GÜNÜN SÖZÜ

Vurulan kadın; aç, çıplak gezen çocuk; ağlayan erkek... Bu üçü dünya facialarının en büyüğüdür. Mithat Cemal Kuntay

18 Eylül 2019 22:19 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL » Yabancılara Kızmayalım, Kendimize Bakalım

Yabancılara Kızmayalım, Kendimize Bakalım
Tarih: 14 Mart 2010 Yazar: Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL-A.O. Gen. Başk. Kategori: Güncel

Yabancılara Kızmayalım, Kendimize Bakalım

Ortaya çıkan gelişmeler tek taraflı tavizlerle yürütülmeye çalışılan Ermeni açılımının istenen sonuçları vermediğini ortaya çıkarmıştır. Tek taraflı barış ve istikrar sağlanamaz. Ermeni tarafı, dış desteklerle de tezlerinden vazgeçmemiş, hatta Türkiye'nin tavizkâr tutumunu görünce  daha da katılaşmıştır. Diasporanın elinden açılımlar yoluyla Ermenistan'ı alabileceklerini ve etkileyebileceklerini sananlar yine yanılmışlardır. Yanlış yapa yapa, yanıla yanıla bir türlü doğruyu bulamayanlar ülke yönetimine de layık olamazlar.

Yakın bir geçmişte domuz gribi aşısı konusunda bile birbiriyle ihtilafa düşen, bazı ilaç şirketlerini ve ithalatçıların oyununu fark edemeyen Bakanlarımız görüldü. Sağlık Bakanının aşıdan yana tavrı ve teşviki, şimdi ise, aşıların iade edileceği şeklindeki beyanı gerçekten düşündürücüdür. Bir toplum üzerinde bu kadar oynanmaz ve bu kadar çelişkiler sergilenmez. 

ABD Temsilciler Meclisinin Dış İlişkiler Komisyonunun Ermeni Tasarısını  kabul etmesi, Yunanistan'ın Osmanlı'dan kurtuluş töreninde Obama'nın yaptığı konuşma ve tavır, uyanmayanları uyandırmalıdır. Eski Başkan Bush'un haçlı seferi şeklindeki yaklaşımı devam etmektedir. Dünya değişmiştir. Milli çıkarlar da ona göre şekil almaktadır. Aslında tartışılması gereken "stratejik müttefiklik" buharlaşıp uçmuştur. ABD pazarlık gününü arttırmak ve tavizler alabilmek için Ermeni kozunu oynamaktadır. Yılmaz Özdil'in dediği gibi, "oylamada 23-22 yenildik ama ezilmedik"!

Amerikalıları niye yadırgıyoruz. Ülkede siyaset yaptığını, Türkiye'yi açılım maceralarıyla demokratikleştireceğini ve ülkenin itibarını arttıracağını zanneden bazı yöneticilerimiz, Amerikalıları bile geride bırakmışlardır. Farklı etnik kimlikte olanların ülkeden kovulduğunu, faşizan bir yaklaşımla bunların ezildiğini, Mayın Temizleme Kanunu gündemdeyken belirten maalesef bu ülkenin Başbakanıydı. Bazıları geçmişimizle yüzleşmemiz gerektiğini ifade ederek Devlet düşmanlığını bir demokrasi gösterisine dönüştürmüştür. Devletin kuruluş felsefesiyle değişik şekillerde kavgalı olan bir siyasi iktidar, ancak dış mihraklarca başarılı addedilebilir.

Devletin Ermenilerden özür dilemesi konusunu ortaya atanların arasında maalesef üst bürokraside yer alanlar da vardı. İktidarın Milli Eğitim Eski Bakanı 2009 yılında Kafkas Dernekleri Federasyonunda, ülkede ırkçılığın ve asimilasyonun olduğunu, tanımamazlık inkarının bulunduğunu ve Türkiye'de çok sayıda ırkın mevcut olduğunu ileri sürmüştür. Herhalde, bu iddiada bulunduğuna göre, bu konuda tek araştırma ve başvuru kaynağının da kendisi olması gerekir.

Her şey dahil, istihbaratın bile özelleştirilmeye gayret edildiği, MGK dahil devlet kurumlarına karşı alternatif ve rakip kurumlar yaratılmaya çalışıldığı, MİT'in bile adeta devre dışı bırakıldığı ortamda, darbe maceraları dış kaynaklı bazı sözde yerli basından ve çevrelerden öğrenilebilmektedir.

2007 yılında 35 ABD'li istihbaratçının Türkiye'ye girdiği ve faaliyet gösterdiği iddiaları ortada dolaşmaktadır. Aslında onlara gerek bile yok. İhtiyaçtan fazla yerli işbirlikçiler var. Eskiden bunlar utanır, kendilerini saklardı. Şimdi ise, tam tersi oluyor. Biz yıllardır kendi kurumlarımızı hedef tahtası yaptık, devre dışı bıraktık, bunların yerini başkaları doldurdu. Şimdiki hedef ise, "darbeler tarihi"ni gerekçe göstererek TSK olmaktadır. Sınırlarımızın korunmasını bile asker dışında özel güvenliğe emanet etmeye kalktık. Dostlarımızın hazırladığı senaryolar ve Türkiye ile savaş oyunları el değiştirerek TSK'nın üstüne yıkılıyor. Sayın Mesut Yılmaz'ın dediği gibi, darbeleri ABD yaptırıyor ise, yeni darbeler ABD'ye karşı niye yapılsın ki?

Siyasi niteliği olmayan, kendini savunamayan kurumların karalanması karşısında siyasiler susuyor. Bazen de tam tersi karalamaya ortak oluyorlar. Demokrasinin temeli ve altyapısı milli ve üniter devlet ve milli mutabakatlardır. Gerisi havada şato kurmaya benzer. Devletin yıpratıldığı, çatının çökertildiği bir yerde demokrasi de kalmaz. Çöken bir binaya hangi renkte badana yaptırılacağı tartışılabilir mi? Asıl yapılması gereken, rövanş almayı, siyasi hırs ve hırçınlığı bir tarafa bırakıp milli değer ve çıkarlarda uzlaşabilmektir. 

 

 

14 Mart 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi merkal@istanbul.edu.tr adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.