GÜNÜN SÖZÜ

En büyük acı, acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır; köleliği kabul etmenin, başkaldırmaktan vazgeçmenin acısıdır.Arif Nihat Asya

20 Ekim 2018 12:50 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Doğan SOFRACIOĞLU » Dolandırıcı; M.C. ile (90) Günlük Kovalamaca

Dolandırıcı; M.C. ile (90) Günlük Kovalamaca
Tarih: 03 Aralık 2011 Yazar: Doğan SOFRACIOĞLU-TÜRK – JAPON Dostluk Derneği Başkanı Kategori: Güncel

Dolandırıcı; M.C. ile (90) Günlük Kovalamaca

Refakat Müfettişi olarak görev yaptığımız 1977 yılında, önce Trakya'daki bir şubemizde bir dolandırıcılık olayı teftişe intikal etmiş ve bir Müfettişimiz bununla ilgili rapor hazırlamıştı.

Refakat tetkiki için bana gelen raporda faili tespit edilemeyen olayda, Failin Şube içinden Personelden birisi olabileceği kanaati ileri sürülüyor ve şüpheli tavırlarından dolayı da şube odacısı sanık olarak işaret ediliyordu.

Raporu tekrar, tekrar okudum; tutarsızlıklar tespit ettim. Hemen o günlerde, yakın şubelerden birinde ikinci bir olay daha meydana gelmişti. Aynı Müfettişimiz bu defa da Banka içinden şüpheleniyor, birbirine yakın bu iki şubede aynı odacının veya bir arkadaşının üzerinde duruyordu..

Kesinlikle böyle olmadığı kanaati ile bu soruşturmanın bir başka müfettişe verilmesini istedim.  Kenan Bey, çok sinirlenmişti. Benim söylediklerim mantıklıydı. Ama bu iki raporu da hazırlayan arkadaşımız Kenan Beye yakınlığı ile tanınan bir arkadaştı.

Kenan Bey, bu konularda objektiftir. 

  • - Bu soruşturma SENİNDİR, dedi. YAZ Talimatını..
  • - Tamam efendim.. Dedim ve talimatı yazdım.

O anda da bir üçüncü olay meydana geldi. Önce Tekirdağ, sonra Bandırma ve Şimdi AYVALIK'ta olay meydana gelmişti. Benim tezim daha da güç kazandı.

Olay şöyle meydana geliyordu; Yeni açılan yüksek montanlı hesaplar takip ediliyordu, sonra bir başka şubeden Aynı İsme ait Hesap Cüzdanı ve Hüviyet Cüzdanı kullanılarak, Hesap Sahibi Kendisi Bizzat oraya gitmişçesine para çekiliyordu. 

Hesap sahipleri her defasında değişikti. Ve Para çekilen şubeye asla gitmediklerini söylüyorlar ve bunu ispat da ediyorlardı. Demek oluyordu ki BİRİSİ onların Hesap ve Hüviyet Cüzdanlarını ya da BİREBİR SAHTELERİNİ kullanarak para çekiyordu..

Hesap Cüzdanları ve Hüviyetlerin SAHTE olması olasılığı yüksekti. Ancak görgü tanıkları, hesap cüzdanının çok normal bir cüzdan olduğunu ve Nüfus Hüviyet Cüzdanın da ORİJİNAL RESİMLİ ve de FOTOĞRAFIN tıpatıp Para Çekmeye gelen adam olduğunda ısrar ediyorlardı. 

Demek karşımızda çok profesyonel bir dolandırıcı vardı. Olay da devam ediyordu. Ayvalık, İzmir, Denizli ve Konya sıraya girmiş, dolandırıcılık sayısı 9-10 olmuştu. 

Artık Türkiye Haritası üzerinde YER TAHMİN ediyor ve genellikle de olayın olabileceği yerleri önceden tespit edebiliyorduk, buna rağmen uyarılara rağmen Adam PARA çekmeye devam ediyordu. Hesap ve Hüviyet Cüzdanlarının KOPYALARININ alınması talimatını verdim. Ve gördüm ki; Hesap Cüzdanı da hüviyet cüzdanı da İYİ HAZIRLANMIŞ SAHTE CÜZDANLARDI. 

Konya'dan sonra gidebileceği yer, ANKARA, ADANA ve MERSİN gibi olabilirdi. Ama Adana'ya gitmedi, ara verdi.. Konya'da bu kişinin Bankacılık Sistemlerine çok ta yabancı olmadığı kanaatine vardım. Kişi Adana'ya gitmemişti. Adana'yla irtibatı olabilir diye düşündüm. Polisten ek bilgi istedim. Adana ile alakalı Dolandırıcıları sordum. Çok vardı. Bana (7) tane fotoğraf verdiler. Bunlardan üçü Kapatılan Bankaların Mensupları idi ve Dolandırıcılık olaylarına karışmışlardı. Konya'dan sonra bir zıplama ile SAMSUN'dan ses geldi. Samsunda aynı olay vuku bulmuştu. Ben de Samsun'a gittim..

Amasya'da çok iyi tanıdığım, akrabam da olan,  bir RUH BİLİMCİDEN elimdeki (7) Fotoğraf için bir tahmin yapmasını istedim. Aradığım suçlu bunlardan hangisi idi?   Bir gece sonra cevabını aldım. Şu fotoğraf dediler.

O fotoğraf, ADANA'da kapatılan KREDİ BANKASINDAN atılma bir sabıkalıya aitti; (M.C.)

Hızla GİRESUN ve TRABZON ziyaret edildi. Gidilecek yer belli idi ERZURUM ve ERZİNCAN.

Böyle olmadı sessiz kalındı.. Belli ki şimdilik bu kadarla yetinilmişti. İstanbul'a dönmüş olmalıydı.. Biz de İstabul'a dönmüştük. Bir süre olay olmadı. Bu arada Poliste (M.C.) için epey bilgi topladık. Ünlü bir Banka dolandırıcısı idi. Hesap ve Hüviyet Cüzdanlarını taklit ederek çalışıyordu. Kendileri Banka Dolandırıcılarının PİRİ gibiydi. İzmir Cezaevinde, yaklaşık (40) hükümlüye Özel Ders v ermiş, BANKA DOLANDIRMANIN SIRLARINI da öğretmiş onlara HOCALIK yapmıştı. 

Adana'da hem çalıştığı dönemde, hem daha sonra İLLERİ vardı.. Onu çok kişi tanıyordu. Belli ki O yüzden Adana'ya gitmemişti.

Bir iki aylık sessizlik, ELAZIĞ'dan bozuldu. Sonraki durak; Erzincan ve Erzurum olmalıydı.  Hemen Erzincan'a gittim. Aynı gün ERZURUM' la konuştum. Orada da bir Müfettiş vardı ona da söyledim. Ve tam öğle üzeri, ben de Erzincan Şubemizde iken ERZURUM Provizyon istedi.

ERZURUM Provizyon istedi. Ve işte FARE kapana kısılmıştı. Hemen talimat verdik;

"Onu oyalayın ve Şubeye Polis çağırın yakalatın."

Ne oldu biliyor musunuz?   Adam her zamanki gibi, tam öğle saatinde ve aceleye getirerek provizyon alınmasını istemişti. İşler biraz gecikince bağırıp çağırmaya başladı.

Erzurum Şubesi Teftişteydi. Gürültüyü duyan Müfettiş Kardeşim,

"OLAYA MÜDAHALE ETTİ VE MÜŞTERİYİ ÜZMEMEK ADINA ÖDEME TALİMATINI BİZZAT VERDİ."

Dolandırıcı parayı aldı ve kaçtı.. Erzurum'da görevli SAÇSIZ Müfettiş kardeşim de, Erzincan'dan olaya hakim olmaya çalışan Müfettiş Sofracıoğlu'nun -pek doğru bulmadıkları onu yakalatın talimatına karşı,

"ÖYLE ŞEY OLUR MU İŞTE DEFTER, İŞTE HÜVİYET"  diyerek, parayı ödettirmişti.

Sadece bu yüzden O Saçsız Müfettiş meslekten atılabilirdi. Olayın üzerinde durmadık. 

İstanbul'a döndüğümüzde,  Genel Müdürlükte bulunduğum sırada bir telefon geldi;  Diyordu ki;

  • - Ben M.C. Beşiktaş'ta CUMHURİYET Kıraathanesinde, bekliyorum. GEL GÖRÜŞELİM. Ve ekledi SAKIN HA POLİSLE gelmeye kalkma.. İyi olmaz..
  • - Tamam dedim. Adres aldım..

Doğruca Kenan Beye gittim. Durumu anlattım. Heyecanla; 

  • - Tamam dedi Polisle tertibat alalım. KISKIVRAK yakalatırız onu.
  • - Olmaz dedim. Adam beni tanıyor. Üstelik o yalnız da değildir. Tehlikeli olur, sonrası iyi olmaz..

Kenan Bey, başını iki yana salladı..

  • - Tamam tamam nasıl biliyorsan öyle yap ama sonunda bana problemle gelme.
  • - Tamam efendim Teşekkür ederim ..

Dedim ve Beşiktaş Cumhuriyet Kıraathanesine gittim. Bakındım, bir iki masa sakin, sakin oyun oynuyorlardı.  Herkes kendi işindeydi, giren çıkana aldıran da yoktu. Kahveciye sordum..

  • - M.C. dedim, tanıyor musunuz?
  • - Hayır tanımıyorum dedi..

Tam çıkmak üzereyken kapının hemen yanındaki masadan;

  • - Müfettiş Bey, diye seslendi birisi.. Döndüm.
  • - Buyurun. Dedim.
  • - Birini mi Arıyorsunuz dedi..
  • - Evet dedim birini arıyorum.. M.C. Siz misiniz?

Masadan kalktı, ötekiler hiç bakmıyordu, o bana yaklaştı ve;

  • - Şöyle oturalım. Dedi. Oturduk ve hemen söze başladı..
  • - Bak, Müfettiş dedi. Akıllı bir adamsın, bana yetiştin... Gülümsedim. O devam etti;
  • - Buraya kadar. Ama artık tamam.. Dedi. ,
  • - Yani?
  • - Yani, artık peşimi bırakacaksın..
  • - Ama paramız? Ne olacak?
  • - Bir bardak Su... Polis ne yaparsa o kadar. Fazlasını bekleme. Dikkat ettin mi? İki yerde çalışmadım.
  • - Birisi ADANA.. dedim.
  • - Evet işte onun için sana akıllı adamsın dedim ya... Öteki de İSTANBUL. İstanbul'da da çalışmam.
  • - Neden? Diyecek oldum.
  • - Sorma orasını.. Hem artık SENİN BANKANDAN da çalışmayacağım..
  • - Nereden bileyim. Sana nasıl güveneceğim..
  • - Güven dedi. Güvenmek zorundasın.. Hem çalışırsam artık biliyorsun. İşin daha da kolay.

Bana güven ve peşimizi bırak DELİKANLI..

  • - Müsaadenizle dedim.
  • - Çay içmeden göndermem dedi.
  • - Ismarlamadın. Dedim. Bir el işareti yaptı, iki nefis çay geldi. Çayları içerken İstanbul'da neden çalışmadığını anlattı, Polis şeflerinden birine söz verdiğini ima ediyordu.
  • - Şimdi de sana söz verdim, ben sözümde dururum. Dedi.
  • - Müsaade eder misin, dedim.
  • - Müsaade senin dedi. Ayağa kalktı elimi hararetle sıktı. Ve tekrarladı.
  • - Bana GÜVEN, Senin BANKADA yok.

Geldim, KENAN BEYE olduğu gibi anlattım.  Hemen Hamit Beye ve NAİM Beye gittiler.   

Bir Süre sonra NAİM Bey çağırdı bizi istediler, Kenan Beyle beraber gittik. Olayı dinlediler. Gelişmeleri açıkladık. Sordular;

  • - Bu paraları Sigortadan alıyor muyuz?,
  • - Evet efendim, alıyoruz.
  • - Devam edecek mi? Tahmininiz nedir? Sanıyorum, BANKADAKİ Yardım ayağını da tespit ettiniz ve kesildi Öyle mi? Kenan Bey devam etti.
  • - Kestik Efendim, Halen izinli, Bu ay atıyoruz. (Bilgilerin MEVDUAT BİLGİ FORMLARININ bir BAYAN aracılığı ile dışarıya aktarıldığından şüphelenerek arama yapmış ve bazı ipuçları da bulmuştuk. O Bayanın hemen yeri değiştirildi. O da zaten istifasını vermişti.) .
  • - Devam etmeyeceğini tahmin ediyoruz efendim.
  • - O zaman bırakın peşini, Polise de intikal ettirmeyin.. Zaten olay Polis soruşturmasında devam ediyor. Bırakınız mecraında aksın.. Fazla üzerine düşmeyin.
  • - Tamam efendim..
  • - Zahmetleriniz ve çalışmalarınız için Teşekkür ederim. Doğan Bey sizi de tebrik ederim. Tamam bırakınız...
  • - Tamam efendim...

Dedik ve olay böylece kapanmış oldu.   

Aradan Yıllar geçti. Ben BURSA şube Müdürü idim.  Alt katta bir olay vardı. DOLANDIRICI yakalanmıştı. Çalıntı bir çekle para çekmeye çalışan birisinden Bayan Şefimiz Şüphelenmişti ve Müdür Muavini Mehmet TOSUN da adamı kıskıvrak kucaklayıp odasına kapatmıştı.

Yakalanan bir garibandı.. Polisteki ifadesinde kendisini para çekmeye, M.C:'nin gönderdiğini ve eğer bu 1500.000.- lirayı alırsa ona içinden 50.000.- lira vereceğini de söylediğini açıklamıştı.

Vay Canına demek M.C: bizi unutmamış yıllar sonra BURSA' bir selam vermek, kendisini hatırlatmak istemişti. Ama Bayan Şefimizin Dikkati ve Mehmet Tosun'un cesur hareketi sonucu başarılı olamamıştı.

Bu adamı Şubeye gönderen M.C. nin dışarıda yolun karşı tarafında beklediğini söylemişti yakalanan adam.  Tabii Polis araçları SİREN çalarak ŞUBEYE gelince de karşı yoldaki M.C. çoktan Otogarın yolunu tutmuş ve belki de Polisteki sorgu sırasında İstanbul'a bile ulaşmıştı.

Yakalanmadı, sonra da bulunamadı. Yıllar ve yıllar sonra onu HAREM'de gördüm, Arabalı vapurdan indi, Kamil KOÇ gişesine geldi bir bilet aldı ve tekrar aynı vapurla karşıya geçti.  Kamil KOÇ'a sordum,

  • - Az önceki O adam nereye bilet aldı ?
  • - ANKARA'ya dediler..

Demek, o zamanlar 70-75 yaşlarına gelmiş olan M.C. hala bu işlerlin peşindeydi. Karşıda bir şeyler yapacak ve 5-10 dakika sonra da HAREM'den otobüse atladığı gibi ANKARA'nın  yolunu tutacaktı.

Kim bilir hangi POLİS, Hangi Müfettiş yine bu eski BANKACI meşhur dolandırıcı M.C. 'nin  peşinden aylarca koşmaya devam edecekti!... 

Ve M.C. daha kimleri yetiştirecekti,,,. Ve her zaman yeni yeni M.C .'ler çıkacaktı.

MÜFETTİŞ DEDEOĞLU ile bir kaç anekdot;

Aslında AKBANK anıları ayrı bir KİTAP olmalıydı. Belki ileride daha da geliştirerek bunu da yapar mıyız bilemiyorum, ama Akbank ve Teftiş Heyeti anlatılırken DEDEOĞLU' ndan bahsedilmeden geçilemezdi. İşte Ondan birkaç anı..

BURSA Merkez teftişi bitmek üzereyken Dedeoğlu gelmişti.  Ragıp Tekin OLDAÇ Üstadımız Bölge Müdürü olarak atanmış ve teftişin sonunda yeni görevine başlamıştı.

Ekibi Dedeoğlu devraldı.  Sadece Kambiyo teftişi yapacaktı ve biz de kendisine yardım edecektik. Bana sordu;

  • - EN Uzun Raporunuz KAÇ MADDE ?
  • - Üstadım dedim Krediler Raporumuz, ve (74) madde..

Dedeoğlu, oturdu, şaka şamata bir hafta kadar çalıştı ve müsvetteleri bana uzattı;

  • - Al Tapaj et bakalım.
  • - Tamam Üstadım dedim. Yazdım bitti Şubeye verdik ve birkaç gün sonra cevapları da geldi..

Dedeoğlu Üstadımız şöyle bir baktı ve hemen bana döndü;

  • - Hani dedi, (74) Madde demiştin.
  • - Evet Üstadım?
  • - Eveti, ne? Bak sizinki (76) maddeymiş.. Benim Rapor (75) oldu.

Meğer Üstadımız EN UZUN RAPORU YAZMAK UĞRUNA havadan sudan maddelerle (75) e gelmiş, biz (74) olsak onun raporu en uzun olacakmış, oysa bu rekor BİZDE KALMIŞ. Dedeoğlu buna çok bozulmuştu..

SETBAŞI Şubesi Teftişine başladık ve üstadımızla harika 5-6 hafta geçirmiştik. Maaşımızı aldığımızda Doğruca Kuyumcuya gidiyorduk. Kendileri, tasarruf için  (10) adet Cumhuriyet Altını alıyorlardı. Bize de (3) adet almak mecburiyeti gelmişti.

Kuyumcudan dönüşte kontrol vardı satın aldığımız (3) adet altını Üstada GÖSTERME mecburiyeti vardı. Her ay gidiyor, (3) adet alıyorduk. Son aylarda paramız yetişmeyince sadece bir adet aldık ve önceki ayın altınları ile üçe tamamlayıp ÜSTADA göstermiştik.

Keşke bunun yerine ne edip yapıp bu sıkı tasarrufa devan etseydik.. Dedeoğlu ZENGİN oldu.

Sadece ALTIN değil, mesela Her teftişe gittiği yerden mutlaka bir de ARSA satın alırdı.  Ve her hafta sonu İstanbul'a dönüşte sebze ve meyve Yalova'dan veya yol boyu köylerinden ucuz, ucuz alınırdı.

Sevgili Üstadımız İngiltere'den dönüşlerinde de dişinden tırnağından artırarak bir Araba getirmişti. Kullanmıyordu. Bu araba O kadar kıymetliydi ki kalın zincirlerle evinin BALKON Demirlerine sıkı sıkıya kilitlenmişti.

Dedeoğlu hikâyeleri başlı başına bir kitap olurdu. Burada sadece anmış olmak için kısa biri iki not alabildim.   Yazlık komşum sevgili üstadı saygıyla anıyorum.

 

 

03 Aralık 2011

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi dogansofracioglu@ttmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu