GÜNÜN SÖZÜ

Rahat bir ömür sürmenin en kestirme yolu cahilliktir.//Galip Erdem

13 Aralık 2018 08:32 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Röportaj » Oğuz ÇETİNOĞLU » Dr. Nef’i DEMİRCİ; Irak’ta İşgal Devam Ediyor

Dr. Nef’i DEMİRCİ; Irak’ta İşgal Devam Ediyor
Tarih: 27 Aralık 2010 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Röportaj

Dr. Nef’i DEMİRCİ; Irak’ta İşgal Devam Ediyor

Oğuz Çetinoğlu: Haber Ajansları, 20 Ağustos 2010 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin, 7,5 yıllık işgalden sonra Irak'taki silahlı kuvvetlerini tamamen çektiğini duyurdu. Konu ile ilgilenenler, ajansların servis ettiği bu haberi şüphe ile karşılıyorlar. Meseleyi çok yakından tâkip eden biri olarak yorumunuzu alabilir miyim?

Dr. Nef'i Demirci: ABD, Silahlı kuvvetlerini Irak'tan tamamen çekmedi. Yaklaşık 50.000 askerini Kuveyt üzerinden tahliye ettiğini açıkladı. Sayısı belli olmayan çoğunluktaki bölümü, halen Irak'ın değişik bölgelerinde bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra ABD'nin özel güvenlik kuvvetleri ve Bağdat'ta ki Büyükelçiliğinde ABD'nin İstanbul'un Sarıyer İlçesi'nin İstinye Mahallesi'ndeki elçiliğinden daha büyük binalar grubunda, bazı söylentilere göre pek çok sayıda sivil görünümlü ABD görevlisi bulunmaktadır. Unutulmamalı ki Barzani'nin ifâdesiyle; 'Kürtler ABD'nin stratejik müttefikidir.' Bir Mart Tezkeresinden sonra Türkiye o sahadan silindi ve Kürtler ön plana geçti.

Çetinoğlu: ABD'nin Irak'ta daha ne gibi işleri kaldı?
Dr. Nef'i Demirci: ABD Irak'tan hiçbir zaman çekilmez. İşgal devam etmektedir, edecektir.
Nasıl ki Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngilizler uzun süre Irak'ta anlaşmalar ile hükmümü sürdürdü ise, benzer yöntemlerle sömürü devam edecektir. İşgal, sömürü maksadıyla gerçekleştirilmiştir. Irak'ın sömürülecek değerleri bitinceye kadar devam edecektir.
Çetinoğlu: ABD'nin Irak'taki muharip gücünün az bir bölümünü çekmiş olması, basınımızda bütün detayları ile yorumlanmadı. Siz bir yorum yapar mısınız?

Dr. Nefi Demirci: Basın ne yazık ki bu olayların içyüzünü ve Türkmenlerin içinde bulundukları gerçekleri göremiyor veya görmezden geliyorlar. Olayları yerinde tâkip etmiyorlar. Bilgi sâhibi olmadan fikir sâhibi olmuş gibi ahkâm kesip yorum yapıyorlar. Kerkük'e, Erbil'e veya Musul gitseler dahi işgalin sebebiyet kan ve göz yaşı ile değil, magazin haberleri ile ilgileniyorlar. Veya seçimlerden sonra, Kürtlerin dışındaki partiler arasında derinlere inmeden; mezhep çatışmalarını veya makam-mevki paylaşımı tartışmalarını anlatıyorlar. Görülmesi, yazılması gereken gerçekler; mezhep, mevki ve çıkar çatışmaları değildir. ABD'nin hükümranlığı ve Kürt Devleti ve İsrail'in güvencesidir.
Çetinoğlu: Sekiz yıl süren ABD'nin Irak işgalinin sonuçlarını özetler misiniz?

Dr. Nefi Demirci: ABD 8 yıl içersinde Irak'ı fiilen ikiye hatta üçe böldü. Ölenlerin sayısı milyonu buldu. Yaralı ve sakatların sayısı belli değil. Asayiş yok, emniyet yok. Şehirlerin alt yapısı perişan, su yok elektrik yok. Sağlık Allah'a emânet, göç edenler, kaçanlar... Irak'ta bir insanlık faciası yaşandı. Bu insanlık faciası karşısında Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BMT) suskun. Sözüm ona Irak'a demokrasi geldi. Diktatörün devrilmesine sevinenler, her gün onlarca insan ölmüş olmasını umursamıyorlar. Söylenecek daha çok şey var. Özet istediğiniz için bu kadarını söylüyorum. Kemiyet ve keyfiyet itibariyle işgalden ibret alınması gerek.

Çetinoğlu: Irak'ta, 7 Mart 2010 tarihinde milletvekili genel seçimleri yapılmıştı. 6 aydan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen seçim sonuçlarına göre hükümet kurulamadı. Sebebi ne olabilir?
Dr. Nefi Demirci: Irak'ta Hükümet kurulmadı. Bu gidişle hükümetin kurulması daha çoook beklenecek. Kürtlerin endişesi yok, nasıl olsa gayri meşru yollardan zenginleşmeye devam ediyorlar. Barzani 'Ağabey' oldu. İyi komşuluk ilişkileri ve sıfır problem ortamında 'Kürdün kedisini bile teslim etmem' diyenlerin isteyecekleri başka ne olabilir ki?  Bununla da yetinmiyorlar, Kerkük'ü göstererek Diyarbakır'ı işâret ediyor. Bizim de çok dikkatli olmamız gerekiyor. Çoook...

Çetinoğlu: Biraz eskilere dönelim: Irak'ta 7 Mart 2010 tarihinde milletvekili genel seçimleri yapıldı. Nüfus sayımı yapılmaması, seçmen listelerinin hazırlanması sırasında, usulsüzlükler yapıldığı iddiaları... ve benzeri seçim öncesi gelişmeleri değerlendirir misiniz?
Dr. Nefi Demirci: Evet! Nüfus sayımı yapılmadı. Yalnız sayım değil, belirttiğiniz gibi seçmen listeleri de dürüstçe yapılmadı. Yapılan itirazlar dikkate alınmadı ve 2009 yılında hazırlanmış listelerle seçime gidildi. Bilindiği gibi Kerkük ve diğer Türkmen şehirlerine, 2003 yılından sonra başta Kürtler olmak üzere yerli Nüfusun yarısına yakın sayıda insan yerleştirildi. Kerkük'te bulunan bütün resmî daireler Kürtlerin işgali altında. Seçim sandıkları, elinde kuvveti olanların kontrolünde. Telafer'de sandıklar biri birinden ve yerleşim yerlerinden çok uzaklara konuldu. Başka usulsüzlükler de yapıldı. Sandıkların denetimi ve korunması hakkaniyete uygun olarak yapılmadı. Kürtler tarafından yapılan baskı, yetkililer tarafından görmezlikten gelindi. Yüksek Seçim Kurulu'na ITC. tarafından belgelere dayanarak verilen kaide ve hukuk ihlallerine ait liste hâlindeki şikâyetler değerlendirilmedi.

Oğuz Çetinoğlu: Irak'ın seçim sistemi, Irak'taki etnik ve dinî grupların bâzılarına haksız kazanımlar sağlıyor mu?

Dr. Nefi Demirci: Irak'ta etnik grup denildiği zaman ilk önce Kürtler akla gelir. Bütün Kürtler hele 1990 yılından sonra doğanlar 'Kürdistanlıyım' demekten çekinmezler.
Tabii olarak Kürtler hâkim oldukları ve kendi kuvvetleri ile korudukları toprakların sınırları içinde ve hatta Kerkük ve diğer bâzı yerlerde, Tuz, Altunköprü gibi Türk yörelerinde sözüm ona Irak Millî Kuvvetleri'nin içinde olduklarından, yalnız seçim sonuçlarına değil bütün idarî, siyasî ve hatta askerî konularda ağırlıkları var. Ağırlıkların sağladığı avantajı son noktasına kadar kullanıyorlar. Yetmiyor, ağırlıklarını daha da artırmaya çalışıyorlar.
Kürtler adı ve ideolojisi Kürt olan, Kürtçü olan 4 değişik parti listesi ile seçime katıldılar. 'Kürtler de bölündü...' şeklinde yorumları yapıldı. Gerçekler öyle değil. Bütün Kürtler ve onların içimizdeki uzantıları; Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 'Türk vatanının ve milletinin bölünmez bütünlüğü' üzerine yemin edenler dâhil, 2 şey istemektedirler ve onun için çalışmaktadırlar:
1- Büyük Kürdistan
2- Kerkük ve ondan sonra sırasıyla Mersin ve Diyarbakır.
Çetinoğlu: Irak Türkmen Cephesi (ITC)'nin seçime kendi listesi ile girmeyişini, eski başbakan Ayad Allavi'nin lideri olduğu Irakıye Koalisyonunu, 2 milletvekilliğine râzı olarak desteklemesini değerlendirir misiniz?
Dr. Nefi Demirci: ITC Türkmenlerin içte ve dışta, yâni Irak'taki ve Irak dışındaki Türk varlığını temsil eden siyasî bir partidir. Seçime, ancak tek milletvekilliği elde edebileceğini bilmiş olsa bile kendi kimliği ve bayrağı altında girmesi gerekirdi. Böyle bir hareket; kimliği ve Türkmenlerin siyasî geleceği bakımından daha doğru olurdu. Talabani seçime katılan koalisyon ve siyasî parti temsilcilerini Cumhurbaşkanlığı sarayına dâvet etti. El-Irakiye' nin koalisyon temsilcileri içersinde Türkmenlere yer verilmedi. Bu yemekli dâvette Türkmenler yoktu. Türkmenler, neden bir temsilcilerinin toplantıya dâvet edilmediğini sorduklarında Mesut Barzani'nin sözcüsü ve Kürt milletvekili Mahmut Osman; 'Çünkü Türkmenler kendi listeleri ile seçime katılmadılar...' cevabını verdi. Bu cevap mânidardır ve üzerinde durulması gerekir. 2 milletvekilliğine razı olmanın yorumuna gelince; 'Günü kurtarma gayretidir.' denilebilir.

Çetinoğlu: Seçimlerin usul ve nizâma uygun yapıldığı, seçmenin oylarını serbest irâdesiyle kullandığı söylenebilir mi?
Dr. Nefi Demirci: Bu sorunuza verilebilecek kısa ve net cevap: 'Hayır'dır. Fakat Kürtler, seçimlerde kazançlı çıktığı için itirazları olmadı. Türkiye seçim sonuçlarını uygun bulduğunu açıkladı. ABD sonuçları destekledi. Araplar her zaman olduğu gibi mezhep ve makam kavgası içine girdiler ve Türkmenler kaderlerine razı oldular. İşgal altında ve Kürtlerin ön planda görüldüğü bir ülkede usul ve nizam ancak bu kadar geçerli olur.
Çetinoğlu: Seçim sonuçlarını değerlendirir misiniz?

Dr. Nefi Demirci: Bu seçimlerde Türkmenler gerçek anlamda başarı sağladı denilemez. Kürtler sonuçtan memnun. Araplar işgal ve parçalanmış ülkelerini düşünmek, tedbir almak; yerine ben-sen, Şii- Sünni ve makam kavgası içinde. Bugün sahnede olanların ve işgale destek verenlerin arzuladıkları düzen devam edecek. Biz Türkmenler, yıllar boyu her gün onlarca şehit verdik. Kan ve gözyaşı düktük. Ülke harâbeye döndü. Seçim sonuçları, bu tabloyu değiştirmeyecek.
Çetinoğlu: Irak Türkmenlerinin parlamentoda temsil oranı, nüfusları ile karşılaştırıldığında, âdil bir dengenin sağlandığı söylenebilir mi?
Dr. Nefi Demirci: Türkmenlerin nüfusları göz önünde bulundurulursa, Meclis'te en az 10-14 milletvekili ile temsil edilmeleri gerekir. Elinde kuvveti olan, arkasına ABD'yi alan, her konuda ve siyasî gelişmelerde kazançlı çıkıyor. Türkmenlerin ne yazık ki arkalarında destek veren ciddi bir güç yok. Türkmen bölgelerine kaydırılan, getirtilip yerleştirilen nüfus ile, sadece demografik yapı değil, yönetime hâkim unsur da değiştirilmiştir. Mahallî idâreler seçiminde de hak ettiğimiz sonuçları alabileceğimiz şüpheli.
Çetinoğlu: ITC, Türkmenlerin nüfus yoğunluğuna sâhip olduğu şehirlerde kendi listesiyle seçime girseydi, daha iyi bir sonuç alabilir miydi?
Dr. Nefi Demirci: ITC, Türklerin yoğun olduğu yerlerde tek başına seçime katılsaydı, evet daha iyi bir sonuç alabilirdi. Daha da önemlisi, halkının sarsılan güvenini, bugünlere kıyasla daha çok sağlardı. Şöyle ki; Kerkük'te, Tuz'da, Diyala ve Telafer'de kendi listesinden girmediği ve Türk olmayan listelere oy vermek istemedikleri için, Türkmenlerin seçime katılma oranı % 40- 60 civarında kalmıştır.

Çetinoğlu: Seçim sonucunun, Irak'taki Türk varlığına etkilerinin nasıl olabileceğini tahmin ediyorsunuz?
Dr. Nefi Demirci: Hükümet kurulmadan, icraatını görmeden seçim sonuçlarının Türk varlığına etkilerini değerlendirmek, bugün için erkendir. Daha Meclis açılmadı. Meclise giren Türkmenlerin birlik-berâberlik içerisinde olmaları gerekir. Türkiye'nin desteğine ihtiyaç var.
Çetinoğlu: Milletvekili seçimlerinin sonuçları, seçimden 20 gün sonra, 27 Mart'ta açıklandı. Oyların tasnifi ilkel metotlarla yapıldığı için mi gecikme yaşandı, yoksa bir takım pazarlıklar sebebiyle mi?

Dr. Nefi Demirci: Seçim sonuçlarının 20 gün sonra açıklanmasının, teknik sebeplere bağlanabileceğini sanmıyorum. Pek çok ülkede bulunan ileri teknoloji Irak'ta da kullanılıyor. Kasıtlı geciktirmeler ve bazı kesimlerin beklentileri ihtimâli olabilir, Yüksek Seçim Kurulu'na yapılan itirazlar ve Bağdat gibi, belli bölgelerde yeniden oyların sayılması, şüphelere sebep oldu ve oylar yeniden sayıldı ama sonuç değişmedi. Böylece seçim sonuçları Yüksek Seçim Kurulu tarafından onaylandı yürürlüğe girdi.

Çetinoğlu: Seçim sonuçlarının en çok ABD'ye yarar sağlayacağı iddialarını değerlendirir misiniz?

Dr. Nefi Demirci: İşgal altında olan Irak'ta ABD, kendi çıkarı yoksa, hiçbir siyasî, iktisadî ve askerî gelişmeye veya değişikliğe izin vermez. Irak, fiilen ABD'nin işgali altında.
ABD'nin tek hedefi, Irak halkını zâlim Saddam rejiminden kurtarmak değildi. İsteseydi, 1 milyon, bir milyar dolar verip; suikast düzenletmek, isyanlar çıkarttırmak, halk ayaklanmaları tertip etmek suretiyle Saddam'ı etkisiz hâle getirebilirdi. Böyle yapmadı.
ABD, iki amacını gerçekleştirmek için (BMT) kararlarını dinlemeden, uydurma bahanelerle ve Saddam rejimine karşı, Irak muhalefetinin yardımı ile, 1.000.000'dan fazla insanın ölümüne, milyonlarcasının göç etmek mecburiyetinde kalmasına ve Türkmenlerin Irak coğrafyasından silinmesine sebep olacak şekilde Irak'ı işgal etti.
İki amaçtan birincisi; yer altı ve yer üstü kaynaklarına sâhip olmaktı. Bu hedefi gerçekleşti.
İkinci hedefi, kurduğu sömürü düzenini devam ettirmektir. Şimdi onun hesaplarını yapıyor. Sömürü düzenini kullanılmaya müsait gruplarla yapmalıydı. Bu sebeple Kürtleri tercih etti.
Çetinoğlu: Genel olarak Irak'ta Türkmen varlığının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Dr. Nefi Demirci: Irak'ta Türk varlığını iki başlık altında değerlendirebiliriz:
1- Türkiye'nin Irak politikası içinde Türk varlığı.
2- Bulundukları bölgede kendi varlıklarını, kimliklerini, topraklarını korumaya çalışan Türkmenler.
Türkiye'nin Irak politikasında geçmişten bu güne kadar değişik bakışlar ve yollar tâkip edilmiştir. Tâkip edilen siyaset daha çok günü birlik durumu ve vaziyeti idâre etme şeklinde olmuştur. 1959 soy kırımı ve 1980 lider kadronun idam edildikleri günlerindeki Türkiye'nin tutumu ortadadır. Bugüne baktığımızda Türkiye; kendi iç ve dış problemleri sebebiyle yeterli ölçüde ilgilenme, müdâhil olma imkânı bulamıyor.
Türkiye Irak politikasını, Kürtler ve hiçbir yaptırım gücü olmayan Irak'ın merkezî hükümeti üzerinden değil, Türkmenlerin, Türk kimliğini önde tutarak yürütmelidir. Uygulanagelmekte olan politika, yeniden düzenlenmeli, Barzani'ye kucak açmaktan vazgeçilmelidir.
Türkmenlere gelince: Uzun müddet baskı altında kalan Türkmenler siyaset yasağı içinde olduklarından Kültür ve sanatla ilgili alanlarda çalışmak mecburiyetinde bırakılmışlardır. Bu yöntem Rusların egemenliği altında kalan Azerbaycan gibi Türk cumhuriyetlerinde de uygulanmış, şairler, ressamlar, müzisyenler ordusu yetişmiştir. Bir milletin fertleri arasında elbette şairlere, müzisyenlere edebiyatçılara ihtiyaç vardır. Dilin geleneğin kalıcılığı, devamı bu sâyede olacaktır. Edebiyatçılarımıza millet olarak şükran borçluyuz. Fakat siyasete, ülke yönetimine hâkim olma ve siyasî hakları elde etmek şartıyla...
2003 yılına kadar profesyonel siyasetçinin yetişmediği ve bir anda Irak'ın kaos ortamına giren Türkmenler fiilî yalnızlık içersinde kaldılar. Onun içindir ki siyasî yönde bugüne kadar yapılan çalışmalar pek elde tutulur, gözle görülür bir sonuç vermedi.
Referandumdan geçen Irak Anayasasında Türkmenlere ve Türk varlığına, her ne kadar üçüncü unsur denildiği iddia edilse de, uygulamada diğer unsurlara verilen ve tanınan siyasî veya kültürel haklar verilmemiş, tanınmamıştır. Azınlık statüsünde olanların, Türkmenlerden daha önde oldukları bir gerçektir.
Irak'ta seçim yapıldı. Başka bayrağın gölgesi altında yapıldı. Ortaya çıkan sonuçtan memnun olmak mümkün değil. Buna rağmen kabullenmek mecburiyetindeyiz.

Çetinoğlu: Bundan sonra ne yapılmalı?
Dr. Nefi Demirci: Hamiyetli, inançlı, Türklüğünden, vatanseverliğinden ve millet sevgisinden güç alan Kerkük'ün, Telafer'in ve Türkmenlerin yurdu olan bütün topraklar uğruna canlarını verebilen seçilmiş milletvekilleri, siyasî parti yöneticileri ve yurt dışında ve içinde bulunan gerçek Türkmen kanaat önderleri başta ITC olmak üzere acilen toplanmalı.
Bu toplantıda;
1- Millî idealler belirlenmeli, hedef tâyin edilmeli ve açıklanmalı. Belirlenen ideallerin gerçekleştirilmesi, belirlenen hedefe ulaşılması için çalışılacağına, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda olduğu gibi Misak-ı Millî kabul edilmeli. Aksi takdirde ilgililer, çelişkiler içinde kalır, her kafadan çıkan ayrı sesler ve teklifler toplumu daha da ümitsizliğe götürür. Böyle bir gelişme, kesinlikle önlenmeli.
2- Seçilen milletvekilleri tek çatı altında toplanmalı, grup kurulmalı ve bir sözcü tâyin etmelidir. Bu şekilde değişik yorumlar önlenir ve birliğin oluşması sağlanır, oluşan birlik güçlenir.
3- Türkmenler kısa süre içinde belli özelliklere sahip bir lider bulmalıdırlar. Bu lider, âdil, yüreği ve cebi ile inancına, kimliğine bağlı, elini-avucunu kimseye açmayan, açtırmayan, sağ eliyle Türkiye'nin elini tutan, hakkını arayan ve onu elde edecek güçte olmalı.
4- Türkmenlerin diğer toplumlar gibi, Yahudi, Ermeni, Rum ve Kürtler gibi bir lobileri, Irak dışında birleştikleri bir grubu olmalı.
Çetinoğlu: Hıristiyan, Yezidi, Sabii ve Şebek gibi dini ve etnik gruplar için kotalar belirlenmesine rağmen Türkmenler için böyle bir uygulama yapılmamasını değerlendirir misiniz.

Dr. Nefi Demirci: Irak devleti suni olarak İngilizler tarafından kurulduğu zaman Hıristiyanlar, Yezidiler, Ermeniler, Sabiiler ve Şebekler azınlık olarak kabul edildiler. Azınlık haklarından yararlanmaları Anayasa ile sağlandı.
Irak Anayasasına dayanarak Türkmenlerin Kraliyet ve Cumhuriyet dönemlerinde kültürel hakları, okulları olmamış ve 1971 yılında verilen kültürel haklar kâğıt üzerinde kaldığı yetmemiş, arkasından da tutuklanmalar, sürgünler ve idamlar başlamış.
Ermenilere gelince, Ermenilerin okulları açıldı. Dillerinde ibâdetlerini yapabildiler. Seçimlerde bu haklardan yararlandıklar. ABD'nin azınlıklara yakınlığının etkisi de oldu.
Türkmenler Irak devleti kurulduğu tarihte, ilk yıllarda ve 1932 yılında Irak'ın BMT üyeliğine kabulünde yayınlanan deklarasyonda adları zikir edilmiş, Araplar ve Kürtler gibi aslî unsur sayılmışlarsa da ilerleyen yıllarda Irak'ta siyasî gelişmeler ve İngilizlerin hâkimiyet baskısı ile Kürtler, daha çok desteklenmiş, idarî ve siyasî alanlarda daha çok söz sâhibi olmuşlardır.
Bütün bunlar olurken Türkler, bir kenara itilmiş, yönetimden olduğu kadar siyasetten uzaklaştırılmışlardır. Daha çok edebiyat, şiire hoyrata yönelerek derdini, yalnızlığını, dilek ve şikâyetlerini dile getirerek teşkilatlanmalarını gerçekleştirememişlerdir. Irak adetâ Arap ve Kürtlerin bulunduğunu bir ülke hâline getirildi. 1959 yılından sonra Kürt isyanları başladı. Siyasî parti kurdular. ABD'nin desteği ile güçlendiler ve bugünkü konumlarına ulaştılar.
Bütün bu gelişmeler karşısında Türkmenler ancak, inanç içinde şanlı ordusunu beklemekte ve dua etmektedirler: Tanrım şanlı al bayrağımı, ordumun gözünü nefesini Türk dünyasından, Anavatanımdan ve Türkmenelinden eksik etme.
Dr. NEF'İ DEMİRCİ kimdir?

1934 yılında Kerkük'ün Çay mahallesinde doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Kerkük'te tamamladı. 1953 yılında İstanbul'a geldi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni 1960 yılında bitirdi.
1961 yılında Kerkük'e döndü. Orada kendisine yaşama hakkı tanınmayacağını anlayınca, 1967 yılında tekrar İstanbul'a geldi. Kadın hastalıkları ve cerrahî dalında ihtisas yaptı. Sosyal Sigortalar Kurumu İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastânesi'nde eğitimci olarak 1996 yılına kadar çalıştı ve kendi isteği ile emekli oldu.
1968 - 1978 yılları arasında Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nin Genel başkanlığını yaptı. Kerkük dâvâsına hizmet amacıyla; 'Bülten' isimli dergiyi 7 sayı, 1997 - 1999 yılları arasında 'Kerkük' isimli dergiyi 14 sayı yayınladı. Dergiler, imkânsızlıklar sebebiyle kapandı.
Dr. Nef'i Demirci'nin yayınlanmış kitapları: Mum Kimin Yanan Kerkük: (1976), Kerkük'ün Siyasî Tarihi: (2003), Unutulmayan Türkmen Şairlerinden Ağababa Hıdır Lütfü: (2005), Sönmeyen Ateş, Dinmeyen Hasret / Kerkük: (2006). Musul'un Siyasî Tarihi (1. Baskı Aralık 2009, 2. Baskı: Ocak 2010)
Üçü doktor. Biri mühendis dört evlat, 8 torun sâhibi olan Demirci, bu röportajın yapıldığı günlerde, 'Musul'un Siyasî Tarihi' isimli kitabının üçüncü baskısı için son düzenlemeleri yapmakta idi.

 

27 Aralık 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu