GÜNÜN SÖZÜ

Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar. Atasözü

13 Kasım 2019 01:35 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Asimetrik Psikolojik Savaş

Asimetrik Psikolojik Savaş
Tarih: 02 Mart 2010 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Asimetrik Psikolojik Savaş

"Ergenekon Davası" ile başlayan ve son olarak ta "Balyoz Darbe Planı" iddiasıyla içinde eski kuvvet ve ordu komutanlarının da bulunduğu 40'ı aşkın emekli ve muvazzaf subayın gözaltına alınması ve çoğunun tutuklanmasıyla gelişen olaylar zinciri Türkiye'nin başını döndürmekte.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, TSK'nın genel havasını yansıtan bir endişe ve öfke içinde. Bu gelişmeleri Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülen "asimetrik psikolojik savaş" olarak tanımlıyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan ise aynı gelişmelerden memnun. "Kurumlar kendi içinde adeta bir temizliğe tabi tutuluyor, bunun gerçekleştirilmesi lazım" şeklinde değerlendiriyor.

Halkımız, bu iki farklı görüş etrafında kümelenmiş iki grup ile sayıca bunların toplamından daha büyük ancak şaşkın, endişeli, ne olup bittiğini anlama telaşındaki diğer bir gruptan oluşan üç parçaya bölünmüş durumda.

Özel maksatla kurulduğu belli olan ve kuruluşundan bu yana TSK aleyhine yayınlarıyla dikkati çeken Taraf Gazetesine bir bavul dolusu belge geliyor. Bu belgelerin TSK'nın gizli bilgilerinin bulunduğu bilgisayarlardan çıktığı tespit ediliyor ve bu belgelere istinaden çok sayıda subay tutuklanıyor. Ne tesadüftür ki, Ergenekon Davasının omurgasını oluşturan deliller de, ne idüğü belirsiz bir haham bozuntusunun çuval dolusu belgelerine dayanıyordu.

Eğer Başbakan'ın dediği gibi "kurumlar içinde temizlik" lafını, kurumların içinde bazı çürük isimlerin varlığını, kurumlar ya kendisi veya güvenlik güçleri araştırmaları sonucu kesin delillere ulaşması sonrası yapılmış olsaydı haklı bulmamız mümkün olabilirdi.

TSK bu operasyonlarla iki türlü yıpranıyor: Birincisi "Ordu içerisinde darbe yapmaya hevesli ve her fırsatta halkın oylarıyla seçilmiş sivil iktidara karşı mücadele veren bir yapılanma var, Demokrasimizin gelişmesi için TSK'nın etkinliğinin ve güvenilirliğinin azaltılması gerekir" kanaati yaygınlaştırılıyor. İkincisi kendi gizli bilgilerine sahip olamayan, Genelkurmay Başkanı bile gizlice dinlenebilen bir Ordu'nun savaş kabiliyetine olan inanç azalıyor.

ABD'nin Irak'ın Kuzeyinden çekilmesi sonrası bölgede oluşacak yeni dengeler açısından en önemli kozumuz olan TSK'nin bu yıpranma sürecinin kime yarar sağladığını söylemeye lüzum yok, ancak Türkiye'nin lehine olmadığı aşikâr.

TSK içerisinde darbe ortamı oluşturmak için Fatih Camisini bombalatabilecek, müze gemiyi gezen 200 kadar çocuğu gemiyle beraber yok edecek, kendi uçağını düşürecek subayların olduğunu düşünmek bile ürpertici. Bu iddialara muhatap olan subayların hepsi yargılama süreci sonunda beraat etse bile bazı zihinlere acaba sorusunun sokulması dahi dehşet bir plan. Yıldönümünü yaşadığımız antidemokratik 28 Şubat müdahalesinde uygulanan Fadime Şahin, Aczmendi hikâyeleri hatırlarımızda. Oysaki Balyoz planı iddiasında durum bu kadar basit değil. Hayal gücünü ve insafı zorlayan, inandırıcı olmaktan uzak ağır ithamlar var.

Yargı organları, savcılar ve mahkemeler kendilerine ulaşan, bu kadar ciddi iddialar ihtiva eden belge ve bilgileri değerlendirmek zorundadır. Ancak yargılama sürecinde daha düne kadar en kritik görevlerde bulunmuş insanlara karşı uygulanan hukuki hoyratlık ve özensizliklerin "asimetrik psikolojik savaş"a ne tür bir katkı sağladığını düşünmek zorundayız. "Masumiyet karinesini" göz ardı eden, tutuklama tedbirini ceza olarak uygulayan hukuki özensizlikler Yargının güvenilirliğini zayıflatıyor.

TSK'ya karşı yürütülen bu psikolojik savaşın, ABD'nin Endonezya ordusunun bölücülere karşı mücadele gücünü kırmak ve itibarını sıfıra düşürmek için, Endonezya'daki Amerikancı basın vasıtasıyla, yürüttüğü operasyona benzetenler var. "Endonezya modelinde" itibarı sıfırlanmış olan ordu, bölücü eylemlere müdahale edememiş ve 2000 yılında Doğu Timor, bağımsızlığını ilan etmişti.

Türkiye'de uygulanan bu psikolojik savaşla TSK'nın mücadele kabiliyetini çökertip, ABD'nin BOP kapsamında, bağımsız "Büyük Kürdistan" kurulmasına zemin hazırlamaya çalıştığı iddia ediliyor.

Bu görüşte olanlara göre, Özal döneminde Baba Bush'un talebi ve Özal'ın isteğine rağmen TSK'nın ABD isteklerine direnmesi, TSK'nın 1995'te ABD kontrolündeki Kuzey Irak'a müdahalesi ilişkileri soğutmuştu. TSK bünyesinde NATO yapılanmasına göre kurulan Özel Harp Dairesi, 1990 yılına kadar ABD kontrolünde faaliyet göstermişti. "Özel Kuvvetler Komutanlığı" olarak yeniden yapılandırılırken tamamen milli bir yapıya dönüşmesi, ABD'lilerin ÖKK binasından çıkartılmaları bir dönüm noktası olmuştu.

Kuzey Irak'ta Özel Kuvvetler Birliğimizin başına çuval geçirilmesi, ABD'nin PKK'ya destek verdiğini belgeleyen Eşref Bitlis Paşa'nın şehit edilmesi, ABD Ordusunun Türkiye'yi işgal üzerine yaptığı çok geniş tatbikat gibi olaylar ABD'nin TSK'ya karşı tutumunun birer göstergeleriydi.

Bugün yürütülen "asimetrik psikolojik savaş"ın temelinde ABD menfaatlerine göre değil, Türkiye'nin milli ihtiyaçlarına göre tavır belirleyen ekibin tasfiyesi ve cezalandırılmasından ibarettir.

ABD'nin Kafkasya Bölgesinde yaptırdığı renkli devrimleri içeriden yaşayanların çoğu, bu devrimlerin arkasında ABD'nin olduğunu görememişti. Medyanın çok etkin bir şekilde kullanılmasıyla kitleler harekete geçirilmiş, iktidarlar devrilmişti. Bu olaylar "psikolojik savaş"ın ne kadar etkili olabildiğini gösteren örnekler.

Türkiye'de ise Ecevit'in hastalığı, 2001 ekonomik krizi, Kemal Derviş'in ekonominin başına getirilişi, DSP'nin bölünmesi ve Bahçeli'nin erken seçime gitmesi olaylarının arkası tam olarak aydınlatılamadı. Sonuçta ABD taleplerine zorluk çıkaran koalisyon iktidarının devrilmesi gerçekleşti. Şimdi AKP iktidarının devrilmesi değil, devamı isteniyor. İstenen TSK'nın etkisizleştirilmesi.

Görüldüğü gibi olayları, Başbakan'ın ifade ettiği gibi "demokrasinin gelişmesi uğruna yapılması gereken kurumlar içindeki temizlik" olarak görmek ile "asimetrik psikolojik savaş" olarak değerlendirmek bizi çok farklı sonuçlara götürecektir. Birinci bakış açısında olanlar, yargılanan subayları,  "demokrasi ve millet düşmanı caniler" olarak görürken, ikinci görüşte olanlar "milli menfaatler uğruna çile çeken bu kahramanlara" üzülmektedir.

Bir ülkenin Hükümeti ile Silahlı Kuvvetlerinin böyle önemli bir meselede bu kadar zıt görüşte olması büyük talihsizlik. Kamuoyuna yansıyan sınırlı bilgi ile olayları değerlendirmeye çalışan vatandaşın şaşkınlığı ve endişesini gidermek için kirlenmemiş bilgiye ihtiyaç var. Fakat maalesef bilgi kaynaklarının hepsi de kirletilmiş.

Bu olaylar, dış müdahalenin olmadığı, demokrasimizin olgunlaşma sürecinde yaşanan tabii çalkantılar olsaydı, "denizler durulmaz dalgalanmadan" der ve rahatlardık. Keşke öyle olsaydı.

02 Mart 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.