GÜNÜN SÖZÜ

Bir sabah daha uyandırıldık, bir şans daha verildi, belki tövbe ederiz ve şükrederiz diye.Taptuk Emre

19 Kasım 2018 09:14 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Aygutşat SELÇUK » Ayrılıkta Azap, Birlikte Rahmet Vardır

Ayrılıkta Azap, Birlikte Rahmet Vardır
Tarih: 18 Aralık 2011 Yazar: Aygutşat SELÇUK-Emekli Yarbay Kategori: Güncel

Ayrılıkta Azap, Birlikte Rahmet Vardır

Türkiye; Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’dan “büyük acılara garg olup göç ederek” gelen ve asırlar boyu bu toprakları vatan bilen insanların, Anadolu Türklüğü ile birlikte verdiği İstiklal Harbi sonucu, şehit kanları üzerine kurulmuş ve bağımsızlığını Lozan Antlaşması ile dünyaya ilan etmiştir. Yüzyılın başından beri Osmanlı Coğrafyasında zorda kalan herkes Türkiye’ye, baba ocağına koşmuş ve burayı yurt bellemiştir. Atatürk “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir. Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı, hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır.” diyerek, hiç kimsenin ayrısı-gayrısı olmadığını açıkça belirtmiştir. Şark Meselesiyle başlayan Güneydoğu Sorunu ise “bize geçmişte SEVR’i dayatan, şimdi de BOP ile parçalamaya çalışan Küresel Güçlerin” ülkemiz üzerinde yürüttükleri hain planın bir parçasıdır.

Bin yıldır bu cennet vatanda kardeşçe yaşayan, aynı ALLAH’a ve Peygambere inanan, aynı kıbleye secde eden, haçlı seferlerine beraber göğüs geren, İstiklal Harbini birlikte veren ecdadımız; bu topraklarda dünyaya örnek olan bir Türk-İslam Medeniyeti kurmuşlar ve Türkiye’yi bize miras bırakmışlardır. Türk Milleti bu mirasa sahip çıkarak tasada-kıvançta tek yürek olmuş, aynı dili kullanıp aynı bayrağa sarılarak tek yumruk olmuş, kız alıp-kız vererek akraba olmuş, aynı şehir ve mahallelerde oturarak komşu olmuş, ticaret yapıp şirketler kurarak ortak olmuş, aynı müzikle-folklorla coşarak arkadaş olmuş, düğünde-cenazede bir araya gelerek gardaş olmuş, aynı camide namaz kılıp dindaş olmuş ve ölünce aynı mezara gömülüp toprak olmuştur.

Türkiye’de herkes; devletin tüm makamlarına gelmiş, ülkenin her türlü imkânından faydalanmış, istediği şehre yerleşmiş, dilediği işi yapmış, beğendiği malı-mülkü almış, bereketli toprakları gönlünce ekmiş-biçmiş, çeşitli partiler-dernekler-vakıflar kurarak serbestçe örgütlenmiş, inancını ve kültürünü tüm unsurlarıyla doya doya yaşamış ve ana dilini özgürce konuşmuştur. Yani devlet tüm bireyleri eşit statüde görmüş, insanları hiç bir soy-sop-din-mezhep ayrımı yapmadan birinci sınıf vatandaş olarak kabul etmiş, herkesi sevgiyle kucaklamaya çalışmış, hiç kimseyi ötekileştirmemiş, bazılarının iddia ettiği gibi asimilasyona gitmemiş, tam tersi yeni kurulan ülkeye tüm unsurların entegrasyonunu hedeflemiştir. Dolayısıyla Selçuklu ve Osmanlı’dan, Türkiye’ye kadar geçen 1.000 yılda; devlet olma şuuruna varılmış ve millet olma süreci tamamlanmıştır.

Türk Milleti cumhuriyet rejimini sevmiş, demokratik sistemi ise vazgeçilmez bir nimet olarak görmüştür. Toplumun kahir ekseriyeti “ayrılıkta azap, birlikte rahmet" olduğunu bilmekte ve büyük bir sağduyuyla hareket etmektedir. İç ve dış mihraklarca kurgulanan bölücü senaryolara ve atılan ayrılıkçı tohumlara rağmen; insanlar birbirine hiçbir dönemde kin ve nefretle bakmamış ve birlikte yaşamayı kararlılıkla sürdürmüştür. Dolayısıyla kimsenin gücü bu 1.000 yıllık kardeşliği bozmaya yetmez. Ancak bu ülkenin her ferdi emperyal güçlerin sergilediği çirkin oyunu görmeli, çevre ülkelerin yaşadığı felaketi anlamalı ve geçmişten ders alarak birlik ve bütünlük için samimi olarak uğraşmalıdır. Tüm kişi-kurum ve kuruluşlar muhtemel tahriklere dikkat etmeli ve bu hassas ortamda her türlü gerilim-tartışma ve çatışmadan uzak durmalıdır. Hiç kimse münferit olaylardan etkilenip oyuna gelmemeli ve “Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Sağcı-Solcu, İlerici-Gerici, İnanan-İnanmayan, Laik-Anti Laik vb” kutuplaşmalara asla prim vermemelidir.

İş başında olan hükümetler; birlik ve bütünlük üzerinde titremeli, bireysel hakları iyileştirip vatandaşlık bilincini geliştirerek etnik ve mezhepsel konulardaki tartışmaları sona erdirmeli, seçim sistemi ile partiler kanununu değiştirerek demokratik sistemi geliştirmeli, ülkenin meselelerini “tüm sosyal kesimlere inip herkesi sevgiyle kucaklayarak, hizmeti adil olarak götürüp bölgeler arası kalkınmışlık farkını gidererek, iç göçü durdurup insanları kendi yöresinde doyurarak, gelir dağılımını düzeltip kişi başına milli geliri artırarak, ülkenin kaynaklarını hakkaniyetle paylaştırıp işsizlik-yoksulluk ve yolsuzluğu bitirerek” çözmeli ve adalet ve güvenlik ile refah ve huzuru artırarak herkesin canından-malından ve namusundan emin olduğu bir güven ortamı yaratmalıdır.

Devlet; otoriteyi tesis etmeli, terörle müzakere değil mücadele ederek “fitne ve fesat çıkaranları, eşkıya olanları, bölücülük yapanları, yardım ve yataklık edenleri, demokratik özerklik ile çift dilli ve bayraklı yaşam isteyenleri” derhal tutuklamalı ve haklarında hukuki işlem başlatmalı, güvenlik güçleri ile dağları eşkiyadan şehirleri milislerden temizlemeli, Irak'ın Kuzeyi'ne yapılacak bir operasyonla Kandil'i yok etmeli ve bu bölgeden-ülkemize vur-kaç yapacak bir oluşuma bir daha izin vermemeli, Irak Sınırını hakim araziden geçirip düzgün hudut karakollarıyla koruyarak ve tampon bölge oluşturup emniyetini alarak terörist geçişlerini sonlandırmalı, uluslararası hukuktan kaynaklanan hükümranlık haklarını kullanarak ve gerekirse teröre destek veren ülkelerle siyasi-ekonomik-sosyal ilişkileri dondurarak dış desteği kesmeli, halkı yanına alıp milli güç unsurlarını kararlılıkla kullanarak ülkeyi terör belasından kurtarmalı ve şehitlerin kanını yerde bırakmamalıdır.

T.C. Devleti’nin kırmızı çizgileri ile Müslüman-Türk Milleti’nin hükümranlık hakları korunmalı, Ülkemiz “Terör Örgütü ile Küresel Güçlere taviz verilerek” Osmanlı’nın son döneminde yaşanan felakete sürüklenmemeli ve SEVR’e geçit verilerek bağımsızlığımızın teminatı olan LOZAN delinmemelidir. Türk Milleti alternatifsiz bırakılmamalı, AB tuzağı ile ABD-İsrail kıskacı ve NATO sarmalından kurtarılmalı ve önüne yeni hedefler konularak “Viyana Kuşatmasından sonra” içine girdiği kimlik bunalımından bir an önce çıkartılmalıdır. Bundan sonra hedef “Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu da ki Akrabalarımız ile Orta Asya’da ki Soydaşlarımızı da bu güzel birliğe katarak” büyümek olmalı, emperyal güçler istiyor diye küçülme ve bölünme asla düşünülmemelidir.

Türkiye; Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'dan "büyük acılara garg olup göç ederek" gelen ve asırlar boyu bu toprakları vatan bilen insanların, Anadolu Türklüğü ile birlikte verdiği İstiklal Harbi sonucu, şehit kanları üzerine kurulmuş ve bağımsızlığını Lozan Antlaşması ile dünyaya ilan etmiştir. Yüzyılın başından beri Osmanlı Coğrafyasında zorda kalan herkes Türkiye'ye, baba ocağına koşmuş ve burayı yurt bellemiştir. Atatürk "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir. Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı, hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır." diyerek, hiç kimsenin ayrısı-gayrısı olmadığını açıkça belirtmiştir. Şark Meselesiyle başlayan Güneydoğu Sorunu ise "bize geçmişte SEVR'i dayatan, şimdi de BOP ile parçalamaya çalışan Küresel Güçlerin" ülkemiz üzerinde yürüttükleri hain planın bir parçasıdır.

Bin yıldır bu cennet vatanda kardeşçe yaşayan, aynı ALLAH'a ve Peygambere inanan, aynı kıbleye secde eden, haçlı seferlerine beraber göğüs geren, İstiklal Harbini birlikte veren ecdadımız; bu topraklarda dünyaya örnek olan bir Türk-İslam Medeniyeti kurmuşlar ve Türkiye'yi bize miras bırakmışlardır. Türk Milleti bu mirasa sahip çıkarak tasada-kıvançta tek yürek olmuş, aynı dili kullanıp aynı bayrağa sarılarak tek yumruk olmuş, kız alıp-kız vererek akraba olmuş, aynı şehir ve mahallelerde oturarak komşu olmuş, ticaret yapıp şirketler kurarak ortak olmuş, aynı müzikle-folklorla coşarak arkadaş olmuş, düğünde-cenazede bir araya gelerek gardaş olmuş, aynı camide namaz kılıp dindaş olmuş ve ölünce aynı mezara gömülüp toprak olmuştur.

Türkiye'de herkes; devletin tüm makamlarına gelmiş, ülkenin her türlü imkânından faydalanmış, istediği şehre yerleşmiş, dilediği işi yapmış, beğendiği malı-mülkü almış, bereketli toprakları gönlünce ekmiş-biçmiş, çeşitli partiler-dernekler-vakıflar kurarak serbestçe örgütlenmiş, inancını ve kültürünü tüm unsurlarıyla doya doya yaşamış ve ana dilini özgürce konuşmuştur. Yani devlet tüm bireyleri eşit statüde görmüş, insanları hiç bir soy-sop-din-mezhep ayrımı yapmadan birinci sınıf vatandaş olarak kabul etmiş, herkesi sevgiyle kucaklamaya çalışmış, hiç kimseyi ötekileştirmemiş, bazılarının iddia ettiği gibi asimilasyona gitmemiş, tam tersi yeni kurulan ülkeye tüm unsurların entegrasyonunu hedeflemiştir. Dolayısıyla Selçuklu ve Osmanlı'dan, Türkiye'ye kadar geçen 1.000 yılda; devlet olma şuuruna varılmış ve millet olma süreci tamamlanmıştır.

Türk Milleti cumhuriyet rejimini sevmiş, demokratik sistemi ise vazgeçilmez bir nimet olarak görmüştür. Toplumun kahir ekseriyeti "ayrılıkta azap, birlikte rahmet" olduğunu bilmekte ve büyük bir sağduyuyla hareket etmektedir. İç ve dış mihraklarca kurgulanan bölücü senaryolara ve atılan ayrılıkçı tohumlara rağmen; insanlar birbirine hiçbir dönemde kin ve nefretle bakmamış ve birlikte yaşamayı kararlılıkla sürdürmüştür. Dolayısıyla kimsenin gücü bu 1.000 yıllık kardeşliği bozmaya yetmez. Ancak bu ülkenin her ferdi emperyal güçlerin sergilediği çirkin oyunu görmeli, çevre ülkelerin yaşadığı felaketi anlamalı ve geçmişten ders alarak birlik ve bütünlük için samimi olarak uğraşmalıdır. Tüm kişi-kurum ve kuruluşlar muhtemel tahriklere dikkat etmeli ve bu hassas ortamda her türlü gerilim-tartışma ve çatışmadan uzak durmalıdır. Hiç kimse münferit olaylardan etkilenip oyuna gelmemeli ve "Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Sağcı-Solcu, İlerici-Gerici, İnanan-İnanmayan, Laik-Anti Laik vb" kutuplaşmalara asla prim vermemelidir.

İş başında olan hükümetler; birlik ve bütünlük üzerinde titremeli, bireysel hakları iyileştirip vatandaşlık bilincini geliştirerek etnik ve mezhepsel konulardaki tartışmaları sona erdirmeli, seçim sistemi ile partiler kanununu değiştirerek demokratik sistemi geliştirmeli, ülkenin meselelerini "tüm sosyal kesimlere inip herkesi sevgiyle kucaklayarak, hizmeti adil olarak götürüp bölgeler arası kalkınmışlık farkını gidererek, iç göçü durdurup insanları kendi yöresinde doyurarak, gelir dağılımını düzeltip kişi başına milli geliri artırarak, ülkenin kaynaklarını hakkaniyetle paylaştırıp işsizlik-yoksulluk ve yolsuzluğu bitirerek" çözmeli ve adalet ve güvenlik ile refah ve huzuru artırarak herkesin canından-malından ve namusundan emin olduğu bir güven ortamı yaratmalıdır.

Devlet; otoriteyi tesis etmeli, terörle müzakere değil mücadele ederek "fitne ve fesat çıkaranları, eşkıya olanları, bölücülük yapanları, yardım ve yataklık edenleri, demokratik özerklik ile çift dilli ve bayraklı yaşam isteyenleri" derhal tutuklamalı ve haklarında hukuki işlem başlatmalı, güvenlik güçleri ile dağları eşkiyadan şehirleri milislerden temizlemeli, Irak'ın Kuzeyi'ne yapılacak bir operasyonla Kandil'i yok etmeli ve bu bölgeden-ülkemize vur-kaç yapacak bir oluşuma bir daha izin vermemeli, Irak Sınırını hakim araziden geçirip düzgün hudut karakollarıyla koruyarak ve tampon bölge oluşturup emniyetini alarak terörist geçişlerini sonlandırmalı, uluslararası hukuktan kaynaklanan hükümranlık haklarını kullanarak ve gerekirse teröre destek veren ülkelerle siyasi-ekonomik-sosyal ilişkileri dondurarak dış desteği kesmeli, halkı yanına alıp milli güç unsurlarını kararlılıkla kullanarak ülkeyi terör belasından kurtarmalı ve şehitlerin kanını yerde bırakmamalıdır.

T.C. Devleti'nin kırmızı çizgileri ile Müslüman-Türk Milleti'nin hükümranlık hakları korunmalı, Ülkemiz "Terör Örgütü ile Küresel Güçlere taviz verilerek" Osmanlı'nın son döneminde yaşanan felakete sürüklenmemeli ve SEVR'e geçit verilerek bağımsızlığımızın teminatı olan LOZAN delinmemelidir. Türk Milleti alternatifsiz bırakılmamalı, AB tuzağı ile ABD-İsrail kıskacı ve NATO sarmalından kurtarılmalı ve önüne yeni hedefler konularak "Viyana Kuşatmasından sonra" içine girdiği kimlik bunalımından bir an önce çıkartılmalıdır. Bundan sonra hedef "Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu da ki Akrabalarımız ile Orta Asya'da ki Soydaşlarımızı da bu güzel birliğe katarak" büyümek olmalı, emperyal güçler istiyor diye küçülme ve bölünme asla düşünülmemelidir.

 

18 Aralık 2011

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi aselcuk@evsatemlak.com adresine gönderebilirsiniz.

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu