GÜNÜN SÖZÜ

Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. İmam Gazali

26 Ağustos 2019 02:51 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » GDO, Mısır Şurubu, Şeker Fabrikalarının Satışı

GDO, Mısır Şurubu, Şeker Fabrikalarının Satışı
Tarih: 17 Kasım 2009 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

GDO, Mısır Şurubu, Şeker Fabrikalarının Satışı

Tarım Bakanlığı'nın hazırladığı bir yönetmelikle, bütün milletin sağlığını, geleceğini, bağımsızlığını tehlikeye atacağı iddia edilen, GDO'lu ürünlerin ithalatını ve kullanımını serbestleştirdiği ortaya çıktı. Bakanlığın bu kadar önemli bir konuyu kanunla değil, bir yönetmelikle düzenleyerek konuyu ilgili kuruluşların, STK'ların tartışmasından ve dolayısıyla halkın dikkatinden uzak tutarak, adeta yangından mal kaçırmaya çalıştığı anlaşıldı.

GDO (Geni Değiştirilmiş Organizmalar) açısından şu anda ve şimdilik riskli gıdalar, ithal edilen mısır, soya, kolza gibi ürünler ile bunlar kullanılarak içeride üretilen yemler, gıda maddeleri, mamalar, yağlar ve şeker şurubu. "Meyve ve sebzelerimizde (henüz) GDO sorunu yok."

Yapılan ilmi araştırmalar GDO'ların insan sağlığına, "Biyolojik Çeşitlilik, Tarımsal Biyoçeşitlilik ve Doğal Dengeye" zararlı olduğunu ve ekonomik bağımlılık, canlıların yaşama hakkının ellerinden alınması ve canlılar üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasına yol açması açısından son derece büyük riskler taşıdığını gösteriyor.

Avrupa Birliği başta olmak üzere çok sayıda ülkede kanunlar ve yönetmeliklerle GDO'lar yasaklanmakta ve satışları sıkı denetime tabi tutulmaktadır. Buna karşılık, ülkemizde bu ürünler ve türevleri birkaç güçlü çokuluslu şirketin ve onların yerel ithalatçılarının tatlı kârları adına ve halkın sağlığının hiçe sayılması pahasına, uzun yıllardan bu yana her türlü denetimden uzak bir biçimde serbestçe kullanılmaktadır.

"Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik"e göre:

GDO'lu ürünler bebekler için yasaklanmakta, buna karşılık ebeveynler için serbest bırakılmış.

Ayrıca GDO'suz gıdaların etiketlerinde bu özelliklerinin belirtilmesinin GDO'lu ürünlere karşı haksız rekabet yaratacağı gerekçesiyle yasaklanmış. Yani en basitinden tükettiğimiz gıdanın GDO olup olmadığını öğrenme hakkı bile bize çok görülmüş. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinde bir Bakanlığın halkın sağlığı yerine güçlü tekellerin ve onların imtiyazlı ithalatçılarının çıkarlarının menfaatlerine göre düzenleme yapması çok hazin. Aynı Bakan kendisinin GDO'lu gıda tüketmeyeceğini söylemekten de geri kalmadı.

Dünyada benzeri başka bir yerde olmayan bitki türü zenginliğindeki bizim ülkemize GDO'lu tohumu sokmak ya da genetiği değiştirilmiş Frankeştayn ürünün girişine izin vermek gerçekten korkunç bir hata.

Prof. Dr. Kenan Demirkol'un ifadesiyle "asıl amaç tohumların patentine sahip olmaktır. Üretici şirketler hep yüksek verim yalanını kullanıyorlar. GDO'lar hiçbir şekilde verimi artırmadı. Peki neden GDO üretiliyor?.. Çünkü siz genlerle oynarsanız onun patentine sahip olursunuz. Tanrı'nın tohumu şirketin tohumu olur. Tohuma egemenseniz, egemenliğiniz vardır. Değilse yoktur."

GDO'lu gıdalara alışan toplumlar, gıda ihtiyaçlarını ya GDO'lu ürün ithal ederek veya GDO tohumu ithal ederek karşılamak zorunda kalacak. Çiftçi terminatör genlerle kısırlaştırılan tohumları her yıl yeniden almak zorunda kalıyor. Kendi tarımını ve toprağını öldüren ülkeler GDO tohum patentine sahip olanlara bağımlı hale gelecekler. ABD'li 3-4 tröstün istediği de bundan ibaret.

Mısır Şurubu (Şekeri) Konusu ve Şeker Fabrikalarının Satışı:

Bu konuyu Güngör Uras'ın yazılarından özetlemeye çalışacağım: Dünyada şeker, şeker kamışından, pancardan veya mısır nişastasından üretiliyor. Türkiye'de pancar üretimi ile ilgili insan sayısı çok fazla. Şekerde arz fazlası var diyerek, devlet pancar üretimini kısıyor. Bu da pancar çiftçisini üzüyor. İşte tam bu sırada pancar şekerine rakip olarak "mısır şurubu" üretimi artıyor.

Mısır nişastasından üretilen "fruktoz" sanayide kullanılıyor. Cola gibi içecekler, çikolata, pasta ve hatta baklava gibi tatlılar bununla yapılıyor. Çünkü ucuz... Bizden başka ülkelerde de benzer tablolar ortaya çıkınca, pancar üreticisini ve şeker sanayiini korumak arayışında devletler "mısır şurubuna" kota koymuş.

Türkiye'de de Devlet şekerpancarı üreticisini ve de şeker fabrikalarını korumak için bir yanda pancar, öte yanda şeker üretimine kota koyuyor. Bunlara ek olarak da mısır şurubunun üretimini sınırlıyor. Mısır şurubu üretimini sınırlamanın bir başka nedeni de Türkiye'de yeterli mısır olmaması, mısır şurubu (fruktoz) için mısır ithal etme zorunluluğunun doğması.

Nişasta bazlı şekeri (mısır şurubunu) üreten 5 tesis var. (1) Cargill -Orhangazi (kapasitesi 400 bin ton mısır) (2) Amylum - Adana (kapasitesi 250 bin ton mısır) (3) Pendik Nişasta -Pendik (Kapasitesi 110 bin ton mısır) (4) Tat - Adana (Kapasitesi 70 bin ton mısır) ve (5) Sunar - Adana (Kapasitesi 55 bin ton mısır). Bu 5 tesisten biri (Pendik Nişasta Sanayii) Ülker Grubu'na ait. Ülker Grubu'nun yabancı ortağının hissesini Cargill satın aldığından, Ülker Grubu şimdi Pendik Nişasta Sanayii tesisinde Cargill ile ortak.

Devlet önceleri yıllık toplam üretim hedefinin yüzde 90'ını pancar şekeri, yüzde 10'unun mısır şurubu olmasına karar vermişti. Daha sonra mısır şurubu üreticilerinin (ve ABD eski Başkanı Bush'un) baskısı ile yüzde 10'luk kota yüzde 15'e yükseltildi. Bu kotanın yarısı Cargill tarafından kullanılıyor. (Ayrıca 2001 yılından bu yana yürürlükte olan 4634 sayılı Şeker Kanunu, şeker ve mısır şurubu üretimiyle ilgili kotaları getiren kanun. Bu kanun "şekeri girdi olarak kullanan işletmeleri" kota dışında/ miktar kısıtlaması dışında tutuyor.)

Cargill Orhangazi'deki fabrikasını "birinci derece tarım arazisine" kurduğu için, firma aleyhine 4 ayrı dava açılmıştı. Bu davalar nedeniyle üretim yapamaz hale gelince, Hükümet gizli bir kararname ile faaliyetine devamını sağladı. Daha sonra Cargill'in, bulunduğu arazi "birinci derece" tarım arazisi statüsünden çıkarılarak "sanayi bölgesi" ilan edildi ve böylece Cargill'in bu sıkıntısı giderildi.

Türkiye'de mısır şurubu üreticilerinin ana hammaddesi, çoğunluğu ABD'den ithal edilen genetiği değiştirilmiş mısır. Mısır şekeri (fruktoz) kanda çabuk emildiğinden açlık hissi uyandırıyor ve obeziteye yol açıyormuş. Bütün meşrubat, çikolata, şekerleme, bisküvi vb gıdalarda bu tatlandırıcılar kullanıldığını göz önüne alınca özellikle genç nüfusta obez oranının hızla artışının ana sebebi anlaşılmış olacaktır.

Bu arada Özelleştirme İdaresi Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. ye ait beş şeker fabrikasını satmak için ihaleye çıktı. İhale, Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Yozgat, Çorum ve Çarşamba şeker fabrikalarının bir bütün halinde ve varlık satışı şeklinde uygulanmak suretiyle yapılacak. Belli ki bu fabrikaları dev şirketlerden birinin alması isteniyor.

İhalenin sonucu Türkiye'nin şeker politikasında, (gıda ve tahıl piyasalarının devleri Monsanto, Cargill, Archer Daniels Midland gibi) tekellerin hâkimiyetini ve tam kontrolünü sağlayabilir. GDO yönetmeliğinin acilen çıkış tarihi ile beş şeker fabrikasının bir bütün halinde satışa çıkarılmasının tarihlerinin yakınlığı tesadüf olmayabilir. Türk halkı bu gelişmeleri çok yakından izlemek zorunda. Çünkü bu gelişmeler "Kürt açılımından" daha az önemli değil.

17 Kasım 2009

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.