdi Akşemseddin-zâde'nin 1494-1495'de yazdığı eserler ve daha pek çok ismin yazdığı eserler vardır. Salahi Abdullah Selahaddin-i Uşşakî'nin mevlidinin 1175-1671 yılları arasında yazdığı tahmin ediliyor. 
Bunlardan başka müllifi belli olduğu halde yazma nüshasına ulaşılamayan, müellifi belli olmayan veya telif tarihleri belli olmayan mevlidler de vardır. 
Çetinoğlu: Bir de 'Muhammediye' olarak anılan siyerler var...
Baltacı: Manzum siyerlerin rağbet görmesi üzerine, 1451 yılında vefat eden Yazıcı-zâde Mehmed Arapça olarak telif ettiği Meğaribu'z-Zaman' adlı mensur eserini nazma çevirerek adını 'Muhammediye' koydu. Muhammediye; 'Yaratılış', 'Hz. Muhammed'in peygamberliği' ve 'Kıyamet' olmak üzere 3 ana bölüm üzerine yazılmış bir siyerdir. 8765 beyitlik Muhammediye'nin birçak yazma nüshası bulunmaktadır. Müellif hattı harekeli nüshası Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi ve Neşriyat Kütüphânesi'ndedir. İstanbul'da 3'ü Süleymaniye Kütüphânesi'nde olmak üzere 58 tam, 7 eksik nüsha tesbit edilmiştir. Bunlardan başka Anadolu kütüphânelerinde 30'dan, fazla Kahire, Londra ve Vatikan kütüphânelerinde 10'u aşkın yazması bulunmaktadır. Yine eski alfabe ile 20'den fazla baskısı yapılmıştır. 
Osmanlı döneminde zamanla Muhammediyhanlık ortaya çıkmış ve 'Muhammediye' gibi  'Ahmediye' ve 'Mahmudiye' adıyla eserler telif edilmiştir.
Çetinoğlu: Siyer-i Veysî'den söz ediliyor. Onun hakkında da bilgi lütfeder misiniz?
Baltacı: Yazarı Alaşehirli Uvevs b. Mehmet 1561'de Alaşehirde doğmuştur. Anadolu, Mısır ve Rumeli'de kadılıklarda bulunmuş, 1627-1628'de Üsküp'te vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. 11 eseri içinde en meşhuru 'Dürret't-Tac fi sireti Sahibi'l- Mirac' kısaca 'Siyer-i Veysi'dir. Eser Mekke ve Medine olmak üzere ikiye ayrılmış ve Mekke dönemi tamamlanmış ve Medine dönemini Bedir Savaşı'na kadar yazılabilmiştir. Daha sonra Şair Nabi ve Mazmi-zâde Mustafa zeyiller yazarak eseri tamamlamışlardır, Eser Hicrî 1286'da İstanbul'da 261 sahife olarak basılmıştır. 
Eserin Türkiye kütüphanelerinde tesbit edilmiş 53 yazma nüshası bulunmaktadır.
Çetinoğlu: Abdulaziz Kara Çelebizâde'nin siyer çalışmalarından da söz eder misiniz Hocam?
Baltacı: Birçok ulema yetiştiren Kara Çelebi ailesinden olup 1000/1591'de İstanbul'da doğmuştur.
Şeyhülislamlığa kadar yükselmiş ve birçok hâdiselere karışarak fırtınalı bir hayat yaşayan Abdülaziz Efendi, Osmanlı'da ilk defa resmen Şeyhülislam olmadan yazdığı ve Sultan İbrahim'e takdim ettiği 'Ravzatu'l ebrar' adlı tarihiyle 'Şeyhülislam' unvanını almış ve daha sonra da Şeyhülislam olmuştur. 
Mensur ve manzum eserleri olan Kara Çelebi-zade, nesirde daha güçlüdür. Eserleri; tarih, siyer, fıkıha aittir. Tercümeleri de vardır. 
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz'in örnek hayatından alınacak örnekler: 
Efendimiz'in (s.a.v.) hayatında zikirlerin çok önemli bir yeri vardı. Fırsat bulduğu her anda dua ederdi. O (s.a.v.) farz namazlarını nafilelerle süsler, bunlarla her an Allah ile beraber olabilecek bir ruh ve mânâ atmosferi yakalardı. Namaz kılmanın mekruh olduğu zaman dilimlerini Cenab-ı Hakk'ı anarak, O'nun yüce isimlerini hatırlayarak geçirirdi. Allah Resulü'nün bu örnek hareketleri bizlere büyük bir mirastır. 
Dua; bir çağrıdır, yakarıştır, yalvarıştır, istek ve arzuların dile getirilişidir. Beşerin en büyük silahı, sığınağı ve sermayesidir. Allah katında kulun değerinin yükselmesinin vesilesidir. Bunun için yüce Nebi (a.s.) duayı 'İbâdetin ta kendisi' veya 'ibâdetin beyni' olarak tanımlamaktadır.
Varlık âleminin maksadı ibâdet olduğuna göre Allah'a sunulacak ibâdetlerin başını dua oluşturur. Bundan dolayı da hem ilahî kelam, hem de bu kelamın ilk muhatabı olan Hz. Peygamber duaya çok önem verirdi. 
Kur'-an onlarca, Peygamber Efendimizin hayatı binlerce-milyonlarca dua örneği ihtiva etmektedir. Kur'an bir dua olan Fatiha ile başlayıp, yine bir dua niteliği taşıyan Felak ve Nas süreleriyle sona ererek bu önemi gözlerimizin önüne sermektedir. 
Efendimiz'in hayatının her alanını kaplayan ve bir ömür mübarek ağzından düşürmeden okuduğu dua ve zikirlerinden, bu alanın ne kadar önemli olduğunu öğreniyoruz.
Dua; kâinatın en şerefli varlığı olan insan ile Allah arasındaki en büyük bağdır. Yeryüzünden Allah'a doğru yükseltilen bu çağrılar, insan ile Allah arasındaki ilişkinin canlı tutulmasını sağlar. Bu canlılık Allah'ı hayatın her alanına müdahil kılmak; yani Allah'lı bir hayat yaşamak anlamına gelmektedir. 
En sevinçli halden, en kederli hâle, maddî ve manevî en üst seviyeden, en alt seviyeye, her ne hal ve durumda olunursa olunsun Allah ile olan ilişkinin hayatiyetini sürdürebilmesi ancak dua ile olur. Bu bağın canlılığını Efendimiz çok önemsediği için ömrü boyunca dualarını hayatının her alanına yaymıştır. Bunu yaparken iki maksadının olduğu düşünülebilir: Birincisi; insan-Allah ilişkisinin canlılığını korumak. İkicisi ise: mümin insanın hayatını disiplin altına alma isteğidir. 
'Tabiat boşluk kabul etmez' kaidesini iyi bilen o kutlu Nebi, iman eden bir Müslüman'ın hayatının hiçbir karesini boş bırakmak istemez. Sürekli bu disiplini sağlamaya çalışır. O, çok iyi biliyordu ki; kalp, zihin, beden Allah'ı anmaz ise, Allah ile sürdürmesi gereken bağı zayıflatırsa, Allah'a ait olması gereken bu alanlar başka şeylerle doldurulur. Şeytanların ve nefsin hoyratça kullandığı alanlara dönüşür. Bunun için insan sürekli kendini o yüce otoriteye bağlayacak, haddini ve sorumluluklarını hatırlatacak şeylerle meşgul olmalıdır. Çünkü Hak ile meşgul olmayanın, batılın peşine takılması tehlikesi vardır. 
Allah Resulü; 'Allah'ım,  beni göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa nefsimle baş-başa bırakma.' Diyerek dua ediyordu. Çok küçük bir an bile olsa, Allah'tan ayrı kalmanın insanın başına açacağı felaketleri çok iyi bilen âlemlere Rahmet olarak gönderilen elçi; bu bilinci ümmetinin kuşanması için örneklik etmiştir. 
Allah (cc) Hazretleri'nin kulundan gelen bu dua ve yakarışları asla karşılıksız bırakmayacağını çok iyi bilen Efendimiz, insanın acziyetini ve küçüklüğünü dile getirmesinin Allah'ın hoşuna gittiğini de çok iyi biliyordu. Çünkü Allah; her şeyi, yarattığı aslî konumlarda görmek istiyordu. Dua; beşerin haddini bilmesi, kendi güçsüzlüğünü ve zayıflığını ifâde etmesidir. Asıl güç ve kuvvet sahibinin kim olduğunu belirtmesi, istenilecek ve boyun bükülecek gerçek adresi bulmasıdır.
Dua tevhid'in en büyük anahtarıdır. Sadece uluhiyette tevhid değil; hayatın bütün alanlarında; yani rızıkta, ümitte, korkuda, sevgide, hükümde Allah'ı bir kılmanın ifâdesidir. Doğru yapılan her dua, insanın Allah'a takdim ettiği bir tevhid sunumu niteliğindedir. Öyleyse kul Allah'a bu tevhid sunumunu titizlikle yapmalıdır. Bu titizliğin çerçevesi, Kur'an ve sünnetle tel iğ edilmiştir:  
1- Allah'ın birliğini dile getirmek ve O'nu övgüyle anmak
2- Allah'tan af, merhamet ve hayır gibi manevî isteklerde bulunmak
3- Allah'tan dünyevî isteklerde bulunmak
4- Hamd, selavat ve tesbihle duayı tamamlamak.
Böyle bir yöntem ile insan, Allah'a olan yakarışlarını sunmalı, isteyeceği ve dileyeceği şeyleri en yüksek makama gönderilecek mektup gibi özenle hazırlamalı ve zarflayıp gerçek adresine göndermelidir. Şunu da göz ardı etmemelidir ki; doğru kelam ve üslup ile yapılan duanın kabul edileceği konusunda şüphe duymamalı. Hepsinden önemlisi doğru bir kalp ve zihin birlikteliğiyle Allah'a ulaşan her niyazın, o yüce makamda dikkate alınacağına inanılmalı ve el-Mûcib olan Allah zül Celal Hazretlerinin bu çağrılara icâbet edeceği bilinmelidir. 
(Muhammed Emin Yıldırım'ın İBÂDETİN BEYNİ DUA' isimli kitabından yararlanılmıştır. Kalem Yayınları. İstanbul, 2006)
Çetinoğlu: Yalnız Hz. Muhammed'in değil, bütün peygamberlerin değilse bile çok sayıda peygamberin hayatını anlatan eserler de bulunuyor...
Baltacı: Bunlara 'Kısas-ı Enbiya' deniliyor.  İlk peygamberden son peygambere kadar Kur'an'da adı geçen Peygamberler ve Hz, Muhammed'in doğumundan vefatına kadar hayatını anlatır. En çok bilineni; 'Mir'atu's-Safa fi Ahvali'l-Enbiya'dır. Gayr-ı matbu olan bu eserin bugün Türkiye kütüphanelerinde tespit edilmiş 8 yazma nüshası bulunmaktadır.
Çetinoğlu: Ravzatu'l-Ebrar hakkında da bilgi lütfeder misiniz?
Baltacı: Bu kitap da Hz. Âdem'den 1064 yılına kadar gelen umumî bir tarih olmakla berâber kitabın 2. faslında Hz. Muhammed'in hayatından ve savaşlarından bahsetmektedir. 
Hicrî 1248 tarihînde Bulak'da basılmış olan eserin Türkiye dışında bulunan kütüphanelerdeki yazmaların ve Türkiye'deki bir kısmının listesi Fransız Babinger vermiştir.
Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri isimli kitapta yer alan bilgilere göre Türkiye kütüphânelerindeki yazmalar sayısı 23'tür.  
Çetinoğlu: 'Güzel Kokulu' olarak anılan bir eserden söz ediliyor...
Baltacı: Onun asıl adı 'Fevaihu'n-Nebevıyye fi's-Sîyeri'l-Musiafavîyye'dir. 
Çetinoğlu: 'Güzel Kokulu' ismi nereden geliyor?
Baltacı: Kitabın her bölümü, fayiha (güzel koku) diye isimlendirildiğinden güzel kokular anlamına 'fevaiha' denilmiştir. Eser, Hayber Muharebesi'ne kadar Hz. Muhammed'in hayatından bahsetmektedir.
Gayr-i matbu olan eserin Türkiye kütüphanelerinde tespit edilmiş 5 yazması vardır.
Siyer-i Kazaruni Tercümesi, Kazarunlu Saiduddin Muhammed b. Mesud (ö. 758/1356-1357) tarafından Arapça 'el-Muntakâ fi Siyeri'n Nebevî adlı eserinin tercümesidir. Eser, 4 bölüm ve bir hatimeden ibârettir. Abdulaziz Efendi bu eseri, Ağabeyi ve Hocası Kara Çelebi-zâde Mehmed'in isteğiyle tercüme etmiş ve Sultan Dördüncü.Murad Han'a ithaf etmiştir.
Gayr-i matbu olan eserin kütüphânelerimizde tespit edilmiş 8 nüshası vardır. 
Çetinoğlu: 'Mir'atü'l- ahlak' isimli bir siyer kitabı var mı?
Baltacı: Var. Bostan-zâde Yahya isimli zat tarafından yazılmıştır. Tireli Şeyhülislam Mehmed Efendi'nin oğludur. Tahsilden sonra İstanbul kadılığına kadar yükselmiş ve 1049/1639-1640 tarihinde vefat etmiştir. Sultan Birinci Ahmed Han'a takdim ettiği 'Mir'atü'i-Ahlak' isimli eserinden başka 'Gül-i Sadberk' adında bir siyer kitabı daha vardır. Siyer, Hz. Muhammed'in 100 mucizesini ihtiva etmektedir. Eserin tespit edilmiş 2 adet yazma nüshası bulunmaktadır. Biri Ayasofya Kütüphânesinde 3390.161, diğeri  Selim Ağa Kütüphânesi'nde 842.180 numarada kayıtlıdır. 
Çetinoğlu: Müellifi bilinmeyen siyer yazmalarından söz etmiştiniz...
Baltacı: Bunların belli başlıları 6 adettir: 
1- Muhtasar Siyer-i âl-i Beyt: Süleymaniye Kütüphânesi'nde 4509 numarada kayıtlıdır. 
2- Siyer-i Ebu Nasr Tercemesi: Süleymaniye Kütüphânesi'nde 4566 numarada kayıtlıdır.
3- Siyeru'n-Nebi (Manzum): Hafız Ahmed Paşa Kütühpânesi'nde 234 numarada kayıtlıdır. 
4- Siyer-i Enbiya: Süleymaniye Kütüphânesi'nde 4338 numarada kayıtlıdır. 
5- Veladet ve Mucizaîün-Nabi: Süleymaniye Kütüphânesi 4407 numarada kayıtlıdır. 
6- Siyerden Bir Parça: Süleymaniye Kütüphânesi'nde. 1547 numarada kayıtlıdır. 
Prof. Dr. CÂHİD BALTACI:
1943 yılında Hatay'ın Erzin kazasının Gökdere köyünde doğdu. İmam-Hatip Okulu'nun birinci ve ikinci devresini Adana'da bitirdi. 1967-1968 yıllarında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeniçağ Tarihi Kürsüsü'nde  '15 - 16. Asırlarda Osmanlı Medreseleri' mevzuunda doktora çalışmalarına başladı. 1975 yılında doktor unvanını aldı. Bu arada çeşitli camilerde imam-hatiplik görevini de yürütüyordu. 1976 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü tarih öğretmenliğine tâyin edildi.
1978'de Şer'iyye Sicilleri Arşiv uzmanlığına, 15.11.980 yılında ise, Fatih Müftülüğü'ne vekâleten tâyin edildi. 1981 yılında İstanbul Yüksek İslâm Ensitütüsü öğretim üyeliği görevine getirildi. Halen emekli olmakla birlikte, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde İslâm Tarihi derslerini okutmaktadır. 
Prof. Dr. CAHİT BALTACI'NIN ÇEŞİTLİ KONULARDA ESERLERİNDEN BÂZILARI:
Tasavvuf Lügati: Tasavvufun, kültür ve medeniyetimiz içinde ayrı bir yeri vardır. Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem ve ashabının yaşadığı zühdü takvayı yaşamayı gaye edinen ilk sûfiler, hicri ikinci asrın ortalarından itibaren bunu bir meslek hâline getirmişler ve daha sonra bu meslek içinde muhtelif tarikatlar zuhur ederek bütün İslâm dünyasına yaymışlar ve günümüze kadar gelmiştir.
Zamanla İslâmi ilimler arasında müstakil bir ilim hüviyeti kazanan tasavvufun, kâinat ve hâdisâta kendine has bir bakış tarzı ve bu tarzı ifâde eden rumuz ve ıstılâhâtı vardır. Bu rumuz ve ıstılâhât, sadece tasavvuf sahasında kalmayarak dışarıya da taşmış ve kültürümüz içinde geniş ölçüde yayılmıştır. Bu yüzden, bugün sadece tasavvufî eserleri değil, kültürümüzün çeflitli sahalarında yazılmış olan eserleri de iyi anlayabilmek için tasavvufun kültürümüze hediye ettiği kelime ve ıstılâhâtı bilmeye ihtiyaç vardır. Kitap bu ihtiyacı karşılamaktadır. 
İslam Medeniyeti Tarihi: İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayını. İstanbul 2010. 
İslam Medeniyeti konusunda gerek Müslümanlar gerekse müsteşriklerin yazdıkları birçok eser vardır. Ancak bu çalışmalar, istisnalar bir yana genelde bütünü kavrayıcı bir bakışla kaleme alınmamıştır. Bunların birçoğu, İslam Medeniyeti'nin bir veya birkaç yönünü işlemekle iktifa etmişlerdir. Bunlar arasında özelikle müsteşriklerin peşin hükümlü yaklaşımları da göz önüne alındığında İslam Medeniyeti konusunda objektif, bütüncül ve müdellel bir tarihe olan ihtiyaç daha da öne çıkmaktadır.
Belirtilen bu üç prensibe sadık kalarak hazırlanan eserde İslam Medeniyeti'nin birçok konusu üzerinde durulmak suretiyle bir medeniyet tarihi şablonu ortaya konulmaya çalışılmış, İslam Medeniyeti hakkında toplu bir bilgi verilmiş ve eserde yer alan her bir konunun bir ihtisası gerektirdiğinin bilinci ile konular miktar-ı kâfide yazıya dökülmüştür.
15. ve 16. Yüzyılda Osmanlı Medreseleri:  İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayını. İstanbul, 2005 (İkinci Baskı) 
Bilindiği gibi Osmanlı dönemindeki eğitim ve öğretimi tetkik edebilmek için oluşturulmuş bir ilmiye kataloğu bulunmamaktadır. Bu sebeple konu üzerinde araştırma yapacak olanların hangi kaynaklara başvuracakları ilk mesele olarak karşılarına çıkacaktır. Eser, bu boşluğu doldurmak maksadıyla hazırlanmıştır. Eserde, Osmanlı'da askeriyeden tıbbiyeye, rasathâneden denizciliğe kadar her alandaki eğitim ve öğretim sistemleri ve bu kurumlarda görev yapan hocalar  hakkında bilgi verilmekte ve 400'e yakın medresenin tarihi ve özellikleri anlatılmaktadır.  
Prf. Dr. Câhid Baltacı'nın kitapları dışında çok sayıda makaleleri ve ilmî bildirileri bulunmaktadır.

 

 

15 Nisan 2012

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.