GÜNÜN SÖZÜ

Erken kaIkmayan avrat, söz dinIemeyen evIat, mahmuzIa gitmeyen at; kapında varsa kaIdır at. La edri

08 Aralık 2019 07:13 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Kurtlar Vadisi Hayal Ürünü mü?

Kurtlar Vadisi Hayal Ürünü mü?
Tarih: 03 Şubat 2008 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Kurtlar Vadisi Hayal Ürünü mü?

Televizyonların en yüksek reyting alan dizisi “Kurtlar Vadisi” neden bu başarıyı sağladı? Bu soruya verilebilecek birçok cevaptan birisi şu olabilir: Türkiye’nin pek bilinmeyen ama varlığı kuvvetli bir şekilde hissedilen çeteler, mafya, yerli ve yabancı istihbarat örgütleri, derin devlet, kirli ve kanlı paralar ile bu para mekanizmasının buluşturduğu kirli ilişkiler hakkında ipuçları vermesidir.


Sadece “Kurtlar Vadisi” veya “Sağır Oda” gibi dizi filmlerin verdiği kültürle bakanların bile dikkatini çeken, bu filmlerde geçen olayların benzerlerinin yaşandığına dair gelişmeler olmaktadır. TV ve gazetelerin bu olayları veriş tarzı ile adaletin tecellisi arasındaki farklılık, aynı zamanda sürecin sisli puslu karakteri, karmaşıklığı kafaları bulandırmaktadır..


Seyircinin şuuraltına kuvvetli bir uyaranla adeta kazınan bu olaylar, anlatılanların “tamamen hayal mahsulü” olmadığına dair bir inancı yerleştirmekte, ancak olayların tahlil edilip berraklaşmasına yetmemektedir.

Susurluk Olayı” olarak tanımlanan ilişkiler ağında medyada estirilen rüzgâra uygun hukuki bir sonuç çıkmadığı gibi, kamu vicdanında değerlendirilmesi sonucunda da ortak bir kanaat oluşamadı.

Bilindiği gibi, DYP Şanlıurfa milletvekili Bucak Aşireti lideri Sedat Edip Bucak, Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ ile Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı’nın bulunduğu aracın yaptığı kazada sadece Sedat Edip Bucak sağ kurtulabilmişti. Kazadan sadece dakikalar sonra ölenlerden Mehmet Özbey kimlikli kişinin, “Derin Devletin yargısız infazlarını” yapmakla suçlanan Abdullah Çatlı olduğunun medyada yer alması bile olayın çok boyutluluğunu gösteriyordu.

Çatlı’yı gerçek kimliğiyle tanıyan kim veya hangi grup bu bilgiyi bu kadar kısa zamanda nasıl ve neden servis edebilmişti? Güneydoğu’da terör örgütü ile mücadele konusunda devlete çok önemli destek veren Bucak Aşiretinin liderinin etkisiz hale getirilmesi kime hangi yararı sağlayacaktı?

Sade vatandaşlar olarak bizler bu ve benzeri onlarca soruyu soracak fırsatı bulamadan, kendimizi “aydınlık için bir dakika karanlık” sloganının peşine takılmış, ışıklarımızı kapatıp açmakla meşgul bulmuştuk.

Olayın üzerinde medyadan aldığı bilgilere istinaden düşünen insanlarımızdan bir kısmı, olaya karışanları yasadışı bir çete örgütlenmesi kapsamında oluşturulan kirli ilişkiler ağı olarak nitelendirdi. Diğer kısmı ise, devletimizin terör örgütü ve onun destekçisi olan yeraltı dünyasındaki finansör ve destekçilerine karşı oluşturduğu bir gizli örgütlenme olarak algılayarak, bu ilişkiler ağını anlayışla karşılamış ve hatta bu mücadeleyi yapan insanları fedakâr kahramanlar olarak takdir etmiş ve sevmişti.


“Terör örgütüne finans ve silah desteği sağladığı iddia edilen kumarhaneler kralını öldüren silahta A. Çatlı’nın parmak izinin bulunduğu” iddiası doğruysa bu durumu siz nasıl değerlendirirdiniz?


Ne dersiniz, “Kurtlar Vadisi” dizisinin kahramanı “Polat Alemdar” bir kahraman mıydı, yoksa yasadışı bir çetenin eli kanlı lideri miydi?

****************************************************

Son “Ergenekon Operasyonunda” tutuklanan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük için adı her geçtiğinde medyada şu bilgiler verilmekte: “3 Kasım 1996'da Susurluk'taki kazada ölen Abdullah Çatlı'nın, ölmeden önce telefonla son görüştüğü kişiler arasında Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanlığı'nda görevli Albay Veli Küçük de vardı. Küçük, 1990'da JİTEM'in başındaki albaydı. Küçük'ün Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanlığı yaptığı dönemde, bölgede birçok faili meçhul cinayet işlendi. Sapanca-Hendek-Düzce üçgeninde Behçet Cantürk, Enis Karaduman, Hacı Karay ve Savaş Buldan faili meçhul cinayetlere kurban gitti. (Bu kişilerin de terör örgütüne finans ve silah desteği sağladığı iddia ediliyordu.) Jandarma Genel Komutanlığı, Küçük ile ilgili iddiaları araştırmak üzere üç generalden oluşan bir komisyon kurdu. Generaller heyeti, araştırma sonucu Küçük ile ilgili suç unsuruna rastlamadı.”

Olay adalete intikal etmiş olduğundan bizim vatandaş olarak doğruları öğrenebileceğimizi ümit etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Ancak muhtemeldir ki, bundan önceki benzeri birçok operasyonda olduğu gibi, yine sade vatandaşlar olarak gerçeği tam olarak bilemeyeceğiz. Çünkü bu türlü operasyonlarda devlet içindeki farklı grupların çatışmasından, yabancı istihbaratların yönlendirmelerine kadar çok çeşitli etkenlerin yönlendirici olabildiği bilinmektedir.

Ama bu olaylarda beni asıl ilgilendiren kamu vicdanında yargılanmasının sonucudur.

Dünyada çeşitli ülkelerde 50’li yıllarda faaliyete başlayıp etkili olan ancak 80’li yıllarda tasfiye edilmiş “Gladyo” benzeri gizli örgütlenmeler içinde miyiz?

Yoksa devletin etkili olmadığı alanlarda “mahallenin namusunu korumayı kendilerine vazife edinmiş eski tür kabadayı” anlayışına sahip insanların inisiyatif kullanması mı söz konusu?

Belki de bazılarının iddia etiği gibi böyle bir örgütlenme yok, Türk Milletinin içinde bulunduğu hassas durumda yükselen “antiemperyalist, anti amerikancı” milliyetçi/ulusçu duyguların frenlenmesi; bu duyguları zinde tutmak isteyenleri etkisiz hale getirme operasyonu ile karşı karşıyayız?

Yine kafalarımız karıştı. Dileyelim ki ülkemiz karışmasın.

03 Şubat 2008

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.