GÜNÜN SÖZÜ

En büyük acı, acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır; köleliği kabul etmenin, başkaldırmaktan vazgeçmenin acısıdır.Arif Nihat Asya

20 Ekim 2018 08:42 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Kürt Açılımı, Fırsat Ve Riskler

Kürt Açılımı, Fırsat Ve Riskler
Tarih: 04 Ağustos 2009 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Kürt Açılımı, Fırsat Ve Riskler

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, "Kürt Açılımı" adı verilen çalışmalarına devam ediyor. 01 Ağustos günü Polis Akademisi'nde çoğunluğu hükümet çizgisine yakınlığıyla bilinen bazı gazeteciler ile bazı akademisyenlerin davet edildiği bir toplantının yapılması tartışmalara yol açtı. Bu tür toplantılar devam edecekmiş.

Çalıştaya katılanlar genellikle, (terör, ekonomi, Ermeni meselesi, Rum Ortodoks Kilisesi, Ruhban Okulu, ABD ve AB ilişkileri, Kıbrıs ve Irak meselesi gibi) bütün önemli ve stratejik konularda hükümetin politikalarını destekleyen ve bu politikalara kamuoyunu hazırlayan kişiler. Bunun için etkili oldukları TV kanalları ve gazetelerinde görüşlerini devamlı yansıtan bu kişiler ve isimleri şöyle:

Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Deniz Ülke Arıboğan, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, Mustafa Karaalioğlu, Ruşen Çakır, Muharrem Sarıkaya, İbrahim Kalın, Okan Müderrisoğlu, Nasuhi Güngör, Mithat Sancar, İhsan Dağı ve Mümtaz'er Türköne.

MHP lideri Devlet Bahçeli yapılan çalışmaları "bölücü terör örgütü ile mücadeleden vazgeçmek", "birilerinin 4 parçalı büyük Kürdistan planının ilk aşamasını Türkiye'den başlatmaya kalkmak"  şeklinde değerlendirirken, bu tavrı "ihanete yakın bir tarihi hata", çalıştaya katılanları da "12 kötü adam" olarak tanımladı.

***************************

Daha önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün "Kürt Sorunu"nun çözümü konusunda 'tarihi fırsat' diye özetlediği ve 'güzel şeyler olacak' diye umut veren konuşmalarından sonra, 'mutfakta bir şeylerin pişirilmekte olduğu' belli olmuştu.

Obama'nın ABD Başkanı seçilmesi ile hızlanan, ABD güçlerinin Irak'tan çekilmesi süreci ve gergin olan ABD ve İran ilişkilerinin bölgede dengeleri değiştirmesini gündeme getirmişti. ABD, dünya enerji kaynaklarının önemli bölümünü barındıran ve "Büyük İsrail" hayallerine ve "vaat edilmiş toprak" efsanelerine konu olan bu stratejik bölgede gücünü devam ettirmek zorunda hissetmektedir. Bu bölgede etkisini kaybetmiş bir emperyal devletin dünyanın süper gücü sıfatını sürdürmesi beklenemez.

ABD, Irak'ı işgal sürecinde Irak içinden tek desteği Irak'lı Kürtler'den aldı. Irak'ın kuzeyinde kurulmasını sağladığı Kürdistan özerk bölgesinin lideri Barzani ve Irak Cumhurbaşkanlığı'na taşıdığı Talabani'den şimdiye kadar beklediği sadakati gördü. Kürdistan devleti kurulması sürecinde Türkiye'nin direnmesini engellemek için de PKK'yı koz olarak hep elinde tuttu.

Irak çoğunluğunu teşkil eden Şii ahali üzerinde ise İran'ın çok ciddi bir etkisi var. Sünni Kürt ve Türkmenlerin ise Kerkük'ün sahipliği konusunda anlaşması mümkün değil.

Bu şartlarda ABD güçlerinin Irak'tan çekilmesiyle Irak'lı Kürtlerin güvende olması zor. Bu aynı zamanda ABD açısından petrol kaynaklarının da güvende olmaması demektir. Türkiye'ye Kürtlerin hamiliği rolü vermek suretiyle İran etkisini kırmak, ABD menfaatlerini korumak için Türkiye'nin taşeron olarak kullanılması uygun görülmüş olabilir.

Fakat Türkiye'nin enerji kaynaklarına sahip olması yolunu açabilecek bir hâkimiyet genişlemesine izin verilmesi beklenemez. Zaten Kuzey Irak'ta Kürdistan'ı kurduran ve daha sonra Suriye, İran ve Türkiye'de kurulacak Kürt devletçiklerinin birleşmesiyle "Büyük Kürdistan" kurma hayallerini besleyenler oyunun bu aşamasını düşünmemiş olamazlar.

ABD, "Büyük Kürdistan" projesine belki de hiçbir zaman izin vermeyecektir. Ancak bu hayali kuranlar vasıtasıyla Türkiye'yi devamlı bir terör ve bölünme riski altında tutması ve enerjisini bu yönde harcaması, "Türkiye haddini aşarsa da bu yolla hizaya getirmesi" söz konusu olabilecektir.

********************************

Kürt kartını oynayan ve kendilerini Kürt halkının temsilcisi olarak tanıtan diğer oyuncular PKK, Öcalan, DTP ile Barzani ve Talabani'nin nihai hedeflerinin "Büyük Kürdistan" olduğu açıktır. Doğal sınırlarımız diye ilan ettikleri DTP'nin birinci parti seçildiği illerin, bugün için Türkiye'den ayrılarak, bağımsız bir Kürdistan kurulmasının konjonktürel açıdan mümkün olmadığını bu oyuncular iyi bilmektedir.

PKK, Öcalan ve DTP' nin şu aşamada dile getirilen taleplerini biliyoruz:

  • 1- Öcalan dâhil PKK'nın bütün üyelerine genel af ve siyaset yapma imkânı sağlanması,
  • 2- Anayasanın iki milletli federatif bir yapıya göre yenilenmesi,
  • 3- Güneydoğu'ya özerklik verilmesi,
  • 4- Kürtçenin resmi dil olması,
  • 5- Koruculuk sisteminin kaldırılması.

Bunun için 40 bin kişinin ölümünden sorumlu terör örgütü lideri olarak İmralı'da hükümlü bulunan Öcalan'ın muhatap alınması öncelikle isteniyor. "Kürt açılımı çalıştayı"na katılanlardan konuştuklarını açıklayan bazıları "devlet Öcalan'ı muhatap almalıdır" görüşüne destek verdiler.

İçişleri Bakanının "cesur adımlar atacağız" açıklaması bu taleplerden hangilerine evet denileceğini göstermiyor. Zaten talep edenler ve destekçileri de,  hepsi bir anda olmasa da bir süreç içinde hazmı kolay olanlardan başlayıp, zor olanlara doğru taleplerin karşılanması gerektiğini söylemeye başladılar.

Bu projeye CHP ve MHP'nin destek vermesi mümkün değildir. Hatta AKP içinde bu ağır siyasi riski kaldıramayacak veya üniter milli devletten vazgeçemeyecek vatanseverlerin sayısı da azımsanamayacak kadar çok çıkabilir.

TSK'nin bu konudaki görüşü Genelkurmay Başkanı'nın 14 Nisan'da Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmayla açıklanmıştı. Bu görüş, "Anayasa'yla oynanmaması, üniter devlet, ulus-devletin zedelenmemesi, yeni azınlıklar yaratılmaması ancak bireysel olarak farklı kültürlerin özgürce yaşanması, siyasal alana taşınmaması" esaslarına dayanmaktaydı.

"Musul ve Kerkük üzerinde etkinliği olan yeni Osmanlı olmak" hayali ile uyuşturulan Türkiye'nin "dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olma" riski büyüktür.

Terör belasından kurtulmak her Türk vatandaşının isteyeceği bir şeydir. Ama bu kurtuluş, terör örgütünün asıl gayesine ulaştıracak isteklerini vermekle olacaksa, bu Büyük Türkiye Cumhuriyeti Devletinin birkaç bin kişilik terör örgütüne karşı pes etmesi demektir. Verilen binlerce şehide ve harcanan milyarlarca dolarlık ekonomik değerlere rağmen bu sonuca kimse katlanamaz.

TSK'nın çizgisi sıradan Türk vatandaşlarının kabul edebileceği sınırdır. Bundan bir adım gerisini kabul etmenin vebali ağırdır. Bu çizginin ötesinde talep edilenlerin verilmesinin de demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükle bir alakası yoktur.

Bu çizgi de PKK, DTP'nin kabul edeceği sınırdan çok uzak olduğuna göre "güzel şeyler" nasıl olabilecek anlamakta zorlanıyorum. Endişe ve ümitle gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz.

 

04 Ağustos 2009

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu