GÜNÜN SÖZÜ

Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. İmam Gazali

26 Ağustos 2019 02:51 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Takvim Başlangıcı Değişimin Başlangıcı Değildir

Takvim Başlangıcı Değişimin Başlangıcı Değildir
Tarih: 03 Ocak 2012 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Takvim Başlangıcı Değişimin Başlangıcı Değildir

Zaman akıp gitmekte. Bir takvim yılı daha geride kalırken insanlar bir dönemi bırakıp yepyeni bir döneme başlamış gibi davranmayı seviyorlar.

Oysaki zaman kesintisiz bir şekilde akmakta, bizim önceden belirlediğimiz nirengi noktalarını hiç dikkate almaksızın kendi hükmünü icra etmekte.

Einstein'in teorisine göre zaman, mekân ve hareket izafidir. Zamanın izafi olması yani herkese göre değişmesini Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde sanatkârane tarzda ifade eder: "Ne hasta bekler sabahı/ ne kanlı şehidi mezar/ ne de şeytan bir günahı/ seni beklediğim kadar."

Zamanın hiç geçip gitmediği anlar ve zaman dilimleri de yaşamış olmama rağmen, yaşım ilerledikçe bu anları da içinde barındıran senelerin daha hızlı geçtiğini düşünmeye başladığımı fark ettim.

Bir ay kadar önce 17 yaşında evden kaçan bir genç kızı dinlemiştim. "18 yaşımı doldurduğumda her şey değişecek" diye düşünüyordu. 18 yaşını doldurunca her istediğini özgürce yapabileceğini, eve istediği saatte dönebileceği, istediği gece kulübüne gidebileceğini, bunları yapabileceği için de çok mutlu olacağını düşünüyor, anlatırken de gözleri büyük bir umutla ışıldayarak bakıyordu.

Onun gibi düşünen nice gencin, 18 yaşını doldurduktan sonra da, yaşantısının köklü bir şekilde değişmediğini hayatın kendi hükmünü icra etmeye devam ettiğini bilmiyordu.

Özgürlük ve mutluluk nüfus cüzdanımızdaki veya takvimdeki bir dönemi geçirmekle yakalanamazdı. Önce kendimizi değiştirerek, geliştirerek ve daha sonra sevgimizle, fedakârlıklarımızla kendi manevi yatırımlarımızla yakalamak mümkün olabilmekteydi.

Hatta bu da yetmiyor "değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabullenmek" veya sabretmek gerekmekteydi. Esasen olgunlaşmak denen şey de bundan ibaretti. O genç kız bunları görebilecek çağda değildi.

Büyüdüklerini düşünenlerin durumu da pek farklı olmasa gerek. Bizler de 18 yaş hedefi benzeri beklentiler içindeyiz. Herkes 2012'nin iyi geçmesini, mutluluk ve huzur getirmesini dilemekte. Herkes için iyi, herkes için huzurlu ve herkes için mutlu bir yıl olmasının imkânsız olduğunu bilmemize rağmen.

Huzur ve mutluluk... Bizim için, ailemiz için, dostlarımız, ülkemiz ve de insanlık için hep isteyeceğimiz, dualarımızda talep edeceğimiz temel arzular.

Stephen Covey'in kavramlarıyla ifade edelim, her kişinin bir "ilgi alanı" ve bu ilgi alanının çok az bir kısmını kapsayan "etki alanı" vardır. İlgi alanımız içine giren her konuda isteklerimizin olmasını bizim belirlememiz mümkün değil.

Takımımızın maç kazanmasını sağlayamaz, ülkemizin bir bölgesindeki çatışmayı, çevremizdeki insanlardan bir kısmının vefasız, ahlaka ve insanlığa aykırı davranışlarını önleyemeyiz. Buna rağmen bu gibi vakalar bizi üzer. Bu durumda manevi sığınaklarımızın olması ve dualarımız bizi ruhi çöküntülerden kurtarır.

Ancak etki alanımızda olan durumlarda sözlü dualarımızdan ötesini yapmamız gerekir. Eskilerin "fiili dua" dediği şeyi yani Yaratandan olmasını dilediklerimizin olması için kendi etki alanımızda yapabileceklerimizi, yapmamız gerekenleri yapmak.

Mesela "herkes beni anlamıyor" diye en yakın çevremize bile küsmek yerine, "acaba ben Onları anlamak için ne yapabilirim" düşüncesiyle dinlemek. Yani "önce anlamaya çalışmak" bizim etki alanımızda yapabileceğimiz bir değişikliktir.

Bizi sevmesini istediğimiz kişileri sevmeye çalışmak, birilerinin bizim yetenek ve becerilerimizi görüp bize imkân sağlamasını beklemek yerine, proaktif davranarak yetenek ve becerilerimizi değerlendirebileceklere ulaşmanın yollarını aramak. Kabiliyetlerimizi geliştirmek, başkalarından farklı olabildiğimiz alanlar yaratmak için gayret ve çalışma içinde olmak. Etki alanımız içinde yapabileceklerden sadece bir kaçı.

Hayali beklentiler ve başkasının davranışlarına endekslenmiş kişilik yapısıyla huzur ve mutluluğa erişmek mümkün değil.

***

Takvim dönemlerini, ütopik (hayalî) beklentiler yerine, şirketlerin yıllık bilançolarının hazırlandığı dönemler gibi değerlendirmek daha verimli ve faydalı olur. 2011 yılında yaptığımız doğru davranışlarımız ile yanlış davranışlarımızı gözden geçirebiliriz. Yanlışlarımızdan ders çıkarabilir, tekrar etmesini önleyebilirsek yıllık bilanço işe yarar.

Bu söylediklerim sadece kişi temelli bir değerlendirme değil. Şirketler, kurumlar ve siyasiler için de geçerlidir.

Eşini, kardeşini, evladını, ana- babasını, arkadaşını kıran ve üzenler için "O'nun yüzünden oldu" yerine, "ne yapsaydım bu duruma gelmezdik?" muhasebesini yapma zamanıdır.

Bu sene zarar eden şirketler, dışarıda oluşan olumsuz şartları bahane etmek yerine "aynı şartlarda büyüyen gelişen rakiplerim neler yaptı da benden iyi durumda?"  diye düşünmek ve "Onların yaptıklarından da daha iyisi ne olabilir, nasıl yapabilirim" diye düşünme zamanıdır.

Muhalefet partileri halka daha iyi olduklarını göstermenin yollarını ararken, iktidar geçen yıl yaptığı yanlışları yapmamak, doğrularında sebat etmek durumunda.

Özellikle iktidarın davranışları hepimizin ilgi alanında. Çünkü bu ülkede yaşıyoruz. Ancak bu alanda etki alanımızdan yani iktidarı denetleme görevimizden asla fedakârlık etmememiz lazım. Seçimden seçime değil, her kararını denetlemeliyiz. Zira kusursuz insan ve kusursuz idare yoktur.

Demokrasi, halkın kendi etki alanını genişlettiği rejimlerdir. Bazı kişiliksiz yazarların ifade ettiği gibi "güçlü tek adam yönetimleri bize yarıyor" kolaycılığına kaçarak demokrat ve gelişmiş bir ülke mümkün olamaz.

2012'nin, iradelerimizi hiçbir kişiye ve kuruma devretmediğimiz bir yıl olmasını diliyorum.

 

03 Ocak 2012

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.