YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Hukuk Devletine Darbe

Hukuk Devletine Darbe
Tarih: 16 Şubat 2010 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Hukuk Devletine Darbe

Mübarek(!) "Aziz Valentin Günü"nde (nam-ı diğer "sevgililer günü"nde) okuduğum bir haber beni çok sarstı. Bu günün ruhuma üflemesiyle(!) neşvü nema bulan coşkun duygular yok oldu. Hâlbuki okuduğum "herkesin bildiği bir bilinmeyeni bildiren" cinsten bir haberdi.

Arslan Bulut'un köşe yazısında yer aldığı şekliyle haber aynen şöyle: Diyarbakır eski milletvekili Hatip Dicle, 19 Ekim 2009'da Habur'dan giriş yapan ve büyük törenlerle karşılanan 34 PKK'lının geri dönüş sürecinin önemli ayrıntılarını, yargılandığı davanın duruşmasında açıkladı. Dicle, kapatılan DTP'nin Genel Başkanı Ahmet Türk'ün 15 Ekim 2009'da İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile görüştüğünü söyledi ve bu görüşmede Bakan Atalay'ın 'Müsteşarımı Diyarbakır'a gönderdim. Hâkim ve savcılar ayarlandı, gelen PKK'lılar geldikleri gibi geçecekler' dediğini söyledi.

Habur'dan giren PKK'lıların hiçbir pişmanlık göstermedikleri, örgüt üniformasıyla geldikleri ve "önderimiz Öcalan'ın talimatıyla geldik" demelerine rağmen, serbest bırakılmalarının arkasında siyasi iradenin/devlet politikasının olduğu herkes tarafından öngörülebilir bir husustu. Fakat bir Bakan'ın ağzından "hâkimler ve savcıların ayarlandığını" söylemesi, "devletin temelinin adalet olduğuna" inanan ve  "hukuk devleti" kavramını yüce bir ideal olarak gören bir vatandaşın rüyasında görse hayra yormayacağı bir durumdu.

Bu yargılamanın millet vicdanında kabul görmediği, bu olaydan sonra "Kürt/Demokrasi açılımının" açılamaz hale gelmesinden ve anketlerde AKP oylarında görülen hızlı aşınmadan belliydi. Millet bu olayın müsebbibi olarak iktidarı görüyor ve yargının bu şekilde itibarına ağır bir darbe vurulduğunu hissediyordu. (Devletin saygınlığına, milletin haysiyetine verilen zarar da ayrı bir bahis konusudur.)

Bu ortam olmasına ve diğer her şeye rağmen "bağımsız yargıya" olan güven ve saygımızın tesiriyle "hâkimler ve savcıların ayarlanabildiği" bir düzenin var olduğuna inanmak istemiyorduk.

İçişleri Bakanı Atalay bu haberi yalanladı. Keşke olaylar Bakanın yalanlamasına inanmamızı kolaylaştıracak şekilde gelişseydi. Zira İçişleri Bakanının "hâkim ve savcıları ayarlayabildiğini" kabullenmek, teröristlere özel seyyar bir mahkeme kurulmasından da, yargılamadaki sanıkların açık beyanlarına rağmen, varsayılan (iyi)niyetlerini dikkate alan tuhaflıkları sineye çekmekten de daha zor.

"Ergenekon Davasında" Başbakan Erdoğan savcı, ana muhalefet lideri Deniz Baykal avukat rolünü üstlenmek istemişlerdi. Bu davada örgüt üyesi olmakla suçlanarak tutuklanan çok sayıda tanınmış insan var. Fakat henüz örgütün varlığı da, sanıkların üyelikleri de iddia aşamasında. Bu davanın yargılaması sürecinde ne ile suçlandığını bilmeden bir iki yıldan beri tutuklu bulunan vatandaşlarımız var.

Bir yanda "Ergenekon Davasında" örgütün varlığını ve üyeliğini inkâr eden, eline silah almamış insanların uzun süren tutuklulukları söz konusu. Diğer taraftan terör örgütü üyeliği açık olan PKK'lıların, "gerillayız, önder Öcalan'ın talimatıyla geldik" dedikleri ve pişmanlıktan söz etmedikleri halde hiç tutuklanmadıkları gibi, serbestçe siyasi toplantılara katılabilmelerini adil bulmak ta, halka anlatmak ta kolay değildir.

Öte yandan Başbakan pek de haksız sayılmayacak bir şekilde yakınıyor: Yüzde 47 oyla iktidara geleceksin, halkın yüzde 47'si sana inanacak, sana güvenecek ve sana gelip oyunu verecek. Parlamentonun, milletvekillerinin yüzde 65'ini oluşturacaksın. Böyle bir millet iradesiyle iş başına gelmiş olacaksın... İstediğin anayasa değişikliklerini yapamayacak, hatta türban yasağını kaldıramayacak, İmam Hatip okulları ve Meslek Liselerinin katsayı meselesini çözemeyeceksin. Başbakan, bu yakınmanın sonunda "yargı vesayetinden" "hâkimler hükümetinden" bahsediyor ve Yargının Türkiye'nin demokratikleşmesi yolunda bir engel oluşturduğunu ifade ediyor.

Millet iradesiyle iş başına gelmiş olanların türban, katsayı gibi suni problemleri çözebilmesini isteyen, aynı zamanda da sivil ve askeri yargı ayrımının kalkması, askeri harcamaların da Sayıştay denetimine tabi olması, Askerin siyasetteki ağırlığının azalması gibi taleplere olumlu bakan yurttaşların sayısı, bugünkü zıt taraflardan çok fazladır. Bu vatandaşlar "kişi hak ve hürriyetlerine" yönelik usulsüz dinleme ve takiplerden, mahrem bilgilerin basın yoluyla deşifre edilmesinden, yargı sürecinde yürütülen yandaş medya yayınlarından da; dini inançlarından dolayı okuyamayanların durumundan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıkan 367 gibi garabetlerden de rahatsızdır.

Çoğunluğu teşkil eden bu vatandaşların Hükümetin talepleri konusunda endişe içinde olduğunu ve yukarıda bahsettiğimiz haberden sonra bu endişelerinin artacağını düşünüyorum. Endişe şudur: Hükümet istediği Anayasa değişikliklerini yapmayı başarır da, Yüksek Yargı organları üzerinde de diğer yargı organlarında olduğu gibi "yargı mensupları / hâkimler ve savcılar üzerinde ayarlama" yapabilecek duruma gelirse halimiz nice olur?

Habur ve Silivri yargılamasındaki kamu vicdanını yaralayan uygulamalar, Hükümetin gücünün yargı tarafından dizginlenmesi zaruretini daha çok hissettirdi. Yüksek yargının zaman zaman "haddini aştığı" ve "vahim hatalar" yaptığına dair bir kanaat olmasına rağmen bu böyle.

Hükümet "yargı, demokrasi önünde engel" demeden önce, demokrasinin olmazsa olmaz kuralı "kuvvetler ayrılığı" ile "yargının bağımsızlığı" ilkelerine saygılı olmak ve buna uygun düzenlemeler yapmak durumundadır.

16 Şubat 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.