GÜNÜN SÖZÜ

Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki; paran bittiğinde, şerefin de bitmesin. - Nicanor Parra

18 Temmuz 2018 09:55 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Hümeyra SAĞIR -

Hümeyra

Hayatta en zor olan şey insanın kendisini anlatmasıdır. Ama elimden geldiğince kendimi tanıtmaya çalışacağım.

20 Eylül 1985 yılında Trabzon'da doğdum. 3 kardeşiz, 2 abim var. Ben en son ve tek kız çocuğu olarak dünyaya geldim. 5 yaşımdayken İzmit'e taşınmışız. İlk yerleştiğimiz yer kırkiki evler. İlkokul 1. sınıfı orada okudum ama 1 yıl sonra daha 1. sınıfı bitirmeden Yahya Kaptan'a taşındık ve hala Yahya Kaptan'da kendi evimizde oturuyoruz. İlkokul 2.3.4. ve 5. sınıfı Ulugazi İlköğretim Okulu'nda okudum. Çok duyarlı, başarılı bir çocuktum. İlkokuldaki öğretmenim sınıf içinde öğrenci ayırımı yapardı. Bu ayırımı da velilerin zenginlik derecesine göre yapardı. Kendisinden bu yüzden hiç hoşlanmazdım yine de üzerimizde emeği var... İlkokulu orta başarıyla bitirdim. Daha sonra o zamanlar "kolej modası" vardı. Apartmandaki yaşıtlarım kolejde okuyorlardı. Onlarla birlikte servisle gider gelirim, iyi olur diye ailem ilkokulu bitirince beni "Özel Kocaeli Koleji"ne yazdırdı. Orda önce 1 sene hazırlık okudum ve üstüne orta 1 ve orta 2'yi orada bitirdim. İyi bir eğitim aldım mı? Hayır. Çok iyi bir İngilizce eğitimi aldım adı üzerinde özel kolej. İngilizce eğitimi çok iyiydi özellikle hazırlık sınıfında temeli çok iyi ve çok sağlam verdiler. Şu anda üstünden 10 sene geçtiği için kelimeleri unuttum ancak hala temelim çok sağlam. İngilizceyi kolejde çok güzel aldık ancak ne matematik, ne fen diğer dersler çok üst geçildi. Tabiî ki şimdi birçok Özel Okullarda eğitim sisteminin yürütülüşü mutlaka değişmiştir. Orta 3. sınıfa geldiğimde 17 Ağustos Marmara depremi oldu. Depremde yakın akrabalarım vefat etti ve yıkılan evleri kolejin tam karşısındaydı. Site komple yıkıldığı için ailem son senemde beni okuldan aldılar. Yahya kaptanda oturduğumuz için Yahya kaptan ilköğretim okuluna başladım. Son seneyi orta sonu orda bitirdim. Kolejin o birbirleriyle dalga geçen, zenginlikleriyle hava atmaya çalışan arkadaş çevresinden, kuralsız, disiplinsiz ortamından kurtulduğum için sevinmiştim ve ortaokulun en güzel senemi geçirdim bu okulda. Sonra liseye başlayacağım dönemde kolej çıkışlıları depremden dolayı Anadolu Liseleri sınavsız direk alıyormuş, biz bilmediğimizden yine oturduğumuz sitede diyerek direk düz liseye kayıt yaptırdık. Liseyi İzmit Yahya Kaptan "Atılım Lisesi"nde bitirdim. Şu anda Anadolu Lisesi oldu. Çok iyi bir okuldu. Hayatımın en güzel, huzurlu yıllarını o lisemde geçirdim. Ortaokul ve liseyi başarıyla hep, teşekkür ve takdir belgeleriyle bitirdim. Tek içimde kalan; annem hastahane çalışanı olduğu için ve doktorların içinde büyüdüğüm için sayısala yatkındım sayısal okuyup bir diş hekimi veya laborant olmayı çok isterdim belki çok iyi bir mühendiste olabilirdim bir tek o noktada hayatım değişti. Lise 1'i bitirdiğimde matematik, fizik, biyoloji notlarım çok iyiydi bir tek kimyadan sınıfça zayıf almıştık. Hocaya çok yalvarmamıza rağmen bir kimya notundan dolayı sayısal bölüme alınmadım. Eşit ağırlık (E.A.) bölümüne geçirildim ve meslek seçimim, her şey ona göre yol aldı. Liseyi başarıyla bitirdim. Bitirdikten sonra 1 yıl İzmit Final Dergisi Dershanesin'de Ö.S.S sınavına hazırlandım. Sayısal içimde uhde kalmıştı ve hala sisteme öfkeliydim ve inat ettim dershanede sayısal bölüme gittim. Sınava 2 ay kalana kadar inatçı davrandım sonra hocalarımın ısrarı üzerine "sayısal yapman sana bir şey kazandırmayacak aksine puanın düşecek sen eşit ağırlıksın" demelerine karşın kendi bölümüme geçiş yapıp 2 aylık bir hazırlanmayla sınava girdim yinede güzel puan aldım. E.A. pek sevmediğim için meslek seçimini belirlememiştim ve rastgele bir tercih yapmıştım. Ailem ilk 5. tercihime Sosyoloji Bölümünü yazmamı önerdiler ve yazdım. Nasipte öyleymiş ki 5. tercihim oldu. Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'ne girdim. Okulumu, hocalarımı, bölümü, derslerimi, üniversitemin yakın olup, 4 yıl boyunca gidip gelebilmemi.. her şeyi çok sevdim, çok çabuk adapte oldum. İlk 1. dönemim okula, hocalara, bölüme alışmaya çalışmakla geçti ancak 2. dönemden sonra özellikle "sosyoloji bölümünü" çok sevmeye başladım. Okulda hocalarım tarafından da çok sevildim. 2. senemden itibaren derece yapmaya başladım ve zaman geçtikçe kendime, kişiliğime çok uygun bir bölüm okuduğumu, mesleğimle bütünleşeceğimi hissettim. Bunu bana Allah'ın bir lütfü olarak değerlendiriyorum çünkü tamamen bilmeden girmiştim. Çok az insan bu şansa sahip, birçok insan gibi nefret ederek okuyabilir, işimi yapmak istemeyebilirdim. Hayatımın en acı olayları hep üniversite zamanıma denk geldi, o yıllar içinde birçok şey değişti. Babam iflas etti, büyük abim kanser oldu (erken teşhisle kurtardı) diğer abim bir süre işsiz kaldı, 10 yıldır bizimle yaşayan canımızdan çok sevdiğimiz Allah mekânını cennet etsin anneannem vefat etti. Yani bir şey bitti bir başka bir şey geldi. Hayatta böyle değil midir zaten... Üniversite yılları çok yoğun ve koşturmacalı geçti ama yinede çok güzel geçti. Çünkü bana çok şeyler kattı. Hem sosyoloji okumak hem hayatımda yaşadığım şeyler beni çok pişirdi, hayata bakış açımı ufkumu çok genişletti, hayata hazırladı. Bu yüzden şu anda kendimi seviyorsam ve çevremde çok sayılıp, kişilikli değerlendirilebiliyorsam bunu yaşadığım her şeye en çokta atlatılan sorunlara borçluyum. İnsanoğlu çok aciz ama bir o kadar da çok güçlü, her şeyin üstesinden gelebilecek bir varlık. Üniversite 3. sınıfı bitirdiğim yaz okulda beni seven bir hocamın vasıtasıyla çok değerli Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı Ahsen Okyar'la tanıştım ve o zaman bitirme tezimi Aydınlar Ocağı üzerine hazırlamaya karar verdim. O yaz döneminde Tüpraş İnsan Kaynakları Müdürlüğünde gönüllü staj yaptım. O dönemde anneannem yoğun bakımda yatıyordu, stajdan çıkıp hastaneye gidiyordum, öyle aylar geçti ve nitekim okul bitti. Üniversiteyi dereceyle bitirdim. Birçok sorunlar aştım ama aşarken başarımı etkilemesine hiç müsaade etmedim. Bitirme tezimi de Kocaeli Aydınlar Ocağı üzerine hazırladım. İyi de bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Ki karşılığında Aydınlar Ocağı'n dan aldığım teşekkür ve plaketi ömrüm boyunca unutmayacağım. Hayatımın en büyük kırgınlığını, hayal kırıklığını üniversite bittikten sonra yaşadım. İyi bir iş sahibi olmak için ne başarılı üniversite bitirmek, ne kişilikli olmak ne çok vasıflı olmak hiç bir şey yetmiyormuş, çok açık söyleyebilirim ki sadece bir yerlerde "dayın" veya "amcan" olması gerekiyormuş söz gelimi... Ben, bana arka olabilecek insanları küçük yaşta kaybettim. Şimdi bir ailem bir de ben hayatta yuvarlanıp gidiyoruz. İş bulmak çok zor oldu. İnternetten birçok yere başvurmakla yetinmedim, her gün kapı kapı dolaştım, her yere c.v bıraktım. Elimden 70'e yakın c.v. çıktı ama her yerden ağlayarak döndüm. Boş kalmaya hiç alışık olmadığım için o birkaç ay işkence gibi gelmişti ve baktım beklemekle olmayacak Migros'ta kasiyer olarak işe başladım. O sırada yüksek lisansı kazandığım haberini aldım. Bir yandan ona başladım diğer yandan bir süre kasiyerlik yaptım. Orada hayatın bambaşka yüzünü tanıdım. Bu süre zarfı sonunda hani insan bazen öyle bir ana gelir ki; bazı iğrençliklere haksızlıklara başkaldırmak ya da çarpıp kapıyı gitmek ister ben gitmeyi tercih ettim ve hani hep deriz ya okuduk da ne oldu; işte okuduğum için oradan arkama bile bakmadan gidebildim. Allah öyle yerlerde çalışıp o işe mecbur olanlara, mecburiyetten birçok şeye katlanıp gidemeyenlere sabır versin yardımcıları olsun. Hayatta kaç insan işten ayrıldığı gibi iş bulur? Ben o şanslı insanlardan biri oldum ya da ben buna Allah'ın bana mükâfatı diyorum. İşten ayrıldığım gün sabah ayrıldım, öğlen Ö.S.S.'ye hazırlanırken gittiğim final dershanesi bölge koordinatörü Necdet Hocama gittim. Sadece hatır sormak ve iş aradığımı söylemekti niyetim ama sağ olsun kendisi beni öğrenciliğimden beri tanıyıp çok sevdiği için hemen gördüğünde de hatırladı ve final dershanesinde çalışmamı onayladı ve şimdi 3 aydır Final Dergisi Dershanesi İstiklal (S.B.S) şubesinde rehber öğretmenliği yapmaktayım ve Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde Yüksek Lisans yapmaktayım. Yüksek Lisansta da şu an birinciyim. İşimi seviyorum çünkü hayatım boyunca çocukları çok sevdim. Şimdi her gün çocukların içinde işimi zevkle yapıyorum. Tabi ki insan başka şeyler diliyor, hayat başka şeyler veriyor ama her şeyde "bir hayır vardır" deriz ya hayatım boyunca sahip olamadığım şeylerden bir hayır buldum sonradan, sahip olduğum şeylerin zaten her zaman değerini bildim. Ben üniversite okumaya başladığımdan beri tek hayalim vardı. Artık hayal olmayı da geçti hedef haline geldi. O da akademisyen olmak. Yüksek lisans, doktorayı tamamlayıp Yardımcı Doçent Doktorluk ile akademisyenliğe başlamak... Şu anda ilk adım olarak yüksek lisans safhasındayım ve başarıyla da ilerliyorum. Yapabileceğimi de biliyorum ancak bunun yanında başarılı bir akademisyen olma yolunda ilerlerken stajını yaptığım İnsan Kaynaklarında çalışmayı hayal ediyordum bir o nasip olmadı bundan sonrada olur mu bilmiyorum. Şu anlık bildiğim tek şey final gibi bir kurumda olmaktan, öğrenciyken öğretmenim olan insanlarla yıllar sonra meslektaş olmaktan ve burada çocuklarla olmaktan onlara bir şeyler verebilmekten çok büyük onur duyuyorum ve sahip olduğum her şey için Allah'ıma şükrediyorum... Hep geçmişten, eğitim hayatımdan bahsettim birazda kendimden bahsedecek olursam; insanın kendisini tanıtması çok zordur çünkü bana göre insan asla çözümlenemez, her şeyi içinde barındıran derin bir varlıktır. Ama genel hatlarıyla her şeyi ile hayatı, yaşamı, ailemi, milletimi, ülkemi, bayrağımı en başta yaratanımı, kendimi, tüm dünyayı seven biriyim. Kendisiyle çok barışık, hayata dair çok yönlü bakabilen, gerektiğinde biraz daha fazla olgun, ama bir o kadar da çocuksu, çok neşeli aynı zamanda çok duygulu, insanların bazı zayıflıkları olabilir ama genelde çok güçlü, güvenilir, çok çalışkan, sorumluluk sahibi, azimli, saygılı nerede nasıl davranılması gerektiğini iyi bilen her yerde, her şeye çok kolay uyum sağlayabilen, bu zamana kadar elimi attığım her şeyi başarabilen bir insanım. Tabi insan mükemmel olur mu asla olamaz. Kötü yönleri de yok mu? Var elbette, henüz hayatta tam pişmediğimi, öğrenilecek çok şeyin olduğunu, kişiliğimde yenmem gereken şeyler olduğunun bilincinde ve farkındayım. Artı olarak gördüğüm tek şey kendini tanıyabilen çok az insanların olduğu bir toplumda kendimi çok iyi tanıdığımı düşünüyor ve boş zamanlarımda bu yaşıma gelinceye kadar tüm hayatımı gözden geçirdiğimde hiç kimseyi en azından bilerek üzmemiş olmanın, her zaman insanları kendimden daha çok düşünmüş olmanın, hiç kimseyi alçak ya da üstün görmeden ne yüceltme ne aşağılama yapmadan insan olarak görüp, her zaman iyi kalpli kendini kontrol edebilen bir birey olmanın, bu yaşa böyle gelebilmiş olmanın hazzını duyuyorum. Elbette ki insanların hayatlarında kritik dönemler, hatalar olabiliyor ama onlarda insanları eğitiyor. En azından hayatta hiç kimseyi bilinçli olarak kırmadım, özür dilemem gereken yerde özür dilemeyi bildim, teşekkür etmeyi alışkanlık haline getiren bir insan oldum ve çocukluğumdan beri bize öyle aşılandığı için hep onuru için yaşayan bir insan oldum ne kendi değerlerimden ödün verdim ne de başkalarının değerlerine saygısızlık yaptım. Hayatımda en çok mutluluk duyduğum şey çok sıkı, gerçek bağları olan bir ailede yetiştim. Bizim ailede anne-baba çocukları için hayatlarını feda eden masallardaki gibi çocukları için yemeyip yediren, giymeyip giydiren bir anne-baba, kardeşler birbirlerine her konuda destek, birinin bir sıkıntısı olduğunda tüm aile taşın altına elini koyar. Torunlar bir o kadar sevgi dolu, neşeli bir ortamda büyüyor. Ailece çok kritik durumlar atlattık ama hep beraber göğüs gerdik ve birbirimize olan bağlarımız hiç sarsılmadı. Neşemiz hiç bozulmadı. Bir sosyolog olarak bile aileyi tanımlayacak olsam 'gerçek' bir aileye sahip oldum. Bu hayatımın en büyük kazancı ve Allah'ın en büyük hediyesi. Yetişme çağlarımda da evin en küçük ve tek kız çocuğu olduğum için beni hem şımartmadan ama sevgiyle, hayata hazırlayabilmek için hep toplum içinde yetiştirdiler, her imkânı tanıdılar ama aynı zamanda sürekli de koruma altında tuttular. Şimdi belli bir yaşa geldik. Artık kanatlara sahibiz ve uçmak istediğimizde uçabilecek güce hazırız. Hayatımızı kurmaya ve kendi yolumuzu çizmeye çabalıyoruz tabi yine ailem her konuda arkamda destek. Ben sahip olduğum her şeye, Allah'ımın bana verdiği acılara, tatlılıklara her şeye şükrediyorum. Bundan sonra da her şeyin farkında olan, en azından hayatı tanıyan ve bu dünyanın ölümlü olduğunun an be an bilincinde olan bir insan olarak tek gayem; önce yaratanına hayırlı bir kul olmak, sonra hayırlı bir evlat olmak, sonra kendi yuvamı kurarak önce iyi bir eş sonra iyi bir anne olmak ve tüm bunların yanında çok başarılı bir sosyolog ve akademisyen olabilmek... Günümüzün en çok tartışılan konularından biri özellikle bayanlar için hem kariyer hem evlilik bir arada olmayacağı konusu. Ben her şeyin sırrı insanın içindedir, o güç insanın kendisindedir diye düşünüyorum. Bayan olmak, hayatta birçok sorumluluğu taşımak bahane olmaz diyorum. Bu yaşıma kadar çevremdeki herkesin yapamazsın bu kadar yüklenme demesine rağmen birçok işi paralel olarak aynı zamanda yapıp ve hepsini başarıyla bitirebilmiş bir insan olduğum için ne aile kurmadan sadece çalışmaya bu hayatın değeceğine inanıyor nede bunca emeğe, içimdeki sorumlu, azimli, çalışkan kişiliğime bu kadar başarılı okuduğum yıllara ve mesleğime olan sevgime karşılık evde oturmaya hakkım olduğunu düşünüyorum. Tıpkı ailemin beni yetiştirirken sahip olduğu ve yapabildiği gibi bende yapabileceğime inanıyor, Allah'tan hem başarılı bir iş hayatı hem de başarılı, huzurlu bir aile hayatı sahibi olmayı diliyor, hedefliyor, inanıyorum ve şu hayatta Allah'tan istemeye yüzü olan, hak eden her insana, istediklerini Allah'ın vereceğine inanaraktan her şey herkesin gönlünce olsun diliyorum... İnsanın kendisini anlatması veya bir hayatı kâğıtlara sığdırması imkânsız, sadece içimden geldiği gibi yazarak kendimi tanıtmaya çalıştım... Bu hayatı güzel ve faydalı yaşayıp hayırlı ölebilmek ümidiyle... Herkesin hayatı kendince çok kıymetlidir. Benden bu kıymetli şeyi paylaşmamı isteyen, hayat hikâyeme yer veren başta Sayın Ahsen OKYAR olmak üzere tüm Kocaeli Aydınlar Ocağı'na sonsuz teşekkürler...

Yazıları    

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu