GÜNÜN SÖZÜ

Bugün dalkavukluk bir ruh ve tıynet meselesidir; iş, meslek olmaktan çıkmıştır. Tanzimat'tan evvelki devirde ise dalkavuklar, kahyaları, nizamnameleri ve narhları olan bir esnaf zümresiydi.//Reşat Ekrem Koçu

16 Aralık 2018 12:41 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » 12 Eylül Darbesinin Yargılanması

12 Eylül Darbesinin Yargılanması
Tarih: 10 Nisan 2012 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

12 Eylül Darbesinin Yargılanması

12 Eylül 1980 ihtilalini yapan komutanlardan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya için başlatılan yargılamaya farklı değerlendirmeler yapılmakta.

Beni geçmişe yönelik hesaplaşmalar değil, geleceğe dair ümitler veren projeler, hedefler ve başarı hikâyeleri heyecanlandırıyor. Bir toplumun bu kadar geçmişiyle uğraşmasını enerji kaybı olarak görmekteyim. Geçmişin olaylarını siyasetçilerin ve yargının değil, tarihçilerin, yazarların, sinemacıların, bilim adamlarının tartışması gerektiği kanaatindeyim.

12 Eylül yargılaması kapsamında söylenen belli başlı tezlere karşı görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

  1. "Darbecilerin yargılanması ilk defa gerçekleştiği için bu Türkiye demokrasisi için çok önemli bir gelişmedir. Bundan sonra darbe yapmak isteyenler için caydırıcı olacaktır."

    1. Darbecilerin ilk yargılaması değil, başarılı olmuş darbecilerin ilk yargılamasıdır bu. 1960 darbesinden sonra, 1962 de Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir bir darbe teşebbüsünde bulunmuş, ancak emekli edilip, özel af kanunu çıkarılarak kurtulmuştu. Talat Aydemir 1963'de "Anayasa'da öngörülen reformların gerçekleştirilmediği" gerekçesiyle ikinci darbe girişiminde bulunmuş ve başarılı olamamıştı. Yapılan yargılamadan sonra Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan idam edildiler.

    2. Bu tarihten sonra da 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 postmodern darbesi ve darbe teşebbüsü olduğu iddiasıyla yargılaması devam eden Balyoz, internet andıcı vakaları olduğuna göre, bu tür yargılamaların ibret almak yönünden bir etkisi olmamaktadır. Gücü ve hırsı olanlar böyle bir imkânı bulduğunda darbe yapmaktan geri kalmıyor. Önemli olan darbeye mazeret teşkil edecek ortamın oluşturulmamasıdır.

    3. Bu yargılama Anayasa maddesiyle darbecilere koruma sağlanamayacağını gösterdi. Bundan sonra (Allah muhafaza etsin) birileri darbe yapacak olursa belki de ömür boyu gitmemek üzere gelmeyi planlayacaktır.

  2. "Darbeci generaller sıkıyönetim olduğu halde görevlerini yapmadı, darbe için şartların olgunlaşmasını beklediler. Hatta şartların olgunlaşması için tarafları birbirine kırdırıp, çeşitli suikastları ve kitlesel eylemleri organize ettiler. Bu şuradan bellidir ki, 11 Eylül'e kadar günde 20-30 kişi ölürken, 12 Eylül'de terör bıçak gibi kesildi."

    1. Sıkıyönetim döneminde bile ihtilal sonrasının sert uygulamalarını yapmak mümkün değildi. Terör söylendiği gibi 12 Eylül günü bıçak gibi kesilmedi. Binlerce kişinin hapse konulması sonrası 8-9 ayda kesilen terör olayları basında yer almadığı için hemen kesilmiş izlenimi verdi.

    2. Aile içinde fertlerin karşıt görüşlerde kamplaştığı; insanların her sabah helalleşerek okula ve işe gittiği;  polisin, hâkimin, savcının taraf olduğu; bazı parti teşkilatlarına il ilçe başkanı tayin edilmenin ölüm fermanının imzalanması anlamına geldiği günlerdi. Semtlerin, okulların belli görüş mensuplarınca kurtarılmış bölge ilan edildiği, devlet otoritesinin yok sayıldığı bir dönemdi. Bunları askerin yaptırdığını söylemek fazla insafsızlık olmaz mı?

    3. O günleri yaşayanların çoğunluğu eminim ki, Fatih Altaylı'nın şu tespitlerine katılmaktadır: 12 Eylül sabahı ailemdeki sevinci hatırlıyorum. "Çocuklarımızın hayatı kurtuldu" sevincini. Bana göre 12 Eylül'de sıkıntı yoktu.  Sorun 13 Eylül'den sonra başladı.

      İnsanlık dışı muameleler, tutuklamalar, uzun gözaltı ve uzun tutukluluk süreleri, işkenceler.

      Diyorlar ya "12 Eylül demokrasiye darbedir" diye. Hangi demokrasiye darbe bana bir söyler misiniz? "İşlemeyen demokrasiye darbedir" 12 Eylül.

      Şunu bilir şunu söylerim, o gün Kenan Evren'e ve silah arkadaşlarına "dua" eden ana baba sayısı "beddua eden" ana baba sayısından fazlaydı.


      6 Nisan 1980 günü görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Korutürk'ün yerine 12 Eylül'e kadar seçim yapamayan kilitlenmiş bir Meclis ve "işlemeyen bir demokrasi" vardı. Aslında daha da ötesi söz konusu idi. "Güneş Motel" olayı, yani hepsine bakanlık verilmek suretiyle 11 milletvekilini partisinden istifa ettirip, hükümet düşürmenin neresi demokrasi idi?

    4. "Darbe yapmak için şartları bizzat oluşturdular" tezi, darbecilerin devleti yönetme hırsı içinde yanıp tutuştuklarını, bu ihtirasları uğruna insanlarımızın ölmesine göz yumdukları, ihtilalden sonra da bizzat öldürdükleri iddiasını ihtiva ediyor.

      12 Eylül akşamı o güne kadar Cumhurbaşkanı Vekili olan İhsan Sabri Çağlayangil, Kenan Evren'le görüşür. "Paşam başka çare yoktu diyorsunuz. Temenni edelim ki bu yaptığınız çare olsun. Ordu iş başında ne kadar az kalırsa, o kadar iyi olur."Evren Çağlayangil'e sitem etti: "Bizim beyanlarımızı dinlemediniz mi, kalmaya hiç niyetimiz yok." (Nazlı Ilıcak 14 Eylül 2003, www.tercumangazete.com)

      Netekim, yaptıkları Anayasa 7 Kasım 1982'de yüzde 92 oyla kabul edildiği, toplumun bütün yönlendirici güçleri ve kanaat önderlerinin desteklediği bir ortamda 6 Kasım 1983 te seçim yapmışlar. Gerçi Kenan Evren 1989'a kadar Cumhurbaşkanı olarak kaldı ama yönetim 1983'te sivillere devredilmişti.

    5. Konsey'i seçim yapmaya zorlayacak ve yönetimden çekilmelerini gerektirecek bir ortam yoktu.

      Fethullah Gülen 2005'teki bir röportajında, din derslerini mecburi yapan Kenan Evren için "hiçbir sevabı olmasa bile bu icraatı ona yetebilir, ahirette kurtuluşuna vesile olabilir, cennete de gidebilir" demişti. Cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan 9 sene sonra bile işadamları Evren'in tablolarını almak için yarışta idi. 1998 yılında 105 milyar liralık fiyatla satılan tablosu, Kenan Evren'i "yaşayan en pahalı Türk ressamı" yapmıştı.

      Kenan Evren'in kendi ifadesiyle söylediklerine göre;"Etrafımda herkes benim her yaptığımı alkışlıyor, her yaptığımın doğru olduğunu söylüyor, herkes beni vazgeçilmez olarak görüyordu".

      Bu alkışlar sadece içeriyle sınırlı değil, dışarıda da benzer tavırlar dikkatini çekiyor. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı sona ereceği zaman, 1989'da:"Amerikan, İngiliz ve Alman Büyükelçileri geldi bana. Anayasada bir değişiklikle, benim Cumhurbaşkanlığı süremin uzatılmasının Türkiye için çok yararlı olacağını söylediler".

      Kenan Evren ve arkadaşları iddia edildiği kadar ihtiraslı ve diktatör ruhlu olsalardı herhalde bu ortamda ülke yönetimini bırakmazlar, Mısır'da Libya'da olduğu gibi ömür boyu kalmaya çalışırlardı.

    6. 13 Eylül sonrası hukuk dışı uygulamalar, başta Mamak ve Diyarbakır Cezaevlerinde yapılan insanlık dışı işkencelerin, askerin problem çözme anlayışından kaynaklanmakta olduğu kanaatindeyim. (Darbe sonrası Belediye Başkanlığına getirilen emekli subayların en önemli icraatı binaların dışını kireçle beyaza boyatmaları olmuştu. Evren de Cumhurbaşkanlığı köşkünün bahçesindeki ağaçların envanterini çıkartmış, Köşk personelinin telefonlarına kilit koydurmuştu.) Asker terörü bitirmek istiyordu. Teröre sebep olduğunu düşündüklerine malum insanlık dışı muameleleri yaptı.

    7. Darbelerin dış desteği de iç destek kadar önemlidir. ABD Başkanı'na 12 Eylül'de ihtilal haberinin "our boys have done it - bizim çocuklar işi bitirdi" diye bildirildiği söylenir. "O günler ABD'nin zor günleriydi. Soğuk Savaş sürüyordu. Afganistan, Sovyetler tarafından işgal edilmişti. İran'da devrim olmuş, ABD kapı dışarı atılmıştı. Türkiye ise başıboş sürükleniyordu. Darbenin dış desteği, hatta dış talebi vardı."

  3. Kenan Evren'in Mahkeme süreci başladıktan sonraki sözlerine aynen katılıyorum: "Darbeler aslında çok kötü. En çok da, orduyu yıpratıyor. Ben bunu 27 Mayıs'ta da yaşadım, 12 Eylül'de de. Ordu hem kendi içinde tedirgin oluyor, hem dışarıya karşı çok hırpalanıyor".

10 Nisan 2012

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.