GÜNÜN SÖZÜ

Çocukluğunu doya doya yaşamamış bir insanın mutlu olması çok zordur./Doğan Cüceloğlu

22 Eylül 2018 05:22 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

GÜNCEL YAZARLAR

Özcan PEHLİVANOĞLU

Doğaya Yani Üretime Dönün!...

Fikret Karatepe

Gel...

Mustafa KÜPÇÜ

Fix’in Tuzağı!...

Prof.Dr. Hacı DURAN

Ahlak Hayatın Sanatıdır...

Mualla Yasdıman

Günçiçek/zaman (5)...

Akademisyen Karaçay Ahıskalı

Yağmacı Demokrasi...

Eğitimci, Şair ve Yazar Osman Oktay

Din Görevlilerinin Genel Kültür, Din ve Siyas...

Prf. Dr. Ahmet M. Gökçen

Faiz Tartışmaları...

Nesim YALVARICI

Vatan Elden Gidince!...

Mehmet Oğuzhan ALTUN

Putin ve Yeni Rus Oligarşisi...

Doç. Dr. Taner TATAR

Gibi...

Yrd. Doç. Dr. Banu GÜRER

Din ve Dünya (2)...

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Av. Tevfik KARABULUT » Söyle bana nedir senin cevabın diyenlere

Söyle bana nedir senin cevabın diyenlere
Tarih: 01 Eylül 2010 Yazar: Av. Tevfik KARABULUT-Hukukçu Kategori: Güncel

Söyle bana nedir senin cevabın diyenlere

Evetçi misin hayırcı mısın?

Çabuk söyle.

Kime ne demek şansın yok. Zira buna fırsatın bile olmayabilir.

Hemen arkasından daha sıkıştırıcı bir soru.

Demokrasiden yana mısın, yoksa darbeci misin?

Allah Allah. Cevap ver verebilirsen.

Hele bir kıvırmaya bak da göreyim.

Vay darbe yanlısı demokrasi düşmanı vay....

Yoğun bir psikolojik baskı ve yönlendirme.

İstersen mecburi istikamet de.

Gözünü sevdiğim Anadolu'mun güzel bir sözü vardır.

"Haklılığından şüphesi olanlar yüksek sesle konuşurlar.."

Karşıdakine bu tür davrananlara karşı eğer sinip eyvallah denmeyecekse genelde iki makul karşılık gösterilir.

Ya,"karşında sağır yok, bağırma " tarzında aynı ses tonuyla cevap verirsiniz,

Ya da gayet sakince bir tavırla "hele bir otur gardaş, bir anlat bakalım nedir bu iş?" türü bir cevap verirsiniz.

Biz nazikçe olanını seçelim ve soralım.

"Hele bir otur gardaş, bir anlat bakalım nedir bu iş?"                     

Ve sadece anlatılanları dinlemeyelim. Sorular sorarak cevaplarını almaya çalışalım.

Gerçeğe giden yol soru sormaktan geçer...                

Ne mi sorabiliriz? İşte birkaç soru.

Bu Anayasa elbette değişmelidir ama...

*Türkiye'nin Anayasal değişiklikler dahil birçok yeni düzenlemeye ihtiyacının olduğu tartışma götürmez. Bu Anayasa değişmeli midir sorusuna verilecek cevap açıktır. Evet değişmelidir. Bu Anayasa Mahkemesi, Bu HSYK dahil bir çok kurulun yapısı değiştirilmeli midir? Evet. Ama doğru olan bu tür temel düzenlemelerin uzlaşma yoluyla ve olabilen en yüksek toplumsal mutabakatla yapılmış olmasıdır. Çünkü yapılacak düzenlemeler ortak doğru olarak kabullenilecek düzenlemeler olacağı için arkasında en geniş iradenin olması gereği tartışmasızdır. O halde neden en geniş uzlaşma aranmamıştır.?

*Bu acelenin ve evet mi hayır mı diyeceksiniz diye sorduğunuz bu değişikliklerin arkasındaki itici güç kim veya kimlerdir? Daha açıkçası aceleye getirilen bu değişiklik talepleri toplumsal ve milli ihtiyaçlardan mı kaynaklanmıştır? Yoksa dış etkenler mi teşvik edici hatta zorlayıcı rol oynamaktadır?

*Değişiklik yapılması düşünülen 26 maddenin 24 tanesi ile ilgili ortada herhangi bir ihtilaf yoktu. O halde neden bu 24 madde mecliste halledilmedi de referanduma sunuldu?

*Olur ya herkesin beğendiği de beğenmediği de olacaktır. O halde herkesin serbestçe iradesini ortaya koymasını sağlayacak şekilde ayrı ayrı oylama yerine neden tüm maddeler birlikte oylanıyor ve insanlar mecburen öyle veya böyle oy vermeye zorlanıyorlar?

*Bilindiği gibi kıyamet koparan 2 madde var. Bunlar da Anayasa Mahkemesi ile HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) nun üye yapılarının nasıl oluşacağı ile ilgili yeni düzenlemeler. Bütün eleştiri okları, yeni düzenlemelerin, bu iki kurumun üye yapılarının oluşumunda iktidarların aşırı güç ve etki sahibi olmasını sağladığı yönünde. Sözgelimi 17 tane Anayasa Mahkemesi üyesinin14 tanesinin seçiminde belirleyici sözü Cumhurbaşkanının söylemesi ve yine HSYK nın üyelerinin seçiminde aynı şekilde Yürütme'nin (Hükümet ve Cumhurbaşkanı'nın) aşırı etkin konuma gelmesi eleştiri konusu yapılıyor.

Anlaşılan odur ki mecliste çoğunluğun sahibi olan iktidar, kendisine karşı muhalif tutum içerisinde bulunduklarını düşündüğü bu iki kurumu bu şekilde kontrol altına almak veya en azından etkisizleştirmek istiyor.

Ama bu sefer karşımıza yeni sakıncalar çıkmayacak mı? Mesela;

-İster istemez ortaya çıkacak bir "yargının yandaşlaştırılması" veya yargının yürütmenin kontrolüne alınması problemi ortaya çıkmayacak mıdır? Her gelen iktidar yargının üst kesimlerini kendisine göre düzenlerse bu işin içerisinden nasıl çıkacağız?

-Yargının üzerinde bu şekilde oluşacak bir yürütme kontrolü, ülkemizdeki Yasama-Yürütme-Yargı eksenli ve bunların birbirlerini dengelediği sistemi ortadan kaldırmayacak mıdır?

-Yine bu durum ilerde güçlü parlamento desteğine sahip iktidarların baskıcı, demokrasinin temel doğrularını ikinci plana iten diktatörce eğilimlere yönelmesine sebep olmayacak mıdır?

-Üç beş rey fazla alanın her şeye egemen olduğu ve her şeyi istediği gibi şekillendirdiği bir ülkede yaşamanın ortaya çıkaracağı sakıncalar nasıl bertaraf edilecektir?

-Yargının bağımsızlığını yitirmesi, hukukun üstünlüğü ve adaletin tecellisi arzularının artık devre dışı kalmasına sebep olmayacak mıdır?

-Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına olan inancın ortadan kalkması halinde toplumda ortaya çıkacak sakıncalar düşünülmüş müdür?

-Ve çok önemli bir soru daha. Her gelen iktidar kendi hakimlerini ve savcılarını bulup köşe başlarına getirmeye başlarsa, millet, kendi adına görev yapacak hakim ve savcı bulabilecek midir?

-Ben bir vatandaş olarak ne o siyasi görüşün, ne de bu siyasi görüşün, ne o iktidarın ne de bu iktidarın hakimini veya savcısını değil, sadece hukuk adına ve sırf adaleti gerçekleştirme uğruna karar verecek veya görev ifa edecek hakim yahut savcı istiyorum. Hukuku siyasallaştırmaya devam edersek bu nasıl olacak?

-Efendim onlar da şunu şunu şunu yapmadı mı?

Doğrudur. Ama yanlışa daha büyük bir yanlışla cevap vermek doğru mudur?

Gördüm diyenler hakikaten görebiliyorlar mı?

Değişmez bir doğa kuralı vardır.

İnsanlar, yalnızca baktıkları yeri görebilirler. Onu da görebilirlerse.

Zira, göz denen varlık yalnızca iki tane ve aynı anda birkaç yöne bakamıyor.

Ama bir başka doğru daha var.

Baktığımız şey yalnızca gördüğümüz tarafından ibaret değildir. Zira gördüğümüz varlığın birçok cephesi olup biz bunlardan sadece birini tek bakışta görebiliriz.

Öyle ya, bir varlığın içini dışını, önünü arkasını, sağını solunu, altını üstünü tek bakışta görebilecek bir göz henüz yok.

Bununla ne demek mi istiyoruz.

Gayet basit.

Bir varlık veya bir olayla ilgili olarak sağlıklı hüküm verebilmek için iyice araştırmak ve her tarafını iyice görmek gerekir.

Allah aklı ve düşünceyi boşuna yaratmadı herhalde.

Ki boşuna yaratmadığını Kutsal Kitabımız Kur'an'da defalarca,"akledin", "düşünün","anlayın" diyerek ifade ediyor.

O halde, aklederek, düşünerek anlamaya çalışalım.

01 Eylül 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi tevfik_karabulut@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu