YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Cemaat - Tarikat Önderleri ve Siyaset

Cemaat - Tarikat Önderleri ve Siyaset
Tarih: 21 Eylül 2010 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Cemaat - Tarikat Önderleri ve Siyaset

Gençlik dönemimizde yaşadığımız olayların bir kısım hatırası, daha sonraki dönemlerde yaşadığımız olaylar esnasında birdenbire ortaya çıkıverir ve bu olayları değerlendirmemizde bir takım ipuçları verir. Günümüz dini ve siyasi hayatında "Cemaat ve tarikatların etkinliği" vakası da bana bazı olayları hatırlatmakta. 

Liseyi bitirinceye kadar ailemle beraberdim. Babamın babası medrese (zamanın üniversitesi) mezunu olmasına rağmen, babam ilkokuldan sonra okumamış ve ticarete atılmış. Fakat babam etrafında hep hoca ve hafız arkadaşları olan, dini hizmetlere yardımcı olmaya çalışan orta halli bir tüccardı. Beni de diğer kardeşlerim gibi yaz aylarında Kur'an Kursuna veya esnaflık yapan hoca arkadaşlarının yanına gönderdi. Kur'an-ı Kerim'i okumayı, temel ilmihal bilgilerini öğrenmemi sağladı. Bu alanda Rahmetli Annemizin destek ve teşviki de inanılmazdı.

Rahmetli Babamın, âlim olduğuna inandığı hoca efendilere saygısı o kadar fazlaydı ki, Onların sohbetlerini izlemekle kalmaz, elindeki imkânlar ölçüsünde daha çok insanın dinlemesi için uğraşırdı. O yıllarda Antalya'da Süleymancıların önemli ismi, İsmail Şanlı Hoca, Burdur'da ise Hacı Tahir Büyükkörükçü vaazlarıyla kitleleri etkilemekteydi. Her iki Hocaefendi evimizde de misafir olmuştu. Ben de çok küçük yaşlarda iken onların özel sohbetini dinleme imkânını da bulmuştum. 

Ses kayıt cihazları yeni yeni yaygınlaşıyordu. Babam İstanbul'dan iki bond çanta büyüklüğünde bir teyp getirtmişti. (1964) Önce İsmail Şanlı Hoca'nın vaazlarını dinleyen ve bunları kaydedip çevresine dinleten babam, daha sonra Tahir Hoca'ya daha fazla hayran olmuş ve bir grup arkadaşı ile her hafta minibüsle 50 km.lik yolu gidip gelerek O'nun vaazlarını dinlemeye ve kaydetmeye başlamıştı. Kaydedilen vaazlar ise bazen Merkez Camiinden tüm ilçeye, bazen de dükkânımızın önünden komşu esnaflara, bazen de evden komşulara dinletilirdi. 

Ben de bu vaazları defalarca dinlemiş, vaazlardan bazı dini bilgilerin yanında hitabet sanatında son derece usta olan bu hocalardan, özellikle de Tahir Hoca'dan çok geniş bir kelime haznesi öğrenmiştim. Bu ortam, kitap okuma konusundaki gayret ve hevesim de eklenince, bana lisede Türkçe ve kompozisyon derslerinde sınıfımdaki arkadaşlarımın açık ara önünde olma imkânı vermişti. 

Babamın bir cemaat veya tarikat mensubiyeti yoktu. Ancak "Süleymancı" İsmail Şanlı'yı da, Nakşibendî tarikatının önemli ismi Tahir Büyükkörükçü'yü de İslam'a yaptığı hizmet açısından seviyor ve sayıyordu. 

Süleymancılar ve İsmail Şanlı o dönemde Kur'an Kursları dışında Milli Eğitime bağlı diğer okullarda, Lise ve İmam Hatip okullarında öğrenci okutulmasına karşıydı. Bu cemaat kendi hoca kadrosunu kurmak için fakir ve/veya kimsesiz köylü çocuklarını kendi eğitim süreçlerinden geçirerek, giyimi, davranışları, hatta bıyık şekli ve saç tarama tipi bile aynı olan bir kadro oluşturmaktaydı. (Daha sonraki yıllarda bu cemaat diğer okullarda okumaya daha açık hale geldi ve bu okullarda okuyan öğrencilere yurt imkânı sağlayarak kadrolarını genişletme yolunu seçti.) 

Tahir Büyükkörükçü Hoca ise İmam Hatip okullarını teşvik etmekte, "din ve fen ilimleri ile teçhiz edilmiş, çift kanatlarıyla uçan bir nesil" yetiştirme sevdasını vaazlarına yansıtmaktaydı. Babam bu fikre daha çok inandığı için Tahir Hoca'yı daha çok takdir ediyordu. 

Tahir Büyükkörükçü Hoca daha sonra Konya müftüsü oldu. (1965-1973) Orada da vaazlarıyla Konya'nın manevi iklimini değiştirmeyi başardı. (Bugün 85 yaşında ve hasta olan Tahir Hocaefendi'nin Konya'nın yerel TV kanallarında eski vaazları yayınlanmakta imiş.)

 Zamanın CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün, rakibi Süleyman Demirel aleyhine yaptığı konuşmalardan birinde ettiği söz bazılarımızın hafızasında kalmıştır: "Demirel düzeninin bir ayağı Konya Müftüsü, bir ayağı ise seçim kanunudur.") Oysaki o yıllarda Tahir Hoca'nın siyasetle doğrudan irtibatı olduğuna dair bir emare görünmemekteydi. 

Daha sonraki yıllarda hiç beklemediğimiz bir şey oldu. Tahir Hoca Milli Selamet Partisinden milletvekili seçildi (1977) ve TBMM'de görev yaptı. (12 Eylül ihtilalı sonrası 11 ay hapis yattı.) Necmettin Erbakan dindar çevreler üzerinde çok etkili olan yeteneğini kullanarak Tahir Hoca'yı siyasete ikna etmeyi başarmıştı. Hoca'nın Konya halkı üzerindeki manevi etkinliğini oy'a tahvil etmek bir siyasetçi için muhakkak ki başarı sayılmalıdır. Fakat Hocaefendinin milletvekili olduğu dönemde etkinliğinin azaldığı muhakkaktı. Meclis'te de pek mutlu olmadığı, hiç konuşma yapmamasından ve siyasi konularda fikir beyan etmemesinden anlaşılıyordu.

*************** 

Rahmetli babamın Tahir Hocaefendi'nin milletvekili adayı olduğunu duyduğu anda gösterdiği tepki, ilim sahibi olmayanın da irfan sahibi olabileceğini gösteren bir derinlikte olmuştu: "Eyvah Hocam, keşke siyasete girmeseydin. Sen herkesin, her kesimin Hocası idin, şimdi artık sadece MSP'lilerin Hocasısın." 

O günden bu yana toplumun bütün kesimlerinden saygı gören, kanaat önderi olma özelliğini taşıyan kişilerin bir siyasi partiye kendisini bağlamasının doğru olmadığını düşünürüm. 

Kanaat önderi olan kimsenin, kendisine bağlı hisseden kitlelerin özel hayatından, siyasi tercihlerine kadar her şeyine karışmasını, yönlendirmesini de kabul edilemez bulurum. Kanaat önderi olan şahıs, temel inanış ve ilkeleri öğretmeli ve herkesin kendi hür iradesi ile hayat tarzını, sosyal ve siyasi tercihlerini belirlemesinin en doğrusu olduğunu kabul etmelidir. 

Sünnete de, demokratik anlayışa da uygun düşen budur. 

Devleti ele geçirme veya devletin bazı unsurlarını yönetme sevdası, bazılarına ilk bakışta cazip görünmüş olabilir. Nurcu bir arkadaşımdan sıkça duyduğum Bediuzzaman Said-i Nursi'nin, din adına hareket eden kişilere ve zümrelere tavsiyesi olan şu sözü bana daha makul geliyor: "Euzubillahimineşşeytani Ve's Siyase." Siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçınma tavsiyesini belki de "siyasetten ve paradan" diyerek genişletmek daha da doğru olabilir. 

Siyasete ve maddi güce endekslenmiş din temelli hareketlerin, hizmet üretme imkânlarının azalacağı, tam tersine nifak ve çatışmaya yardımcı olacağını görmek için kâhin olmaya lüzum yoktur sanırım. 

Siyasi ve maddi gücün kaybedilmesi korkusu, -maazallah- İslam'ın hiç kabul etmeyeceği metotların kullanılmasını mazur ve "şeytan" ile işbirliğini meşru gösterebilir.

 

21 Eylül 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.